Türkiye’nin tuzaklarla dolu bir Anayasa değişikliği teklifi ile karşı karşıya olduğunu belirten Gülbahar, “Bütün muhalefet partilerinin, siyasi hata kaldırmayan bu süreçte çok uyanık olması gerekiyor, oy hesaplarıyla ülke karanlığa sürüklenemez” dedi.



Avukat Hülya Gülbahar; 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur ve 1978 yılından bu yana Türkiye Kadın Hareketi’nin önde gelen isimlerinden biridir. Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı’nın gönüllü avukatlığını üstlenmiş, Kadınların Medya İzleme Grubu MEDİZ’in kurucuları arasında yer almış, 2007-2010 yılları arasında Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği KA-DER’in genel başkanlığını yapmıştır ve uzun bir süredir EŞİK Platformuyla bu Anayasa değişikliği konusunda aralıksız çalışmaktadır. Antalya Barosu’nun 2007’den bu yana verdiği Uğur Mumcu Özel Ödülü; insan hakları, dayanışmaya olan inanç ve kadına karşı şiddetle mücadele konusundaki aralıksız çalışmalarından dolayı 2022 Ocak ayında Hülya Gülbahar’a verildi.

Sizce Türkiye’nin bu yıl ve geleceğimizdeki tüm yıllar için en önemli konusu şu anda nedir? Dilinizin ucuna hemen “ekonomi” geldi, çünkü geçim de artık neredeyse sağlık kadar önemli. Ama inanın ki bu bile değil, bugün Türkiye’nin hayati önem taşıyan birinci konusu Cumhur İttifakı tarafından tüm muhalefet partilerine “başörtüsü nedeniyle” veya “LGBT evliliğini önleyeceğiz” gibi nedenler öne sürülerek oy vermeleri için baskı yapılan ama gerçekte çarşaf, burka gibi kıyafetleri de içeren Anayasa değişikliği konusudur. Başta 6’lı masa olmak üzere bütün liderler, siyasetçiler ve vatandaşlar bu değişikliğin arkasında neler olduğunu, nerelere varabileceğini hemen şimdi, açık ve net şekilde görmek zorundadır. Diyanet İşleri Başkanlığı “Kadınların yanlarında aileden bir erkek olmadan seyahat edemeyeceğini” belirten bir açıklama yaptı, bunun benzeri bir kural Afganistan’da mevcuttur. Bugün konunun en uzman hukukçularından biriyle; Avukat Sayın Hülya Gülbahar’la yaptığım röportaj konuyu yeterince ve abartısız olarak anlatıyor. Ülkesinin geleceğini düşünen herkesin dikkatle okumasını rica ediyorum.

■ Sayın Hülya Gülbahar, 45 yıldır Türkiye’de kadınlara karşı şiddetin önlenmesi, kadınların siyasette erkeklerle eşit sayıda yer alması için çalışıyorsunuz, bir süredir de Eşitlik İçin Kadın Platformu’nda (EŞİK) anayasa hukukçularının da bulunduğu bir grupla iktidarın yapmak istediği anayasa değişiklikleri konusunda çalışma ve uyarılar yapmaktasınız. Seçime çok az süre kalmışken ortaya çıkan bu olay nedir, muhalefet partilerinin tutumu sizce ne olacak? 

