Çanakkale’yi geçilmez yaptı...
İlk iş; kimsenin fikrini sormadığı, bırak fikir sormayı insan yerine saymadığı, ‘kullarım’ denilen milletine gitti, “El ele verelim yurdumuzu karanlıklardan çıkaralım, var mısınız” dedi...
Daha ne olacağımız belli değildi, O ille de ‘eğitim, memleketimin geleceği çocuklar’ dedi.
Neresinden bakılırsa bakılsın savaş kötüdür. Ama O, bu milletle savaşların en kutsalını, Kurtuluş Savaşı’nı kazandı.
Boş bir tuval gibiydi Anadolu, dünyanın en güzel tablosuna dönmeye başladı onunla.
Başımız hep eğikti, eziktik, kavruk çocuklardık kızı erkeği ile, can suyu verilmiş fidanlar gibi dikeldik dünyaya, boy verdik, meyve verdik, yürüyüşü bile değişti milletin.
Ne yazık, en önde koşacağı milyon tane fikri varken ‘insan üstü enerjisine’ güvenip çok yorduk O’nu.
83 yıl olmuş, bir 10 Kasım sabahı bizi bizimle bırakalı...
Hakkında çok yazıldı, yazılıyor. Çok anlatıldı, anlatılıyor. O bir cevherdi herkes biliyor... Bitmez!
Fakat gün olur minicik bir çocuk, koca koca insanların yapamadığını yapar ve Mustafa Kemal Atatürk’ü dünyanın en kısa öyküsünde, şahane yazarlardan daha yalın ve hepsinden önemlisi daha masum anlatıverir... Sevenlerin gözlerinde bir damla yaş, sevmeyen kindarların suratında şaklayan bir tokat, ciltlerce kitaba bedel olur.
Öyküyü, 29 Ekim günü yayınlanan yazımın ardından okurum paylaşmıştı. Teşekkür etmiştim o gün, bir kez daha teşekkürler Ali Bey... Eminim oğlunuz ve bu yurdun Atatürk’ün insanca ilerleme yolunda yürüyen tüm çocukları bizlerden daha iyi, daha demokrat ve daha dürüst bir ülkede yaşayacaklar.
Ali Bey’in bana gönderdiği not aynen şöyleydi...
“Altı yaşında bir oğlum var Yücel Bey. Birinci sınıfa gidiyor. Geçen, derslerine yardım ediyorum. Ders diyor ki aşağıda ‘A’ harfi ile başlayan kutucuklara işaret koyunuz. Orada Atatürk’ün de fotoğrafı var, dolayısıyla ‘A’ harfi ile başlıyor. Onun kutucuğuna ‘çarpı’ atmadı. Ben de, ‘Atatürk A harfi ile başlamıyor mu oğlum’ dedim. ‘Evet’ dedi... Peki neden ‘çarpı’ koymadın dedim? Baba dedi, ‘Atatürk’e çarpı atılmaz ki! Ondan atmadım...’ Şoke oldum, benim aklıma gelmeyen oğlumun aklına gelmişti! Çok duygulandım inanın...”
***
Onu unutturmak için çırpınan kuş beyinlilere inat Türkiye’nin çocukları kendilerine emanet edilenleri geleceğe taşımaya hazırlanıyor... Büyüklerinin memlekete ‘ne fenalıklar’ yaptığını yaşayarak serpiliyorlar. Çoktan Atatürk’e çarpı konulamayacağını öğrenmişler... Bir gün çarpı işaretinin nereye konulacağını da mutlaka öğrenecekler!
Nereden mi biliyorum?
Yaşama sevincini aşağılara çeken eski köye yeni adetler getiren çocuklardan... Açıkça görülüyor ışıltılı gözlerinde, pırıl pırıl umutlarında her gün yeniden ve çoğalarak dünyaya geliyor Atatürk’ün bakış açısı!
Bugün 10 Kasım, Atatürk için öldü diyorlar... Kim inanır!