24 Temmuz 1923... Lozan Barış Antlaşması’yla Yeni Türk Devleti uluslararası toplumda tanınır. Üç ay sonra... 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilir. ★★★ Doğu’da, ilk kez demokratik bir cumhuriyet kurulmuş olur. “Milliyetçilik” ve “Milli Egemenlik” ilkeleri üzerine kurulan Türkiye, orta çağdan kalma kurumlardan hızlı adımlarla uzaklaşır. 3 Mart 1924’te Halifelik kaldırılır. Doğu’da, ilk kez din ile dünya işleri birbirinden ayrılır. ★★★ Osmanlı’nın ümmet yapısı yerine; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet ilkesi benimsenir. Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin temelini ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet yapısı oluşturur. Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimin ana hedefi bir ulus devletin, Türk ulusunun yaratılmasıdır. Ulus devlet anlayışı, etnik, dinsel ve mezhepsel temellere dayanmaz. Atatürk’ün ulus devlet anlayışının temel taşı laikliktir. Üniter devlette ise; tek bir ülke, tek bir egemenlik, tek bir ulus vardır. ★★★ 1924 Anayasası madde 88’de vatandaşlık tanımı yer alır: “Türkiye halkına, din ve ırk farkı gözetilmeksizin, vatandaşlık açısından ‘Türk’ denir.” “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir” der Atatürk. Bu tanım; etnik, mezhep, din, cins ayrımı gözetmez. Ayrıştırıcı değil, birleştiricidir. Atatürk gerçekte, en büyük Türk milliyetçisidir: “Biz doğrudan doğruya milliyetseveriz Türk Milliyetçisiyiz” der Atatürk. ★★★ 1924 Anayasası madde 2: “Türkiye Devletinin resmî dili Türkçedir.” Çünkü ulus devlette, eğitim birliği vardır. Ve ulus devlette, dil önemlidir. ★★★ Atatürk, 1932’de der ki: “Diyarbekirli, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları ve hep aynı cevherin damarlarıdır.” Çünkü Atatürk’ün ulus devlet anlayışında, inancı, kökeni, mezhebi ne olursa olsun bireyler eşit yurttaş kabul edilir. ★★★ Türkiye, bugün hâlâ bağımsız, laik ve millet egemenliğine dayanan bir devlet olarak ayakta durabiliyorsa... Bölge ülkeleri gibi, etnik ve mezhepsel çatışmalara sürüklenmemişse... Ulus devlet sayesindedir. ★★★ Gelelim günümüze... Ve “Terörsüz Türkiye” sürecine... Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 5 Temmuz 2026 tarihli yazısında şöyle diyor: “Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci, artık geri dönüşü olmayan bir eşiği aşmıştır... Bu çerçevede en önemli adımlardan biri, geçiş süreci kanununun çıkarılmasıdır... Terörsüz Türkiye vizyonu, içeride Kürtlerin devletle ve milletle bütünleşmesini güçlendirmek ve bölgedeki tüm Kürtlere sahip çıkmaktır.” Bu ifadeden çıkan sonuç şudur: PKK teröristlerinin topluma kazandırılmasıyla, Kürtlerin devletle ve milletle bütünleşmesinin sağlanacağı belirtiliyor. Peki, bu yaklaşım Kürt yurttaşlarımıza büyük bir haksızlık değil mi? PKK terör örgütü, Kürtlerin temsilcisi midir? ★★★ Oysa PKK’nın, 5-7 Mayıs 2025’te toplanan 12’nci Kongre sonuç bildirisi çok açıktır. Der ki: “Partimiz PKK; kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasından alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı.” Daha ne desin... Lozan’ı ve 1924 Anayasası’nı, yani Cumhuriyet’i reddediyor. ★★★ Bildiride, 50 bin insanın katiline vurgu yaparak, Lozan öncesini yani Sevr’i işaret eder: “Önder Apo... Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasasının öncesini referans alarak...” Daha ne desin... Terörist başını Kürtlerin temsilcisi olarak tanımlıyor. Mustafa Kemal Paşa’nın ve vatandan başka sevgili bilmeyen kahramanların tarihin çöplüğüne attığı Sevr’i istiyor. ★★★ “Terörsüz Türkiye” süreci başında söylenen açıktı: “PKK ve uzantıları silah bırakacak...” Şart buydu... Peki ne oldu? Suriye’deki PKK, silah bırakmak yerine ne yaptı? Fiili bir özerk yapıya geçti. Irak’taki Barzani yönetiminin bir benzeri... Peki, PKK silah bıraktı mı? Ara ki bulasın... Bazı PKK teröristleri İran’daki PKK’nın kolu PJAK’a, İran’a karşı ABD’nin yanında savaşmak için katıldı. Bazıları da Suriye’deki PKK’ya katıldı. Bu durumda, kim silah bırakacak? PKK’nın artık ihtiyaç duymadığı yaşlı kadro mu? ★★★ Ve 2025... ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, ABD’nin sır olmayan hedefini unutanlara tekrar hatırlatır: “Güçlü ulus devletler bir tehdittir... Osmanlı’da millet sistemi başarılı oldu...” Kime tehdit? ABD ve İsrail’e... Peki, amaç nedir? Hayallerinin yerle bir olduğu Sevr Antlaşması’na geri dönülmesi... Yani, parçalanmış bir Türkiye. ★★★ Ve Butlan CHP, Atatürk’ün uyarılarını duymaz... Kurucu liderin fotoğrafını kullanır... Onun evinde oturur... Yakasına “Altı Ok”u takar... Ama Cumhuriyet’in kurucu felsefesinin uzağından bile geçmez. ★★★ Belki, farkında değilsin... Anayasa değişikliği, Atatürk’ün evinde oturan Butlan CHP’nin desteğiyle yapılacaksa... Atatürk’e en büyük darbe vurulmuş olacak... ★★★ “Benim iki büyük eserim vardır: Biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir” der Atatürk. Olsaydı eğer... Adını, fotoğrafını, Altı Ok’u, evini ve mirasını kullanan Butlan CHP’yi sadece binadan atmakla kalmazdı...