Devlet Denetle(me) Kurulu

Ülkemizin gündeminden hiç düşmeyen ve her yeni iktidar döneminde artarak devam eden rüşvet, yolsuzluk, usulsüzlük, benzeri yüz kızartıcı suçlara ilişkin iddialarda; cumhuriyetin savcıları re'sen harekete geçmedikleri için yargı denetimi çalışmıyor. Bu defa gözler cumhurbaşkanına dönüyor ve idari denetim mekanizmasını devreye sokması bekleniyor. Ortaya saçılan ciddi iddiaların devletin en yüksek idari denetim birimi olan Devlet Denetleme Kurulu (DDK) tarafından araştırılması ve soruşturulması isteniyor.

Peki, DDK devreye sokulursa ne olur? Yolsuzluk yapanların yakasına yapışabilir mi? Kamu gücünü kullanarak kamu varlıklarını aşıran hırsız, arsız ve ahlaksızların ipliğini pazara çıkarabilir mi? Tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını yiyen rantiyecilerin cezalandırılmasını sağlayabilir mi?

SİYASİ YOZLAŞMA

DDK'nın yapısı ve işleyişiyle ilgili en kapsamlı çalışmanın, 2000 yılında TODAİE tarafından basılan “Türkiye'de Yönetsel Denetim ve Devlet Denetleme Kurulu” adlı kitap olduğunu biliyordum. İşte konuyu asıl uzmanına, yani bu kitabın yazarı olan kurulun eski üyelerinden Dr. Recep Sanal'a sordum? İşte onun anlattıkları…

“1960 öncesinde uygulanan çok partili sistemde, partili cumhurbaşkanının demokratik sistemi korumadaki başarısızlığının görülmesi üzerine 1961 Anayasası ile cumhurbaşkanının tarafsızlığını sağlamak ve ona hakem rolü vermek için yeni bazı düzenlemeler yapıldı. Fakat zamanla bu yeni rol de siyasallaştıkça hoyratlaşan devlet organları arasındaki çatışmayı önlemek yerine, ‘Çankaya Noteri' olarak adlandırılan etkisiz ve yetkisiz bir cumhurbaşkanlığına evrildi.

BU DURUMDA İHTİYAÇ YOK

1982 Anayasası ise işte bu duruma tepki olarak, cumhurbaşkanına devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını ‘gözetme' yetkisini verdi. Bu gözetme yetkisinin enstrümanlarından biri olarak 1982 yılında kurulan DDK, esas itibarıyla ‘kuvvetler ayrılığına' dayalı parlamenter sisteme göre tasarlanmıştı. Zira 1924 ve 1961 anayasalarında öngörülen ‘kuvvetler ayrılığı' sistemi, 1980 öncesinde artan siyasi yozlaşma kapsamında ‘kuvvetler çatışması'na dönüşmüştü. AKP iktidarı, anayasa değişiklikleri üzerinden devletin yapısıyla oynamaya başlayınca, sistem tümden yozlaşarak ‘kuvvetler yapışması'na dönüştü.

Parti genel başkanlığı ile cumhurbaşkanlığı sıfatlarının tek kişide toplandığı ve her yetkinin fiilen aynı kişinin elinde bulunduğu yapıda, DDK benzeri denetim birimlerine ihtiyaç yoktur.  Zira devletteki her şeye tek başına karara vermek isteyen cumhurbaşkanının kendi icraatlarını objektif bir şekilde denetletmesi beklenemez.

Geçmişten günümüze ülkemizde iktidara gelen fakat devleti yönetme ehliyeti olmayan liyakatsiz kadrolar, denetimden asla hoşlanmadılar! Her yeni iktidar, devletteki denetim birimlerini daha fazla iğdiş edebilmek için uğraştı. Günümüzde ise iyice tüy dikildi ve denetimin ruhuna Fatiha okuyan kadrolar olarak tarihe geçti.

KONTROLLÜ DENETİM

Devleti yönetmenin rastgele bir iş olmadığını yaşayarak öğrenen ama bu arada devlete ve millete de hayli zaman kaybettiren kadrolar, denetimin önemini inkar ettikçe yönetimin daha da zorlaştığını anlayınca; bu defa her şeyi kendi kontrolleri altında tutabilecekleri bir ‘kontrollü denetim' modeli geliştirmeye çalışırlar. Denetim sisteminin adeta beynine kelepçe takarak, kendi istekleri doğrultusunda çalışacak göstermelik bir denetim (!) yapısı oluşturmaya kalkışırlar.

Cumhurbaşkanının emrindeki DDK'nın görev alanının genişletilmesini (Kooperatiflerin de denetlenmesi) ve yeni yetkilerle donatılmasını (Soruşturma yetkisi verilmesi), fakat sistemdeki etkisinin giderek daraltılmasını da işte bu zihinsel arka plana göre değerlendirmek gerekir. DDK başlangıçta, hakem rolü üstlenmiş olan tarafsız bir cumhurbaşkanı için tasarlanmıştı ve hayati önemdeydi. Yürütmedeki önemli sorunları tespit edip hem cumhurbaşkanını hem de onun vasıtasıyla başbakanı doğru bilgilendiren bir misyona sahipti. Oysa günümüzdeki cumhurbaşkanı, devletteki tüm rollerinin hepsini birden üstlendiği için (Başbakan, bakan, genel müdür, daire başkanı, şef…), objektif bir denetime ihtiyaç duymayacağı açıktır.

ÖNEMİ YOK

Bu yüzden, içinden geçmekte olduğumuz süreçte DDK'nın herhangi bir konuda devreye girip girmemesinin herhangi bir önemi kalmamıştır. ‘Tam demokrasi' ekseninde güçlü bir parlamenter sisteme geçilmediği, kuvvetler ayrılığı temelinde devletin denge ve denetim aygıtları dürüstçe işletilmediği takdirde; siyaseten taraflı bir cumhurbaşkanına bağlı çalışan DDK'nın tarafsızlığından bahsedilemeyeceğine göre, varlık sebebi de sorgulanmaya devam edecektir.”

Dr. Recep Sanal'ın kitabında, devletin nasıl denetlenmesi gerektiği hususu çok ayrıntılı biçimde işlenmiş. Devlet adamlarının yazdıklarının ve söylediklerinin değeri vaktinde bilinseydi keşke! Devlet yönetiminde yaşanmış ve halen yaşanmakta olan sıkıntıların esiri haline gelinmezdi.