Dört sahne düşünün. Birinde şarkıcı şarkılarını söylüyor. Diğerinde tiyatro oyuncusu, en zor rolü oynuyor. Öbüründe bir politikacı, ülkenin parlak geleceği için nutuk atıyor. Son sahnede bir cerrah doktor var; insan bedeninin ameliyatı en zor bölgesine yerleşmiş kanseri temizliyor. Dördü de canlı. Seyirci önünde. ★★★ Şarkıcı: Sesinin güzelliği, sahne enerjisi, karizması, ritim duygusu, seyirciyle iletişimi. Tiyatro oyuncusu: İnandırıcılığı, beden dili, mimikleri, sahne hakimiyeti, canlandırdığı karaktere dönüşebilme becerisi. Ünlü politikacı: Öz güven, zekâ pırıltısı, ikna gücü, cümleleri arasına sıkıştırdığı mizah yüklü kelimeler, hitabet, kibir ve öfke kontrolü. Peki cerrah doktor! ★★★ Cerrah doktorlar “yaşam ile ölümü” ellerinde tutan insanlar. Dünyanın en zor mesleği. Ameliyatı alkışsız, abartısız, bağırtı, şamata olmadan sessizce yaparlar. Haklısınız ama yüzlerce gözün izlediği böyle bir canlı cerrahi ameliyat, İngiltere’nin Portsmouth liman kentinde yapılıyor. ★★★ Bu kent aslında İngiliz donanmasına yüzyıllar boyunca gemi yapan, gemi onaran, gemileri savaşa hazırlayan, gemilerin en zor mekanik sorunlarını çözen “İngiltere’nin denizcilik ameliyathanesi” adıyla ün yapmış bir şehir. Bu kent 10 yıldır; “Portsmouth Colorectal Congress” adıyla “dünyanın iyi cerrahlarının yaptıkları en zor ameliyatı diğer doktorların görüp, izlemesine, öğrenmesine, tartışmasına açan” canlı ameliyat ortamı hazırlıyor. ★★★ Canlı görüntülü ameliyatta amaç, “birincilik, ikincilik, üçüncülük kazanmak” değil vücudun en zor bölgesinde ameliyatın en ileri, en yetenekli ve doktorun kendisinin geliştirdiği robotları da kullanarak nasıl yapıldığını bütün ayrıntılarıyla öğretmektir. Kongre salonunda sahneye üç ayrı ameliyathane kuruluyor. ★★★ Cerrahideki buluşları, yaptıkları teknik yenilikler, yazdıkları bilimsel makaleler, robotik cerrahi deneyimleri, akademik çalışmaları, eğitim verme deneyimleri, vücudun en zor bölgesinde yüksek başarı ile gerçekleştirdikleri ameliyatlarla dünyada öne çıkan 3 cerrah, sahneye kurulan üç ayrı ameliyathanede “canlı ameliyat” yapıyorlar. ★★★ Bu canlı ameliyatın izleyenleri; cerrahlar, asistan cerrahlar, kolorektal uzmanları, akademisyenler, tıp son sınıf öğrencileri, sağlık profesyonelleri, yüksek izleme bedeli ödeyerek gözlüyorlar. Sorular soruyorlar: Şu sinire yaklaşırken niçin bilinen taraftan değil de tersinden ilerlediniz? Hangi anatomik planı kurdunuz? Niçin açık ameliyat yerine robotik yaklaşımı seçtiniz? Avantajı ne? Kanserli dokuyu çıkarırken sinirleri sağlam bırakmak için hangi yolu neden seçtiniz? Kanserli dokuyu bir neşter darbesiyle tek bir parça olarak almak yerine niçin milim milim ilerlediniz? ★★★ İşte “Portsmouth Kongresi” 10 yıldan beri “canlı kolorektal cerrahi ortamı hazırlayarak” dünyanın iyi cerrahlarının bilgilerini yeni cerrahlara aktarmış oluyor. Bu yıl toplanan kongrede sahnede kurulan üç canlı ameliyathanenin birinde Türkiye’den Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Oktar Asoğlu vardı. ★★★ Bu yıl 25 ülkeden cerrahlar içinden seçim yapılmış ve ilk üçe Prof. Dr. Oktar Asoğlu da seçilmişti. Askerlik görevini yaparken Van Askeri Hastanesi’nde ateşli silahla yaralanıp ölüm çizgisine gelmiş 500 insanı, hiçbir kayıp vermeden, ameliyat ederek hayata taşımış bir cerrahtı. Türkiye’deki ve dünyadaki hastanelere savaş cerrahisinden edindiği tecrübeyi aktardı. Türkiye’den çıkan bilim insanı işte “Dünya Cerrahisinin Merkezi Portsmouth Kongresine” bu yıl “canlı cerrahi ameliyatına” çağrılan oldu. Ve “bir insanı kanserden kurtarırken onun yaşam kalitesini de koruyabilmenin” yolunu, yönetimini anlattı. Aynı anlatıyı Rusya’da da yaptı. Onur ödülü aldı. ★★★ Prof. Dr. Oktar Asoğlu’nu tanımam. Karşılaşmış değilim. Ben bu yazıyı niçin yazdım? Şunun için yazdım: Doktorlarımız için “giderlerse gitsinler diyenlere” tokat gibi bir cevap olsun diye yazdım. Gülten Kazgan Hoca! 99 yaşında hayata pencerelerini kapattı. Ben üniversitede okurken bizim kuşağın, bilgisine, görüşlerine, söylediklerine değer verdiği iki-üç hocadan biriydi. Piyasa ekonomisi modelinin yüceltilip parlatıldığı dönemde “bir ülke ekonomisinin sadece piyasa kurallarına bırakılmasının acı sonuçlar doğuracağını” söylüyordu. Tarım ekonomisi, kalkınma üzerine yazardı. Piyasa ekonomisi, “bırakınız yapsınlar” diye denetimsiz, dizginsiz bırakılırsa zengin-yoksul uçurumu açılır, demokrasi, hukuk, fırsat eşitliği elden gider diyordu. Planlı kalkınmayı savundu. Gülten Kazgan Hoca, haklı çıktı. Müslüman milliyetçi ve muhafazakâr piyasa ekonomi modeli son 25 yılda Türkiye’yi sancılı, hukuk tanımaz, otoriter, kravatlı padişahlık ülkesi haline getirdi.