Aklımızı kaybediyoruz!..

Türkiye'nin en kıymetli hazinesinin eğitimli insanlar olduğuna dair inanç, sistematik olarak ortadan kaldırılıyor. İlk ve orta dereceli okullarda 18 milyon, üniversitelerde de 8.5 milyon öğrenci var. Türkiye, 27 milyon öğrenciyle dünyada onlarca ülkenin nüfusunu ardında bıraktı. Ancak bilimsel olarak öğrenci sayısıyla nitelikli eğitim arasında doğru bağ kuramayız. Salgında, pedagojik teamüllere aykırı alınan kararlarla Türk Eğitim Sistemi dibe vurdu. Uruguay, Suudi Arabistan, Irak ve Meksika'nın da aralarında yer aldığı okullarını en uzun süre kilitleyen dünyadaki 5 ülkeden biri olduk. Salgında okullarını açık tutan ülkelere baktığınızda ise İngiltere, Amerika, Rusya, Fransa, İsveç, İsviçre, Almanya gibi en gelişmiş ülkeleri göreceksiniz.

VARLIK VE YOKLUK

Bilimsel araştırmalara göre bu süreçte okullarını kapalı tutan ülkelerdeki çocukları, öğrenme güçlüğü ve zeka geriliği gibi hayati bir sıkıntı bekliyor. Bu korkunç gerçek karşısında Türkiye'nin artık 6 Eylül'de ders başı yapmamak için kaybedecek tek bir saniyesi bile yok. Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer ve YÖK Başkanı Erol Özvar'ın 2021-2022 ders zilini çalma kararlılığı, eğitimden siyasete toplumun tüm paydaşlarınca desteklenmelidir. Okulların kapalı olduğu her günün artık Türkiye için bir beka hatta varlık-yokluk sorunu olduğu görülmelidir. Sağlık Bakanlığı'nın son yayınladığı veriler vaka sayısının 24 binlere, günlük ölümlerin de 290'lara çıktığını gösteriyor. Bu rakamlara rağmen salgında yeni bir artış olsa bile artık ilk akla gelen okulları kapatmak olamaz.

İNANÇLAR YİTİRİLDİ

Türkiye'nin şimdiye kadar aldığı hesapsız-kitapsız okulları kapatma kararlarının bedelini, Türk milleti kuşaklar boyu kayıp nesil ve ekonomik tahribat gibi çok ağır bedellerle ödeyecek. İlk ve en önemli  fatura, daha salgın bitmeden ortaya çıktı. Türk toplumu artık eğitimle kalkınmaya olan inancını ve eğitimli insanın ulusal kalkınmadaki milli sorumluluğuna dair inancını yitirdi. Bir asır önce Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki bu anlamdaki tüm kazanımlar kaybediliyor. Bu kaybın bedeli ne mi? Bilimsel gerçekler karşısında oturup bir felaket senaryosuna gerek yok. Eğitimli nüfus oranıyla ülkenin ekonomik kalkınması arasındaki hassas bağ artık koptu. Türkiye'de nitelikli eğitim almış nüfus hızla azalırken, olanlar da akın akın yurt dışına gidiyor.

ULUSAL KRİZ

Cumhuriyet tarihimizin ilk ‘ulusal varlık' krizi 10 yılı bulmadan kapımızı çalacak. Tehlikenin boyutu küresel istatistiklerde de görülüyor. UNESCO verilerine göre okullarını kapatmayan İngiltere, Amerika, Rusya, Fransa, İsveç, İsviçre, Almanya gibi ülkelere Türkiye'den bu yıl 50 bin gencimiz daha gitti. Dünyadaki 190 ülke içinde en çok beyin göçü veren 24. ülke olduk. Literatürde, üniversite sonrası iyi bir mesleği olanların ülke değiştirme gibi tanımlansa da Türkiye'deki beyin göçü bu tanımı kırıyor. Çünkü henüz bir mesleği bile olmayan ama İstanbul Erkek Lisesi, Galatasaray Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi gibi LGS'de ancak yüzde 1'lik dilimle öğrenci alan asırlık okullardaki öğrencilerin yurt dışına gitme oranı-salgına rağmen- yüzde 70'leri aştı.

ÜLKEDEN KAÇIYORLAR 

Üzülerek yazıyorum ki; Türkiye'de beyin göçü artık lise seviyesine indi. Geleceğimiz gençler, geri dönmemek üzere akın akın ülkeyi terk ediyor. Genç işsizliği ortadan kaldıracak çözümler üretilmemesi, antidemokratik yaklaşımlar, mülteci gençlere sınırsız tolerans, milletimizin en zeki çocuklarını ülkeye küstürüp kaçırıyor. TÜİK 2021 verileri bize genç işsizliğin yüzde 8.8 artışla yüzde 25'e çıktığını gösteriyor. Bunların yüzde 40'ını iş bulamayan üniversite mezunları oluşturuyor. Türk gençliği pırıl pırıl diplomaları ellerinde, anne-baba harçlığına muhtaç hale geldi. Bizi kıskanan (!) Almanya'da genç işsizlik oranı yüzde 4'te kaldı. İktidarın mülteci politikası, Türk gençlerinin ülkeye olan aidiyet duygusu ve güvenini kaybetmesine yol açtı.

KAĞITTAN ÖĞRENCİLER 

Y kuşağının yüzde 83'ü, Z kuşağının yüzde 73'ü, Türkiye kaynaklarının eşit dağıtılmadığına inanıyor ve ilk fırsatta gelişmiş ülkelere gitmek istiyor. Gidenlerin yüzde 78'i ise bir daha geri dönmeyi düşünmüyor. Gençlerimizin sadece yüzde 18'i Türkiye'de ekonomik koşulların iyileşeceğine inanırken yüzde 54'ü, bir yıl içinde daha da kötüleşeceğini düşünüyor. OECD verilerine göre 15-29 yaş arası her 100 gencimizden 28.9'u ne okula ne işe gidiyor. Okulların kapalı kaldığı her gün, ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan Türkiye'yi gerileme dönemine sürüklüyor. Zorunlu eğitim çağında ama hiç okula gitmeyen 3 milyonu aşkın kağıt üstü kayıp öğrenci, seferberlik ruhuyla, her evin kapısı çalınarak eğitim sistemine ivedilikle kazandırılmalıdır.