Prof. Dr. İlter Turan, Yunanistan ve Suriye ile giderek artan gerilimi SÖZCÜ’ye değerlendirdi...


Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeyi Atina lehine bozan ABD’nin aslında iki ülkenin çatışmasını arzu etmediğini belirten Turan, Suriye krizi için ise “Esad’la anlaşıp sığınmacıların dönmesini sağlamak gerekir” yorumunu yaptı


Öncelikle gazetemiz SÖZCÜ’nün uluslararası araştırma merkezi  Reuters’ın 2022 Dijital Haber Raporu’nda “güvenilirlik” endeksinde, yazılı basında zirvede olduğu açıklamasıyla gurur duyduğumuzu belirtmek isterim.

Siyasete gelince, Türkiye gergin. Ekranda “Suriye’ye operasyon an meselesi” benzeri bir alt yazı görünce yüreği titriyor insanın; operasyon dediğin öyle basit bir olay değil, şehitler verdik, vermeye devam ediyoruz, yenilerini mi duyacağız? Yunanistan’la ayrı bir savaş riski içindeyiz. Günün bir saati yok ki yeni bir şok haberle sarsılmayalım. Sevgili okurlar, bugün merak ettiğimiz birçok konuyu Türkiye’nin en deneyimli siyaset bilimcilerinden biriyle, Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sayın İlter Turan’la konuştum.

Prof. Dr. İlter Turan, ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Columbia Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi’nde doçent ve profesör olmuş, bu üniversitede ve Koç Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmış, 1998-2001 yılları arasında Bilgi Üniversitesi rektörü olmuştur. Uluslararası Siyasi Bilimler Derneği Başkanlığı da yapan İlter
Turan’ın iç ve dış politikayla ilgili çok sayıda kitabı ve araştırmaları vardır.


DENGELEYİCİ ADIM ATMIYORLAR

- Yunanistan’la olan aşırı gerilimden başlayalım. Miçotakis “İlişkiler daha kötüye gitmez, sözlü gerilim var” dese de Yunanistan, ABD açıkça yanında yer aldığı için küstah davranmaktan çekinmiyor. ABD, Yunanistan ve Türkiye, üçü de NATO üyesi olduklarına göre bir savaş çıkma riski var mı, çıkarsa NATO nasıl davranır?

NATO üyeliği, NATO’ya üye olan ülkeler arasında çatışmalar çıkmayacağı anlamına gelmemelidir. 1956’da Fransa ve İngiltere, Mısır’da Nasır hükümetinin Süveyş Kanalı’nı millileştirmesi üzerine Süveyş’e bir harekat başlatmışlardı, buna İsrail de katılmıştı. O dönemde ABD, böyle bir girişimin Rusya’yı da harekete geçirebileceği ve kendisini istemediği bir mücadeleye çekeceği ihtimalinden endişe ettiği için İngiltere ve Fransa’ya bir an önce harekatı durdurmalarını ve Mısır’dan çekilmelerini sert bir şekilde telkin etti. İki ülke de geri çekilmek durumunda kaldılar. Nasır yenik düşmüşken birdenbire bu mücadelenin zafer kazanmış komutanı oldu. ABD ve diğer NATO üyeleri çok yakın zamana kadar Türkiye’yle Yunanistan arasında bir denge gözetilmesi ve bu iki ortağın birbiriyle çatışmasının engellenmesi için mücadele etmekteydiler. Bununla birlikte bu mücadele Türkiye’nin 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı yapmasını engelleyemedi ve Amerikan Kongresi bildiğiniz gibi Türkiye’ye ambargolar da koydu ama 3 sene sonra bunu da kaldırmak durumunda kaldılar. Son zamanlarda ABD, Yunanistan’ın silah donanımını güçlendirerek Türkiye-Yunanistan arasında kurulmuş olan dengeyi Yunanistan lehine bozar gibi görünüyor. Bunu yaparken de esas itibarıyla amaçlarının Bulgaristan ve Romanya’nın da müdafaasını güçlendirmek olduğunu ileri sürüyorlar. Bu kısmen doğru da olabilir ama Türkiye’ye dönük dengeleyici bir adım atmadıkları gibi Türkiye’nin konumunu zayıflatıcı -silah vermemek gibi- girişimlerde de bulunuyorlar. ABD’nin bir Türk-Yunan çatışmasına arzulu olmadığını, bir çatışma çıkması halinde bunu durdurmak için girişimde bulunacağını zannediyorum, çünkü böyle bir çatışma İttifak’ta telafisi mümkün olmayan bir yara açacaktır ve NATO’nun güney kanadını büyük ölçüde zayıflatacaktır.

