Suçu ve suçluyu övmek!..

Milenyumun ilk yazlarından biri, aylardan Haziran…

Büyük oğlum Bora, henüz 1.5 yaşında.

Bir haftalık tatil için ailecek Bodrum'a gitmeyi planlıyoruz.

Yola çıkmadan önce araştırma yaparak, kara parayla ve mafyayla ilgisi olmayan bir girişimcinin otelinde, parasını önden ödeyip yerlerimizi ayırıyoruz…

★★★

İlk gecemizden sonra kahvaltıya indiğimizde bir de ne göreyim?

Susurluk skandalı patlak verdiğinde hakkında birçok haber yaptığımız Susurluk Çetesi üyelerinden biri de orada kalmıyor mu?

Üstelik birkaç masa ötemizde, kalabalık bir ziyaretçi grubuyla birlikte kahvaltıdalar…

Arada bir de sanki bir şeyler söylemek istercesine bana bakıyor!..

★★★

Aceleyle kahvaltımızı bitirip plaja iniyoruz.

Aaaa… O da orada…

Aynı grupla barda oturmuşlar hararetli bir konuşma içindeler. Arada bir de yüksek sesle tartışıyorlar. Belli ki bir ihtilafın çözümü için bir araya gelmişler…

Su almak için bara gittiğimde göz göze geliyoruz.

Konuşmak için hamle yapıyor ama ben dönüp hızlı adımlarla şezlonglarımızın olduğu yere doğru ilerliyorum.

★★★

Ayrıntısına şimdi girmeyeceğim bu can sıkıcı durum, ertesi gün de sürüyor.

O sabah eşim Bora'yı yüzdürmeye çalışırken o, koşar adımlarla yanıma geliyor!..

“Uğur Bey, hazır yalnızken sizinle konuşmak istiyorum!..”

★★★

“Buyurun konuşalım..”

-Bizim çok üstümüze geldiniz Uğur Bey…

“Geldik de iftira mı attık? Hakaret mi ettik? Özel hayatınızı, ailenizi, çoluk çocuğunuzu mu konu yaptık?  Haberlerimizin hepsi belgeliydi. Üstelik sizi tanımam etmem, bizim işimiz toplumun gerçekleri öğrenme hakkına haberle hizmet etmek…Yine de söylemek istediğiniz bir şeyler varsa, buyurun dinliyorum…”

-Yok biz size saygı duyuyoruz. Öyle ki, sizi öldürmemiz istendiğinde merhum Abdullah Çatlı, “Bizim ne işimiz olabilir Uğur Dündar'la? O görevini yapan yurtsever bir gazeteci” diyerek karşı çıkmıştı! Amacım sadece size kendimi anlatmak.

“Biliyorum, bunu ekranda da belirttim… Başka?.. Dökün içinizi.”

-Hayır, konuştuk ya, şimdi rahatladım!..

“O halde ben size bir şey sorayım?”

-Sorun.

“Arena”da canlı yayına çıkalım, bana siyasetçi-mafya-bürokrasi üçgeninde tanıklık ettiğiniz Türkiye gerçeklerini anlatın. Örneğin Tarık Ümit'in neden ve nasıl öldürüldüğünü… Kumarhaneler Kralı Ömer Lütfü Topal'ın infazını anlatın!.. Zamanını size bırakıyorum!..”

Yutkunuyor, evet ya da hayır anlamına gelecek bir tepki vermiyor.

Belli ki cevabı zamana bırakıyor!..

Geldiği gibi yine koşar adımlarla uzaklaşırken içimden “Belki bir gün, belki!..” diye geçiriyorum.

Ama bir süre sonra vefat ediyor…

★★★

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun başvurusu üzerine hakkımda “Suçu ve suçluyu övmekten (!)” 2 yıl hapis cezası istenen iddianameyi okurken, bu olayı hatırladım.

Yarım asrı aşkın meslek hayatımda, (üstelik tatil yaptığım sırada) suçu ve suçluları kovalarken yaşadığım yüzlerce olaydan sadece birini…

Loading...