EŞİK’te her branştan 200’e yakın hukukçu var. Yılbaşından önce Ali Babacan ve Kemal Kılıçdaroğlu’yla görüşme yaptık, 4 genel başkan yardımcısıyla görüştük. Altılı Masa şu anda açık bir görüş deklare etmekten kaçınıyor, 5 Ocak’ta kendi aralarında yapacakları toplantıdan sonra ortak görüş açıklamayı düşünüyorlar. Ali Babacan da, Kemal Kılıçdaroğlu da EŞİK olarak kaygılarımızı anlattığımızda; bu kaygıları anladıklarını, ortak politika saptarken bu kaygıları hesaba katacaklarını samimi bir biçimde söylediler ama bizim görüştüğümüz Genel Başkan ve yöneticiler düzeyinde tüm taraflar aslında CHP’nin ve CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun tavrının belirleyici olacağını söylüyorlar, o yüzden biz de özellikle CHP’ye ve İYİ Parti’ye bu Anayasa değişikliklerine toptan “hayır” demeleri konusunda çağrımızı tekrar ediyoruz. Bu arada 6’lı Masa’ya “5 Ocak’taki toplantınıza hukukçular olarak gelelim ve size bu konuda brifing verelim” teklifini yaptığımızı da belirtmek isterim.

TUZAKLARLA DOLU BİR ANAYASA TEKLİFİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ!

■ Altılı Masa’nın toplu bir cevap vermesi zor görünüyor ama CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel “hayır” diyeceklerini söylemişti, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener “Aykırı kıyafetlere kapı açacak ve toplumun bir kesimini korumasız bırakacak bu teklif revize edilirse destek vermeyi düşünüyoruz” dedi. Millet İttifakı içinde bile görüşler farklı, çünkü bir “dini kıyafet” baskısı var. Bu teklifin revizesi mümkün mü?

Öncelikle şunu netleştirmek gerekiyor, bu teklifin içinden bir takım kelimeleri, satırları, cümleleri çıkartarak değiştirilebilecek bir teklifle karşı karşıya değiliz, tuzaklarla dolu bir teklif hazırlanmış durumda. Onun için Anayasa teklifinin içeriğine girmeden önce kendimize şu soruyu sormamız lazım; Bugün Türkiye’de anayasa toplumsal bir mutabakattır, bugün Türkiye’de anayasa yapma koşulları gerçekten var mı, çünkü anayasalar toplumun birbiriyle uzlaşan ya da çıkarları çatışan kesimlerinin uzlaşma sağladığı metinlerdir. Şimdi Türkiye’de demokratik ortam açısından, ifade özgürlüğü açısından özgür bir anayasa yapma ortamı yok.

Bugün muhalif fikirlerini açıklayan herkesin cezaevine atıldığı, bir siyasetçinin kime söylendiği hala belli olmayan, kendisine söyleneni tekrarladığı bir “ahmak” kelimesi yüzünden cezaevine girmesinin, siyasi hayatının bitmesinin tartışıldığı ortamda anayasayı nasıl tartışacağız? Hele dini konular içeren bir anayasayı nasıl tartışacağız? Dolayısıyla, anayasayı tartışmanın ortamı yok bu ülkede, kaldı ki 3-4 ay sonra seçim yapılması konuşuluyor, belki bir daha hiçbir zaman milletvekili olmayacak bir takım insanlar bugün geçici olarak işgal ettikleri milletvekili koltuklarında bir ülkenin geleceği hakkında karar verecek. Hayır, anayasalar böyle yapılmaz, geniş ortamda tartışılır, kurucu meclisler oluşturulur, öncelikli sorunumuz bugün Türkiye’de sağlıklı bir anayasa yapma ortamı olmadığını, dolayısıyla anayasa değişikliği tartışılamayacağını bilmemiz gerektiğidir.

MEVCUT ANAYASALARINI UYGULAMAYANLAR ANAYASA YAPAMAZ!

■ Haklısınız, bir süre sonra milletvekili olmayacak çok sayıda siyasetçinin oylarıyla onlarca yıl ülkenin ona göre yönetileceği bir anayasa değişikliği isteniyor.