Rum ve Ermeni lobilerinin rolü var


- Türkiye bugüne kadar Yunanistan’ın Ege’de “silahsızlandırılma şartı olan” adalara silah ve asker yığmasına tepki vermedi, şimdi seçim yaklaşırken Suriye’ye harekat ve Yunanistan’la aynı anda gerginlik çıktı. ABD “Türkiye-Yunanistan geriliminde Yunanistan’ın yanında olduklarını” açıkça söyledi, gerilim istemese bunu yapar mıydı?

Hükümetler eylemlerini tasarlarken bunların uluslararası sonuçları yanında ülke içindeki desteklerini güçlendirecek eylemleri tercihlerinde kullanırlar. İşaret ettiğiniz endişelerin hükümetin eylemlerine yön vermesi muhtemeldir. Bölgede kıta sahanlığı, hava sahası genişliği, karasularının sınırları, münhasır ekonomik bölge meselesi var var. Bunlar arasında adaların silahlandırılması gibi olumsuz adımlar da var. Türkiye şu anda bu durumun değiştirilmesi için sert bir çıkışta bulunmuştur, bu sert çıkışın müttefikler tarafından memnuniyetle karşılanmayacağını tahmin etmek zor değil. Daha çok Yunan yanlısı bir tavır sergileyen ABD de Türkiye’ye mesafeli duruyor, tabii Amerika’nın duruşunu belirleyen faktörler arasında Amerikan Kongresi’nin tutumu, Rum ve Ermeni lobilerinin rolü de var.

Türkiye için gerçekçi olan Esad’la anlaşmaktır


- ABD Suriye’de de Türkiye sınırında devlet kurmaya çalışan PKK/PYD’nin yanında, aslında ABD ile hep karşı saflardayız.

Amerikalılar terör örgütüyle bağlantılı YPG/PYD’yi destekliyorlar, bunların PKK’dan farklı olduğunu, YPG/PYD’nin barışçıl amaçları olduğunu söylüyorlar. Tabii bu inandırıcılıktan son derece uzak bir açıklama ama yapılacak bir şey yok, Türkiye mümkün olduğu kadar Amerikalılarla çatışmaya girmeden bu gücü etkisizleştirmeye çalışmak durumunda.

- Karşımızda ABD, Rusya, İran, Suriye hükümetleri, bir de PKK/PYD/YPG teröristleri var. Muhalefet partileri “Erdoğan Esad’la görüşse operasyona gerek kalmadan çözülebilirdi” derken ısrarla operasyon yapılıyor, Türkiye’ye zarar vermeyecek mi, sizce doğru bir adım mı?

Türkiye’nin eş zamanlı olarak, özellikle de ekonomik koşullarının pek de elverişli seyretmediği bir ortamda hem batıda, hem güneyde iki büyük kaynak tüketecek mücadeleye aynı anda girmesinin isabeti peşinen son derece tartışmaya açık bir tercihtir. Türkiye geçmişte Esad’ın değişmesini sağlamaya çalıştı, başaramadı. Gerçekçi olmak gerekirse şu anda Esad’la müzakere ederek Suriye’nin toprak bütünlüğüne katkıda bulunmayı tercih etmek, Suriyelilerin bir bölümünün dönmesini sağlamak daha uygun olacaktır. Biz Esad’la anlaşma yoluna gidecek olursak onun gerek Rusya’ya bağımlılığı, gerekse Amerikalılarla uyuşma mecburiyeti ortadan kalkacaktır.

Hükümet, başarısızlığı kabullenmekte zorlanıyor


- Türkiye’nin Esad’la anlaşması neden bu kadar zor, buna karşılık Esad’ın muhalifi olan ÖSO’yla (yeni adı Suriye Milli Ordusu) işbirliği kolay? Çıkarımız Esad’la işbirliği ise, aksi takdirde birçok ülkeyi karşımıza alıyorsak neden bu politikada ısrar ediyor olabiliriz sizce?

Türkiye’nin devam ettirdiği tek siyasi hatanın bu olmadığı da akla geliyor ama şimdi bu hata üzerinde konuşuyoruz. Sanıyorum Türk Hükümeti izlediği politikanın sonunda başarısızlığa mahkum olduğunu kabullenmekte büyük bir zorluk çekiyor. Bu zorluğun belki karar vericilerin gerçeklerle bağdaşmayan inatçı yapısından kaynaklandığı akla gelmektedir, bunu da unutmayalım. Birde tabii Türkiye bu Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) çok destekledi, şimdi bunu bırakmasının kendisi açısından bir iç sorun yaratabileceği endişesi de Türkiye’nin davranışını yönlendiriyor ama Esad’la görüşmenin bir parçası da bu gücün nasıl eritilebileceğini, nasıl siyasal hayatın olağan bir parçası olabileceğini belirlemek. Yani müzakerelere bu konu da katılabilir, neden olmasın?

