Fenerbahçe sene başında yarıştan ve umutlarından kopmanın kıyısına gelirken, dönem şartları gereği kimsenin körü körüne güven besleyemediği Domenico Tedesco, işlerin rayına koyulmasında en büyük aktörlerden oldu.

O günden bu yana takımın Tedesco'ya güveni katlanırken yarışta rekabetin seyri de yeniden yazıldı. Umudu olmayan takım, önce kupa kazandı ardından yeni kupaların hayalini kurmaya başladı. Bu çiçeklerle bezenmiş tablo, yeni baharların tohumu gibi dursa da transfer döneminde sapla saman birbirine karıştı.

Bir plan üzerinde şekillenen takım, kendini plansızlığın girdabında buldu. Domenico Tedesco 'Santrfora ihtiyacımız var. Bu bir sır değil. Santrfor bakıyoruz.' dediğinde ne istediğini net şekilde ifade etmişti.  Devre arasında transfer yapmak oldum olası zordur. Bu da yetmezmiş gibi elindeki iki santrforu sattıktan sonra ihtiyacınızı açık açık belli ederseniz zor olanı imkansız hale getirirsiniz. Ticaretin formülü basit; elinde golcüsü kalmayan takımın yöneticisi gelip benim oyuncuma talip olursa, ederi 1 olan oyuncu için en az 5 isterim. 

Sadettin Saran yönetiminin ilk transfer dönemi, belli başlı acemiliklerin olması normal. Ancak Devin Özek için bir parantez açmakta da fayda var. Bir önceki yönetimle çalışan ve kulüp havasını daha evvel solumuş bir profil. Fenerbahçe'nin futbol planlamasının bir numarası olmak, en doğru manevraları zamanında yapmayı gerektirir. Teknik heyet ekranlar önünde forvet isterken, önceliği popülist hamlelere vermek, geleceğe yatırım için yabancı kontenjanını doldurmak ve bunu 20 milyon Euro'nun üzerinde bir riskle yapmak bile başlı başına sorunken, bu hamleler için doğru bir zaman mı o da tartışmaya açık.

Elinde iki forveti varken bile santrfor arayan Fenerbahçe, golcü takviyesini bitirir diye düşünürken işler hiç de beklenen gibi ilerlemedi. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki, devşirme forvet bile aranır oldu. Transfer sezonunun son günündeki maça forvetsiz çıkan bir takım, planlamanın değil büyük bir plansızlığın ürünüdür.

Bir de bu yaşananların taraftara yansıması var. Sezon başına kadar 'dokunulmaz' statüde olan Fred, bir anda taraftarın önüne atıldı. Oyuncu ve eşi, futbol şubeden sorumlu olanların plansızlığı nedeniyle sosyal medyada yorum kısıtlama yoluna gitmek zorunda kaldı. Sözleşmeli çalıştığınız ve sözleşmenizin 1.5 yılı kaldığını düşünün. Patronunuz size gelip, 'Sözleşmenin sona erme zamanından önce bu işi bırak ve ücretini alma' dese 'tamam' diyerek önünüze mi bakarsınız, yoksa hak edişlerinizi mi talep edersiniz? Biraz dürüst davranmakta fayda var. Fenerbahçe için emek harcamış, karakterini ortaya koymuş ve sorumluluktan hiçbir zaman kaçmamış bir oyuncu için yapılan kara propaganda, taraftar kültürüne hiç yakışmıyor. Tedesco'nun konuya ilişkin 'Bu süreç çok doğru ve adil değil.' sözleri de özet niteliğinde.

Hem Kante hem de üst kalibre yabancı golcü alınmak istenirken yabancı kontenjanının düşünülmemiş olma ihtimali hiç akla yatmıyor. Bu senaryoda son suçlanacak unsur sözleşmesi olan ve mücadeleye devam etmek isteyen futbolculardır. Varsayımlar üzerinden futbolcuları linç etmek, gelecek yıllara da negatif bir miras bırakmaktan öteye gitmez. Bu sebeptendir ki, büyük kulüplerde kritik görevler amatörlerin eline değil, işin profesyonellerine emanet edilmelidir.