Burada, Eşitlik İçin Kadın Platformu olarak Anayasa konusu her açıldığında aynı şeyi söylüyoruz; “mevcut anayasalarını uygulamayanlar anayasa yapamazlar”. Yasalara dokunmayın, uygulayın, bugün yasaları uygulamayanlar, Anayasa’yı uygulamayanlar anayasa yapamaz. İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin çıkış kararını gördük, Cumhurbaşkanı kararıyla bir gecede, bir kişinin imzasıyla temel haklarla ilgili uluslararası sözleşmeden çıkıldı, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi değil sadece, cumhurbaşkanının görevleriyle, Meclis’in görevleriyle ilgili onlarca Anayasa maddesi ayaklar altına alındı. Bu koşullarda anayasa tartışılamaz. Bu koşullarda tartışılacak olan anayasa hiç kimseye hayır getirmez, hak ve özgürlük getirmez. Nitekim bu taslak da öyle.

KIYAFETİ “LAİKLİKLE, DİNİ İNANÇLARLA İLGİLİ MADDENİN” İÇERİSİNE SOKMA NİYETİ BİLE SORU İŞARETİ YARATIYOR! 

■ Şu anda yasalarda başörtüsü konusunda gereken düzenleme yok mu ki iktidar “bunu bir de anayasa güvencesine alalım” çıkışını yaptı? 

Getirilen anayasa teklifinin tartışılacak hiçbir yanı yok. Girişinden başlayarak tümünün karşısında olmak gerekiyor. Önce zaten şunu soralım; dini nedenle kadınların kıyafetine ilişkin düzenleme yapılacaksa niye 24’üncü maddeyi değiştiriyoruz? Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda 10’uncu madde başörtüsü ve benzeri herhangi bir nedenle; dini, cinsiyete dayalı, siyasi ve benzeri nedenlerle kimseye ayrıcalık yapılamayacağını düzenliyor. 10’uncu madde orada dururken problem yok zaten, yetişkin kadınlar dini inancı nedeniyle örtündükleri durumlarda eğitim hakkından da, çalışma, siyaset yapma hakkından da yararlanıyor. Orada, zaten Türk Ceza Kanunu’nda ayırımcılıkla ilgili suç oluşturan düzenlemeler var, Anayasa’nın 10’uncu maddesi de bunu düzenliyor. Ayrıca bir Anayasa değişikliği konusu yapmak ve bunu laiklikle ilgili, din ve inanç özgürlüğüyle ilgili maddenin içine inatla sokmaya çalışmak, kıyafeti “dini inançlar ve laiklikle doğrudan ilgili maddenin” içerisine sokma niyeti bile daha bu teklifin Anayasa’daki yeri konusunda bile soru işareti yaratıyor.

BU TEKLİF LAİKLİK İLKESİNE TAMAMEN AYKIRI BİR DEĞİŞİKLİK TEKLİFİDİR!

■ Laiklik, devletin belli bir dine, inanca ayrıcalık sağlamaması demek olduğu için laikliğe aykırı olduğunu söylüyorsunuz.

Teklif “dini nedenlerle örtünenler “ diyerek dini inancı sebebiyle sözüyle bir din referansı getiriyor ve belli bir dinin; Müslümanlığın belli bir yorumunu “kadınlar açısından başörtüsünü zorunlu kılan” yorumunu esas alan bir düzenlemeyi Anayasa’ya sokuyor. O yüzden de laiklik ilkesine tamamen aykırı bir düzenleme bu. Türkiye’de bu din dışında dinler, o dinin bu yorumu dışında yorumlar var. Onlara ilişkin Anayasa değişikliği söylemiyorsun, sadece dinen başörtüsünü zorunlu kılan bir düzenlemeyi Anayasa’ya sokmaya çalışıyorsun, bu çok tehlikeli bir sürecin önünün açılması demek. Şunu çok net söylüyoruz; bu kıyafetle ilgili 24’üncü madde değişiklik teklifi başörtülü, başörtüsüz bütün kadınları olumsuz etkileyecek bir tekliftir, çünkü başörtüsü derken sadece “dini nedenlerle başını örtenlerden” bahsediyor, geleneksel nedenlerle, sağlık gerekçesiyle başörtüsü kullananlardan bahsetmiyor. Zaten orada “dini nedenler” dediği zaman bizim hemen dönüp İran’a bakmamız lazım, İran halkı bugün ayakta. Bu ayaklanmayı başlatan şey, Mahsa Amini isimli kadının örtünmemesi değil, rejimin istediği biçimde örtünmemesiydi, örtülü bir kadındı ama başörtüsü biçimi rejimin ahlak polisleri tarafından beğenilmediği için işkenceyle öldürüldü.

