Sözcü Plus Giriş
PINAR TURAN

‘Namus’ değil, ‘Cinayet!’

8 Mart 2021 Yazarlar

Samsun’da bir kadın, sokak ortasında 3 yıl önce boşandığı eski eşi tarafından 5 yaşındaki kızının gözleri önünde öldüresiye dövüldü. Canavar adam, çevredekilerin evlerinin penceresinden bağırmasına, küçük kızının ağlamasına aldırmayarak yerde baygın bir şekilde yatan kadına hiç acımadan art arda tekmeler savurup öldürmeye çalıştı.

Ankara’da daha önce de eşine şiddet uyguladığı ve bu nedenle hakkında uzaklaştırma kararı olan, ayrıca başka bir kadınla da dini nikahlı bulunan 38 yaşındaki Zeynel Korkmaz,  tartıştığı eşi Reyhan Korkmaz‘ı 4 çocuğunun gözü önünde boğazından bıçaklayarak öldürdü.

İstanbul Başakşehir’de 1 çocuk annesi 46 yaşındaki Nebahat Kurt, evinin önünde kocası emekli Emrullah Kurt tarafından başına silahla ateş edilerek öldürüldü.

Kayseri'de Şükrü Efe tartıştığı eski karısı ve 3 çocuğunun annesi Nuran Koçer‘i belinden çıkardığı tabancayla vurarak öldürdü.

M.K. ile boşandığı Halime T. arasında çıkan tartışma sonucu M.K., Halime T.‘yi bıçaklayarak öldürdü.

92 yaşındaki Hanım Pınarlı, 23 yaşındaki komşusu tarafından cinsel saldırıya uğradığı ve boğularak öldürüldü.

Bugün ‘‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü'' ve yukarıda okuduğunuz vahşet olayları geçen haftanın kadın cinayetlerinden sadece bazıları. Yıl 2021 ve kadınlarımız hâlâ sapır sapır öldürülmekte.

Eğitimsizlik ve ekonomik zorluklarla birlikte, kadının toplumda etkin rol almasını, çalışıp hayata katılmasını kabullenemeyen, onu kendi malı gibi gören ataerkil zihniyetin sonucu olarak, kadın cinayetleri ülkemizin kaçınılmaz bir gerçeği olmaya devam ediyor.

Tolum ve geleneklerin baskısı, ekonomik zorluklar, eğitimsizlik dolayısıyla kadını bir mal gibi gören ve sahiplenen erkekler; onların herhangi bir sebeple kendisinden ayrılmasını veya ayrılmak istemesini kabullenemiyor.

Kadının kendisini istemediğini bilse bile, kendini sahibi olarak gördüğü için onu özgür bırakmaktansa ‘‘erkeklik gururu'' gibi tuhaf bir mazeretin arkasına sığınarak öldürmeyi bir çözüm olarak görüyorlar.

Kimi zaman kıskançlık, kimi zaman şüphe adı altında, ‘‘Namus davası'' olarak işleniyor bu cinayetler. Neyin namusu acaba?

Ne yazık ki toplumumuz bu tür davranışları garipsemiyor, doğal bir durum olarak kabul ediyor. Hatta yargı bile; karısını ya da sevgilisini öldüren adamın iddia ettiği; ‘‘erkeklik gururuma yediremedim, cinnet geçirdim, şüphelendim'' gibi gerekçeleri ‘‘haklı'' bulup, indirim uygulayabiliyor.

Bu ve bunun gibi birçok sebeple gün geçtikçe artan kadın cinayetleri aslında bireysel nedenlerden ziyade bozulmuş toplumsal bir yapının göstergesi.

Kadın cinayetlerini durdurmak için “Kadın annedir, kutsaldır, çiçektir” demek yetmiyor, bu bozuk yapıyı düzeltmek, kadın düşmanlığını ortadan kaldırmak ve kadının toplumdaki yerini yeniden belirlemek gerekiyor.

Bunun için de eğitimden başlamak şart. İlkokuldan itibaren çocuklarımızın kafasındaki kadın erkek rollerinin tekrar belirlenmesi gerekmekte.

Bu yaratıkları yetiştiren kadınların çoğu çaresiz eğitimsiz şiddet mağduru zavallılar.

Önce kadınlarımızı eğitip kurtarmadıkça, böyle canavar yaratıklar yetişmeye devam edecektir.

Kız çocukları okula yollanmayıp, erkeklere mal gibi verildiği, erkek çocuklarına sevgi saygı öğretilemediği sürece bu iş böyle sürüp gidecektir.

Erkek çocuklarını istedikleri her şeyi yapabilecek kral gibi büyüten anneler olduğu sürece bu iş bitmeyecektir.

Kadını ancak “çocuk üretme makinası” veya hizmetçi gibi görüp, eve hapseden zihniyet ölmedikçe bu canavarlar kadınları kendi malı gibi görmeye devam edecektir.

Eğitilmeyen, çalışmayan, kendi kendine yetemeyen kadın erkeklere muhtaç yaşamaya, 2'nci sınıf olmaya ve bir eşya köle muamelesi görmeye mahkumdur. Onun için yine eğitim, ama önce kadınların ve kız çocuklarımızın eğitimi… Erkek zulmüne mahkum kalmamaları için kız çocuklarımızın eğitimi ülkece en önemli önceliğimiz olmalıdır.

Birinin egemenliği altında girip hayatını onun inisiyatifine bırakmak yerine kadının çalışıp, üretip kendi hayatını kazanması, özgürlüğünü elinde tutabilmesinin tek garantisidir. Kadınlar çalışarak kazandıkları sadece para değil, kendi hayatları için karar verebilme özgürlüğüdür!

Ancak biz kadınlarımızı, onlar da çocuklarını doğru eğitip yetiştirebilirse bu korkunç cinayetler bitebilir.

O vakte kadar bu canavarların hak ettikleri cezayı almaları ve kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi için İstanbul Sözleşmesini hakkıyla uygulanmalıdır.

İstanbul Sözleşmesi, şiddet mağduru kadın ve çocuklar için gelecek güzel günlerin umudu ve simgesidir.

#istanbulsözleşmesiyaşatır

YAZARIN TÜM YAZILARI