Bizde de olmalı!

Fransa'da cumhurbaşkanının yalan söylediği doğrulanınca hapse mahkum edildi. Eski cumhurbaşkanlarından Sarkozy, 2012 yılında yapılan seçimlerde çok harcamalı, çok gösterişli, savurgan mitingler düzenlemişti. Fransa'da yasaya göre, seçim propagandası sırasında en fazla 22.5 milyon Euro harcanabilirmiş. Sarkozy iki kat daha fazla harcamış.

Harcadın.

Harcamadın.

Davalık olmuş.

Mahkeme Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin masrafları gizlemek için yakın ilişkide olduğu bir halkla ilişkiler şirketiyle anlaştığını belirlemiş ve üst harcama sınırını aştığı halde “yalan söylediğini tespit etmiş. Eski cumhurbaşkanına 1 yıl evde hapis” cezası verilmiş.

Bu altın örnek!

Bize de lazım.

Bizde çok yalan var.

Harcama bin misli.

★★★

Her gün, her saat, her yerden yalan, hırsızlık, çalma, çaldırma, yeme, yedirme fışkırıyor. Dünkü gazetelerde benim görebildiğim şu haberler vardı:

Cumhurbaşkanlığı yabancı danışmanlara geçen yıl 14 milyon, son üç yılda ise toplam 35.5 milyon lira ödemiş.

Bunun yanında.

Sarkozy'nin yaptığı.

Hiç kalır.

Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'na 61 kişi sınavsız memur yapılmış. Torpille, tanıdık, bildik. Bu da gizlenmiş, saklanmış.

Bunun yanında.

Sarkozy'nin yaptığı.

Yine hiç kalır.

Enerji nakil hattı tek tel bırakılmış fakat devletin elektrik dağıtım şirketi özelleşmişti. Sözüm ona tek nakil hattı üzerinde rekabet yaratıp elektrik fiyatını ucuzlatmaktı. Dünkü haberde özelleşen elektrik dağıtım şirketlerinden 37'sinin vatandaştan devlet adına topladığı parayı Elektrik Enerji Fonu'nu yatırmadığı ortaya çıktı. Üstüne yatmışlar.

Bunun yanında.

Sarkozy'nin yaptığı.

Zemzem suyu kalır.

TMSF, emekliye ayrılan eski fon yöneticilerine çalışıyorlarmış gibi, son 6 yılda toplam 1.533.358.34 TL ödeme yapmış. Merkez Bankası Para Politikaları Kurulu'nun bir üyesi 2008'den beri ABD'de yaşıyor. Ayda bir yapılan toplantılara katılması için Merkez Bankası'nın bütçesinden ödenen gidiş dönüş uçak bileti faturası 700 bin doları geçmiş. Taşıt Kanunu'na göre “lüks ve gösterişten uzak” araç tahsis etmesi gereken devlet kurumu DSİ, bölge müdürleri binsin diye 34 gösterişli, yüksek motor güçlü ithal araç kiralamış. Devlet kuruluşu olan USHAŞ'ın, yönetim kurulu üyesine 100 bin TL harcama limitli kredi kartı” verdiği ortaya çıkmış. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın kurucusu olduğu Medipol, Vakıflar'a ait arsalar üzerine VIP hastaneler yapmış ve bu hastanelerin işletme süresi, sözleşmedeki açık hükme rağmen, iki katına çıkarılmış. Yine Sağlık Bakanı, Meclis'te yaptığı konuşmada; “şehir hastanelerine hasta garantisi verildiği iddiası gerçek dışıdır” demesine rağmen Sayıştay, “garantinin verildiğini, fakat gizlendiğini” ortaya çıkarmış.

1001 yalan.

1001 çalma.

1001 çaldırma.

1001 yeme.

1001 yedirme.

Böyle uzayıp gidiyor. Bu 1001'lerin yanında Fransız Sarkozy'nin yalanı gerçekten çok masum kalır.

★★★

Türkiye şu noktaya geldi: Devlet ele geçirildi ve halkın sırtından belli bir kesime servet ve gelir transferi yapıldı. Devlette yolsuzluk yapanların hepsi en büyükten en küçüğe adalet önünde hesaba çekilip hapse konulmalı. Çaldıkları, çaldırdıkları, yedikleri, yedirdikleri paralar son kuruşuna kadar geri alınmalı. Bunların kendileri ve yedi kuşaktan en uzak akrabaları bile devlet yönetimine kesinlikle yaklaştırılmamalı. Türkiye'de adalet, hukukun üstünlüğü bitti. Yerini iktidarın, güç odaklarının, yeni egemenlerin vesayetine ve kontrolüne girmiş yargı aldı. Yargıyı içeriden ele geçirenler, onu diğer devlet kurumlarını da gasp etmek için kullandılar, kullanıyorlar.

Hesap sorulmalı.

Sarkozy yalan söyledi.

Hapse mahkum oldu.

Bizde de aynısı olmalı.

Muhalefet partilerinin “bu çürümeye nasıl neşter vurup nasıl hesap soracaklarını” çok net halka anlatmaları en büyük ihtiyaç oldu.

TARİHLE RÖPORTAJ (Unutkanlığa ilaç)

Boğaziçi binası iddiasına kepçe de eklendi!

Boğaziçi Üniversitesi'ne  “seçimle değil atama ile rektör” dayatılınca öğrenciler ve akademisyenler buna tepkilerini dile getirmişlerdi. İlk rektör atandığında asıl amacın üniversitenin dünya ölçüsündeki akademik düzeyini yükseltmek değil Boğaz'da çok seçkin ve bulunmaz bir yere ve manzaraya sahip arazisi ile binasını ele geçirmek, lüks otele dönüştürmek olduğu iddia edilmişti. Bu iddia olarak kaldı ve ilk atanan rektör dayanamadı, istifa etti ya da ettirildi, gitti. Yerine yardımcısı yine atama ile geldi. Dün KARAR Gazetesi'nde yer alan bir habere göre Boğaziçi Üniversitesi'nin İstanbul'un en değerli noktalarından biri olan arazisinin statüsü Şehircilik Bakanlığı tarafından değiştirildi. Arazinin doğal SİT alanı olan kısımları turizm tesisi yapmaya imkan tanıyacak şekilde nitelikli koruma alanı” ile “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım” alanına dönüştürüldü. Böylece Boğaziçi binası ile ilgili ortaya atılan “Burası özel kişilere peşkeş çekilip lüks otel yapılacak” iddiasına kepçe de eklenmiş oldu!