TÜRKİYE’DE DİNİ İNANCIN GEREKLERİNİ ERKEKLER BELİRLİYOR 

■ Haklısınız, İran’da kadınlar saçlarını kazıtıyor, başörtülerini yakıyor, mollaların sarıklarını düşürüyor. Laikliğin olmadığı, din ve devletin ayrılmadığı ülkelerde din baskısının nereye varabileceğini dünyaya gösteren ve dünya çapında konuşulan bir örnek oldu.

Hepimizin dikkat etmesi lazım, şu soruyu kendimize soralım; Türkiye’de bugün dini inancın gereklerini erkek din adamlarını belirliyor, Diyanet İşleri’nin yönetici düzeyinde yüzde 99 kadrosu erkeklerden oluşuyor. Diyanet kadınların oğul ya da koca, baba gibi erkek refakati olmadan 90 kilometreden uzağa gidemeyeceğine ilişkin bir görüş açıkladı, kadınların Anayasal seyahat özgürlüğünü yok eden bir düzenleme ve bütün Türkiye toplumuna bu yayıldı. Aynı Diyanet eliyle “kadınların pantolon giymemesi gerektiğini, pantolonun dine aykırı olduğunu” açıklayan yorumlar yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.

■ Cumhurbaşkanı’nın eşi de pantolon giyiyor, değil mi?

 Ama şimdilik. Anayasa’ya “dini inancı sebebiyle başını örtmek” diye koyduğunuz zaman o inancın hangi tür başörtüsü ve onun altına; teklifte “tercih ettiği kıyafet” diyor ama “tercih ettiği dini kıyafet” demek istiyor. Bunun içine nasıl bir örtünme gireceği belli değil.

■ Bazı siyasi partiler Anayasa değişikliği teklifinde bir “din, inanç” konusu olduğu için acaba aleyhte propaganda konusu olabilir mi diye itiraz etmekte güçlük çekiyorlar. Başörtüsüyle ilgili Nur Suresi’nde aslında “başörtüsü, saç” sözcükleri yok, Ahzab Suresi’nde de ayaklara kadar örtünme var, bu partilerin “çarşaf da buna dahil mi” diye sorma hakkı olmalı, Türkiye’de inancı gereği çarşaf giyen kadınlar da var, erkekler de “işimde sarık takacağım” derse ne olacak. Kısacası, laik devlette “Anayasa’da din” tartışması yapılması gerekiyor, teklifi yapanlar açıklamalı.

Teklifte bu dini nedenle başını örtmek ve başörtüsünün altında tercih ettiği kıyafet geçerken 2 yerde “Bu hak hiçbir surette engellenemez ve kıyafet nedeniyle herhangi bir haktan mahrum bırakılamaz” diye tekrarlanıyor. Bu “Ben dini inancım nedeniyle şu kıyafeti seçtim” diyen ama başörtülü kıyafetten bahsediyoruz, başörtüsüz herhangi bir kıyafete dokunamamazlık yok, başörtüsü ve onun altında seçilen kıyafete dokunulmazlığı getiriyor ama bu dokunulmazlık aynı zamanda kamu güvenliği açısından da ciddi bir risk oluşturuyor. Şimdi, kimliklere yapıştırılacak fotoğrafların yüzü gösterir şekilde olup olmaması diye bir tartışma çıkıyor, sınavlara giriş konusunda ve diğer alanlarda yüzün görünmesini engelleyecek çarşaf, burka gibi kıyafetlere de mutlak dokunulmazlık getirilmesi burada kamu güvenliği açısından tehdit oluşturacak. Daha önce çarşaf altına bomba saklayarak yapılan terör eylemleri yaşandı, bunlara kamu alanlarında mutlak serbestlik tanımak terör riskini de gündeme getiriyor ki Batı ülkelerinde bu konuda koruyucu kararlar alınmıştır, söylediklerimin hepsi partilerin üzerinde dikkatle durması gereken konular, son pişmanlık fayda etmiyor maalesef.