Erken seçim ihtimali ortadan kalkmış değil


- Cumhurbaşkanı seçime bir yıl olduğunu tekrarlarken bir yandan da kendi adaylığını açıkladı ve Millet İttifakı’na “adayınızı açıklayın baskısı yapmaya başladı.

Önce Sayın Cumhurbaşkanı adaylığını herhangi bir parti içi prosedüre ve koalisyon ortaklarına danışmadan yapmıştır, bir anlamda herkese “Bu işin esas sahibi benim, istersem aday da olurum, siz karışamazsınız” demek ve aynı zamanda aday olup olamayacağına ilişkin tartışmaları da sonlandırmak istemiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan muhalefetin adayını bir an önce açıklamasını isteyerek birkaç şeye de ulaşmak istemektedir. Bunlardan biri; adayın açıklanması halinde yıpratılması için çabalara girişilecektir. Bir diğeri aday konusunda muhalefet partileri arasında ihtilaf doğabileceğini bekliyor olabilirler.

SEÇİM KANUNU DEĞİŞİKLERİ

- “Zamanında olacak” demesine rağmen aday açıklamaları için bu kadar baskı yapması bir erken seçim ihtimalini gösterir mi acaba?

Galiba henüz Sayın Cumhurbaşkanı da seçimi erken mi yapsın, zamanında mı yapsın konusunda kesin bir karara ulaşmış değil, muhtelif gelişmeleri değerlendirerek bir sonuca varmaya çalışmaktadır ama en azından seçimin erken yapılması ihtimali tamamen ortadan kalkmış değildir. Belki şu konuyu da hatırlamakta yarar var; seçim kanunlarında iktidar partisine yarayacağı düşünülen bir dizi değişiklik yapıldı. Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler bir yıl sonra yürürlüğe girmektedir. Seçimler erken yapılacak olursa bu hükümlerin yürürlüğe girmemesi söz konusu olacaktır, bu da seçim tarihi belirlemekte iktidarın hesaba katması beklenen faktörlerden biridir.

Gençlere karşı yürütülen uygulamalar üzüntü verici


- Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Aslan “Adalet, temel hak ve özgürlüklerin korunması üzerinden uygulanır” dedi, oysa Türkiye’de bu temel hak ve özgürlüklerin hiç umursanmadığı giderek daha çok ortaya çıkıyor. Gençlere her şey yasaklanıyor, Moda’da bir festival düzenleyip dans eden öğrenciler, ters kelepçe takılarak gözaltına alındı. Siz bu konuları uluslararası uzun deneyime sahip bir siyaset bilimci olarak nasıl görüyorsunuz?



Bunları gördükçe ayıplıyorum ve üzülüyorum, çünkü dünyanın her toplumunda gençlik daha iyi arayışı içerisindedir ve bu arayış içerisinde muhtelif fikirleri dener, siyasi tercihleri yaşları ilerledikçe yontulur ve olağan siyasi bir çizgiye doğru kayarlar. Gençleri anlayışla karşılamak ve arayışlarına engel teşkil etmemek, sadece bunun barışçıl bir ortamda gerçekleşmesini sağlamak için onlara destek vermek lazım. Bu bakımdan hükümetin gençlere karşı yürüttüğü uygulamanın çok üzüntü verici olduğu düşüncesindeyim.

İstanbul Moda’da dans eden genç kadın gözaltına alınmıştı.

TÜSİAD’a “Sen kimsin” demeye HAKKI YOK


- TÜSİAD Başkanı Orhan Turan iktidarın politikasını eleştirdiği için Cumhurbaşkanı Erdoğan “Siz kimsiniz de bize ders veriyorsunuz, sen çıraksın, TÜSİAD böyle giderse iktidarın kapısını çalmasın” dedi. Temel hak ve özgürlükler konusuna dönecek olursak açıklaması nedir?

Her vatandaşın ve her sivil toplum örgütünün hükümetin tasarrufu hakkında fikir bildirme hakkı vardır. Bunun için kimsenin “Sen kimsin” diye bir soru sorma hakkı da işleyen bir demokraside yoktur. Tepkileri engelleyerek, küçümseyerek yapılan yanlışların düzeltilmesi mümkün değildir.