Yabancı uzmanların dediklerine göre Trump’ın İran’a saldırmasının sebebi, İran’ın nükleer bomba yapmasına engel olmak değilmiş. Gerçi o da önemliymiş ama esas sebep, “ABD’nin tek rakibi” Çin’in gelişmesini sürdürmek için ihtiyaç duyduğu petrole erişmesini zorlaştırmakmış. ABD, bu amaçla önce petrol zengini Arapları kendine bağlamış, Çin’le işi pişiren Venezuelalı Maduro’yu derdest edince geriye bir tek İran kalmış. Şimdi de onu hallediyormuş. Zorlaştırmayı da iki şekilde anlamak mümkün. Birincisi, parasını verse de Çin’in istediği kadar petrolü istediği zamanda alamaması, ikincisi pahalı almasıdır. Şöyle bir mantık yürütülüyor. Bunun sonucunda Çin, üretim maliyeti artacağından ihraç mallarının fiyatlarına zam yapmak zorunda kalınca, ihracata dayalı kalkınma modelinde zora girecektir. Hatta bazı ürünleri ABD’den ithal etmesi gerekebilir. Böylece Trump’ın ABD ekonomisinin bir numaralı “zafiyeti” olarak gördüğü Çin kaynaklı “dış ticaret açığı” kendiliğinden kapanır. Sayılara göz atalım. 2024’te ABD, Çin’den 439 milyar dolarlık mal ithal etmiş, Çin’e sadece 144 milyar dolarlık ihracat yapabilmiş. İki ülke arasındaki ticaret açığı 295 milyar dolar olmuş. Trump gümrük tarifelerini artırınca açık 202 milyar dolara inmiş. Çok güzel ama ABD’nin Çin’le dış ticaret açığı daralırken “Çin’den parça ithal ederek üretim yapıp, ABD’ye mal satan” diğer ülkelerle olan ticaret açığı büyümüş. ABD’nin 2025’te küresel ticaret açığı 2024’e göre sadece 2.1 milyar dolar azalarak 901 milyar dolardan 899 milyar dolara inmiş. Alınan sonuç, ürkütülen kurbağaya değmemiş.
SAVAŞLARIN SEBEBİ İLLA İKTİSADİ DEĞİLDİR
Trump, ülkesinin kronikleşmiş dış ticaret açığını kapamayı istemekte haklıdır. Ama inandığı “gümrük duvarları yükselince, ticaret dengeye gelir” hipotezi yanlıştır. Bugünkü yazıda, bu hipotezin “serbest piyasa” düzeni içinde niçin sonuç vermediğini anlatacak, Çin’i sıkıştırmanın da çare olmayacağını söyleyecektim. Yazıyı da “İran savaşının iktisadi gerekçesi yoktur” diye bağlayacaktım. Birden zihnim başka bir düzleme kaydı. İktisatçılara mal edilen “homo economicus” diye bir deyim vardır. “İnsan iktisadi canlıdır” veya “İnsan iktisadi davranır” anlamına gelir. İktisadilik, kaynak kullanımında verimliliği gözetmek, planlamaya sondan başlamak, yani nihai hedefi netleştirmeden işe başlamamak, haddini bilmek, kaldıramayacağı yükün altına girmemek, enerjisini boşa harcamamak, ezcümle akıllı/rasyonel olmaktır. Etrafınıza bir bakın. Başta en yakınlarınız olmak üzere karar ve hareketlerini gözlemlediğiniz insanlar “homo economicus” mu? Hep iktisadi mi davranıyorlar? Şimdi de kendinize bir bakın. Siz öyle satrançta, dört hamle sonrasını düşünerek taş oynayan, her kuruşu hesaplı harcayan, gereksiz riskler almayan, zamanını iyi değerlendiren rasyonel bir insan mısınız? Pek tabii değilsiniz, pek tabii değiliz. Zaten iktisadilik, son tahlilde bu değildir. “İktisadi davranmak araç, amaç ise tatmini maksimuma çıkarmaktır.” Yani iktisadilik, para kazanıncaya veya fırsat yaratıncaya kadar geçen süreçte faydalı bir ilkedir. Hatta kapsamı o kadar bile geniş değildir. Pire için yorgan yakan insanoğlu “homo economicus” olur mu hiç? Bireyler gibi toplumlar da salt iktisadi varlıklar değildir. Böyle olmadıkları için rekabet, rekabet olduğu için gelişme vardır.
SON SÖZ: Tek başına koşan rekor kıramaz.