“HİÇBİR ŞEKİLDE SINIRLANAMAZ” HÜKMÜ AİH SÖZLEŞMESİNE AÇIKÇA AYKIRI!

■ Peki, zaten şimdi başörtüsü kamu alanlarında serbest bırakılmış durumda, Anayasa’ya konulması neden gerekiyormuş?

Gerekmiyor, anayasalar kılık kıyafet yerleri değildir, aynı şekilde kılık kıyafet konusunda yasa düzeyinde düzenleme de olmaması gerekir, burada önemli olan özgürlüktür. Genel olarak yetişkin kadınlar açısından bu özgürlüğü herkesin tanıması gerekiyor. “Kamu güvenliğine, kamu sağlığına, başkalarının hak ve özgürlüğüne zarar vermediği sürece” kimse karışamamalı. Ancak teklifle getirilmek istenen “hiçbir şekilde sınırlanamaz” hükmü Türkiye’nin de tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesine de açıkça aykırıdır. AİH Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesinin 2’inci fıkrası “kamu düzeni, genel sağlık, genel ahlak, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması söz konusu olduğunda din ve inanç özgürlüğü sınırlanır” diyor, mutlak bir hak olmaz ki.

SEÇİM MALZEMESİ HALİNE GETİRİLMESİ KÖTÜ NİYETLİ ANAYASACILIK ÖRNEĞİDİR! 

Ayrıca Türkiye’de yürürlükteki anayasanın “temel hakların sınırlandırılması ve kötüye kullanılmasıyla” ilgili 13 ve 14’üncü maddesini de yürürlükten kaldırmış oluyoruz. Çünkü bütün özgürlükler gibi din, inanç ve ibadet özgürlüğünün de sınırları vardır, anayasalar ve uluslararası sözleşmeler bu sınırları gösterir. Demokratik toplum gereklerine uygun olduğu sürece devlet bu sınırlamaları yapmak zorundadır. Bu teklifin bir başka sakıncalı tarafı “çocuklara giydirilecek dini kıyafetler” konusunda bir tartışma açacak olması. Yetişkin kadınların sorunları toplumsal uzlaşma ile çözüldü, toplumsal uzlaşmayla çözülen bir konunun seçim malzemesi haline getirilmesi tam bir kötü niyetli anayasacılık örneğidir. Peki küçük yaşta tesettüre sokulan çocuklar ne olacak? Anaokullarında bile kız çocuklarının tesettüre sokulması gerektiğini düşünenler var. Kreşlerde, anaokullarında, ilkokullarda başörtülü kız çocuklarının olması yeni sorunlar çıkartacak. Çocukların cinselliğinin örtüler aracılığı ile altının çizildiği, 6 yaşındaki kız çocuklarının cinsel olgunluğa ulaştığını anlatan dini kıyafetlerle gezdirildiği, 6 yaşında evliliğin meşru olduğunu savunan tarikatların kamusal alanda meşrulaştırılmaya çalışıldığı bir ortamda bu ciddi bir sorundur. Acaba devlet bu konuda nasıl bir yaş sınırlaması getirebilecek?

■ Burada bir parantez açalım; bunun dini kural olmakla da bir ilgisi yok, Kur’an’da “Hanımlarına söyle, Müslüman kadınlara söyle” şeklinde geçer, çocuklarla hiçbir ilgisi yoktur.

Çarpıtılmış ataerkil yorumların hangi noktaya varabileceği Hiranur Vakfı’nda ortaya çıkartılan 6 yaşında çocuğun evlendirilme olayında toplum olarak gördük. Belli çevreler 6 yaşında yıllar süren tecavüze maruz bırakılan çocuğun değil, itibarı zedelendiği düşünülen ve bunun bir hak olduğunu iddia eden baba ve tarikat liderinin yanında yer aldı, bunlar arasında bir siyasi parti lideri de vardı; “Bu olayı büyütmeyin aile rencide oluyor” dedi. İşte Anayasa’da yapılmak istenen 41’inci maddedeki değişiklik de böyle bir aile tanımını Türkiye’ye getirmek istiyor. 6 yaşında kız çocuğuna her gün tecavüz edilsin diye müridine veren bir tarikat şeyhini mi aile babası ve aile sayacağız, yoksa o istismarın mağduru olmuş çocuğuyla beraber yaşama savaşı veren kadının ailesine mi aile diyeceğiz? İstismarcı babayı korumak için istismara maruz bırakılan çocuğu terk eden, kurban eden bir siyasi anlayışla karşı karşıyayız. Anayasa’nın 41’inci maddesinde değişiklik yapanlar bu felsefeyle hareket ediyorlar. “Eşcinsel evlilikleri yasaklıyoruz” diyorlar ki bu Anayasa eliyle nefret suçu işlemek demektir, aynı zamanda “bir kadın, bir erkek” diyerek bir aile tanımı yapmaya çalışıyor. Çocuğuyla yaşam mücadelesi veren HGK aile sayılmıyor ama onu istismar eden ve belki başka çocukları da istismar eden tarikat şeyhi aile sayılıyor.

TÜRKİYE’DE LGBT EVLİLİKLERİ  TARTIŞMASI YOK!

■ Anayasa değişikliği teklifi verenler sanki değişiklik LGBT için yapılıyormuş algısı oluşturuyor ve “Bu tehlikeyi gençler için ortadan kaldıracağız” diyorlar. Oysa Türkiye’de böyle bir evlilik olayı, böyle bir tartışma yok.

Evet, doğru, ayrıca bu tartışmanın bir başka boyutu da insanların cinsel eğilimlerinin kendilerini ilgilendirmesi gerektiği, bunlar doğuştan getirdikleri özellikler, bu özellikleri iktidarın çok sevdiği Bülent Ersoy gayet net şekilde anlatmıştı ve; “Yaradan bana bu ruhu böyle üflemiş, benim artık yapabileceğim bir şey yok” demişti. Kimsenin yapabileceği bir şey yok, onun için kimin kime aşık olacağı, kimin kiminle el ele tutuşacağı meselesini insanların özgür iradesine bırakmak lazım. Buraya devletlerin karışma hakkının da olmaması gerekir.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ AÇISINDAN DA ÇOK TEHLİKELİ!

■ Erdoğan, başbakanlığı döneminde “Başörtüsü özgürlüğünün çarşafı kapsayıp kapsamayacağı” sorusuna “Aşırıya kaçılmamalı, bu olumlu gelişmeleri tahrik etmek olur” cevabını vermişti. Başörtüsü için Anayasa değiştirme tartışması çarşaf konusuna yine dönecektir, bakalım şimdi ne diyecek?

Şimdi bakın, Türkiye Barolar Birliği’nin Çanakkale’de yapılan Mali Genel Kurulu’nda bir sorun yaşandı. İktidarın anti demokratik şekilde baroları bölmek için “çoklu baro” uygulaması getirme politikasını protesto etmek için, İstanbul’da kurulan 2’nci Baro’nun kadın delegesi konuşmaya başladığı anda salondaki avukatlar dışarıya çıktılar. Anında sosyal medyada bu avukatların “başörtüsünü protesto ettiği” yalanı yayıldı. Barolar Birliği açıklama yapmak zorunda kaldı. Oysa kürsüde bir erkek delege de olsaydı protesto edilecekti, başı açık bir kadın delege de olsa edilecekti. Bu anayasa değişikliği ifade özgürlüğü açısından da çok tehlikeli. “Kimse dini kıyafeti nedeniyle hiçbir şekilde kınanamaz, suçlanamaz ve herhangi bir ayırımcılığa tabi tutulamaz” hükmü “seçilen kıyafet çarşaf da olsa, burka da olsa hiçbir eleştiri yapılamaz” demektir, yani anti demokratik, laikliğe aykırı ya da hukuk dışı uygulamalar olursa bunlar da yapan kişinin kıyafeti ile ilişkilendirilerek “tartışılmaz” kılınacak. Politik eleştiri getirenlerin bile “kıyafete ya da dine eleştiri getirmiş gibi” suçlanmasına yol açacak, 24’üncü madde bu şekilde teklif edilirse en küçük bir eleştiri yapılamaz hale gelir.

DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ 24’ÜNCÜ MADDENİN SON CÜMLESİNE DİKKAT!

Herkesi, değişiklik teklifinin 24’üncü maddesinin son cümlesini tekrar tekrar okumaya davet ediyorum. Çünkü bu madde çok net olarak ”Dini inanç nedeniyle seçilen kıyafeti hiçbir şekilde engellememek üzere devlet onun dışındaki bütün kıyafetleri düzenler” diyor. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ “Tabii ki şort ve benzeri kıyafetleri kapsamayacak bu düzenleme, o kadar da ileri gitmeyeceğiz” diyordu. Cümle çok açık, yapmak istedikleri değişiklik çok açık, kadınların kıyafetlerine yönelik saldırılar artık devlet eliyle de olabilir, bunun dışındaki saldırıların artması da beklenebilir. Anayasa değişikliğinin uyum kanunları, yönetmelikleri çıkartılacak, bu noktada büyük sorunlar çıkacak. Sokaklarda gezecek turistleri bile etkileyecek düzenlemeler yapılabilir. Bir kaymakamın yazısıyla vatandaşın sokaktaki kıyafeti düzenlenebilir. Bu nedenle EŞİK olarak “kaos çıkacak” diyoruz, çocuklar, başörtülü, başörtüsüz kadınlar açısından kaos çıkacak ve toplumun erkekleri kadınların kıyafetlerine karışma ve onları düzenleme, hatta cezalandırma hakkını kendinde görecek.

Eşitlik İçin Kadın Platformu üyeleri CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ederek kaygılarını iletti.


■ Dini kıyafeti giymiş bazı kişilerin restoran kafe önlerinde, toplu ulaşım araçlarında “Yılbaşı kutlamayın, dine karşıdır” veya gençlere “El ele tutuşmayın, şort giymeyin” gibi uyarılar yaptığını ve çok büyük tepkiyle karşılaştıklarını sosyal medyada görüyoruz, bu girişimler de herhalde daha fazla cesaret bulacaktır.

Sokaktaki şortlu kadına tekme atan erkeklere, başörtüsü olsa bile altına tunik giymiş ya da başörtüsünün şekli beğenilmeyen bir kadına bile saldırma hakkı verilecek. Bugün Türkiye’de soyadı aynı olmayan kadınla erkeğin aynı otobüse binemediği koşullar yaratılıyor. Bingöl ilinde okullarda “veliler öyle istedi” denerek karma eğitime son verilebiliyor, haremlik selamlık eğitime geçiliyor. Skandalı ortaya “Eğitim-Sen çıkardı, okul geri adım attı. Taliban’ın kadınların STK’larda ve belli iş yerlerinde çalışmasını yasaklarken kullandığı gerekçelerden biri de “uygun kıyafetler giymiyorlar, çalışmasınlar” argümanı oldu. Yani devletle din karıştığında çalışma hakkıyla kıyafet arasında doğrudan bir bağlantı var, kıyafet deyince geçip gidemiyoruz. Bütün temel hakları kullanırken –seyahat özgürlüğünden tutun, sağlık hakkına kadar kıyafetle bağlantılı, hem hizmet verirken, hem hizmet alırken sorun çıkartacak bir düzenleme bu. “Öğretmenler pantolonla ders veremez” dediğin zaman pantolon giyen bütün öğretmenler işten çıkarılabilir. Bir sabah bir kalkarız “okullarda bundan sonra kıyafeti nedeniyle kadınlar çalışmayacak” kararı çıkmış. Zaten bu teklif o yüzden tartışılamaz, çünkü daha teklif “temel hakların korunması ve kıyafet özgürlüğü” diye başlıyor. Anayasa’nın yaklaşık 70 maddesinin değiştirilmesine neden olacak bir tekliften bahsediyoruz, şaka değil yani. Onun içindir ki “Türkiye’yi durduk yere kaosa sürükleyecek bir düzenleme teklifi” diyoruz.

“TÜRKİYE’DE SORUN YAŞANMAZ” DİYENLERE BİRKAÇ SAAT DİYANET TV’Yİ İZLEMELERİNİ ÖNERİYORUM!

■ Din kurallarına göre yönetilen ülkelerde bu noktaya varış hep kadınların başörtüsü, tesettürü üzerinden başlamış ve “kadınlar okuyamaz, çalışamaz” sonucuna gelmiş. Kadınların okuması yasak, erkek doktora gitmesi yasak olunca hastalanan kadınların kurtarılması da imkansız oluyor. Türkiye’de daraya perde koymak, kız erkek sınıfları ayırmak gibi olaylar görüldü.

Taliban geçenlerde “Afganistan, Türkiye olmayacak” diye açıklama yaptı, bu değişiklikle Türkiye hızla Taliban olma yolunda ilerliyor maalesef. Türkiye’de bu sorun yaşanmaz diyenlere bir saat Diyanet TV’yi açıp orada kadınlara ve erkeklere neler tavsiye edildiğini dinlemelerini öneriyorum. Kadınlara ev içine hapis olunmuş hayatlar tavsiye ediliyor, bu hem kadınlar üzerinde baskı kurmak, hem bu baskı konusunda inançlı erkekleri kışkırtmak anlamına gelir, açık bir Anayasal suçtur. Ve Diyanet, bizlerin vergisiyle bizlere saldıran yayınlar yapıp erkeklerin bize saldırmalarını, gerekirse tekmelemeleri, şiddet uygulamaları konusunda teşvik ediyor ve 6000 üzerinde Diyanet kadrosunun işe alınacağı açıklanıyor. Bu kadrolar boşuna istihdam edilmiyor orada. Camilerde kadınların eşitliğine, özgürlüğüne karşı hutbeler, kadınların pantolon giyip giyemeyeceğine ilişkin hutbeler boşuna verilmiyor. Oradan düğmeye basıldığı anda kışkırtılmış erkekler sokakta, otobüste beğenmediği kıyafet giyen kadınlara saldırabiliyorlar.

OY HESAPLARIYLA ÜLKE KARANLIĞA SÜRÜKLENEMEZ!

Dönemin başbakanı da (Binali Yıldırım) otobüste tekmeyle şortlu bir kadına saldırıldığında “Bu kadar abartmayın, mırıldanıp geçersiniz” diyor. Bu kadroların her yerde devletin tüm mekanizmalarında, dini kurumlarda iktidarda olduğu bir ülkede tabii ki bunlar başörtülü-başörtüsüz bütün kadınlara yönelik saldırıya dönüşecek. O yüzden, bu anayasa teklifinin düzeltilecek hiçbir yanı yok, bütün muhalefet partilerinin siyasi hata kaldırmayan bu süreçte çok uyanık olması gerekiyor, oy hesaplarıyla ülke karanlığa sürüklenemez.