Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun YouTube kanalı ile Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin X (eski adıyla Twitter) hesabı “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime engellendi. İmamoğlu’nun sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engelleri daha önce de gündeme gelmişti. Geçen yıl yaklaşık 10 milyon takipçili ana X hesabı erişime engellenmiş, karar nedeniyle sosyal medya platformu da Türkiye’den görünmez hale getirilmişti. Daha sonra açılan hesaplar da peş peşe erişim engeli kararlarına konu oldu. Hesap isimleri değiştirilerek yeniden açılan profiller hakkında da benzer kararlar verildi. Ekrem İmamoğlu, savunmasının sınırlandırıldığı gerekçesiyle son duruşmada salon dışına çıkarılmıştı. İmamoğlu’ndan mektup geldi. Önemli iddialar içeren mektubu aktarıyorum: KAYBETME KORKUSU Saygı Bey; yıllardır özgür ve bağımsız gazetecilik mesleğinizi, bayrağı yere düşürmeden devam ederek; SÖZCÜ kurumu ile en üst seviyede Türkiye demokrasi yaşamına hizmette kararlılıkla devam ediyorsunuz. Türkiye tarihinde görülmemiş biçimde hükümet eli ile yürütülen iki sivil darbeyi 19 Mart ve 21 Mayıs’ta yaşadık. İki darbe sonrası pervasızca ortaya konan bütün hukuksuzluklar ve adalete inancı yerle bir eden uygulamalar, Erdoğan’ın onayı ile siyasallaşmış yargı tarafından tereddütsüz, ödülü makam, mevki ve menfaat olacak şekilde yerine getirilmiş ve getirilmeye devam etmektedir. Tek amacı koltuğunu korumaktır. Bu amaçla rakibini, rakip siyasi partiyi, gerekirse diğer siyasi partiler ve kurumları ele geçirmekle tüm muhalif kitleye saldırarak korkutmaktır. Bu korkutma stratejisinin temeli ise AKP iktidarı ve Erdoğan’ın korkusudur. Koltuğu kaybetme korkusudur. SAVUNMA HAKKI Bu kötü dönemin ağır bir ekonomik, sosyal ve yaşamsal sonuçları doğmaktadır. Sonuç olarak bu darbeler Türk siyasetini, demokrasiyi, muhalif kitleyi yani toplumun yüzde 70’ini hedef almaktadır. Hukuksuz uygulamaların en pervasız ve kibirli kural tanımaz örneğini de savunma hakkımın elimden alınmasını bir anda tavrını değiştirerek mahkeme heyeti tarafından çalınmasını 8 Temmuz’da yaşadım. Bu durum Türk yargısı için kapkara bir lekedir. Savunma hakkı kutsaldır. Bu kutsallığı muhatabı kim olursa olsun geçmiş örnekleri ile aktarmanızı çok değerli bularak yazılarınızı okudum. Benim siyasallaşmış yargı ortamında güvencem de kendimi emanet ettiğim merci de, hitap edeceğim muhatap da, aziz milletimiz, 86 milyon yurttaşımızdır. Kritik gecenin, kritik isminin verdiği mesaj Mehmet Yılmaz, Adalet Bakanlığı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Müfettişliği, Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanvekilliği görevlerinde bulunmuştu. Yılmaz, 15 Temmuz darbe girişiminin en kritik anlarında en kritik kararlara arkadaşlarıyla birlikte damga vuran bir isim. Halen Yargıtay 12 Ceza Dairesi Üyesi olan Yılmaz’ın mesajları da önemli. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin 10. yıldönümünde yazdıklarını, onayını aldıktan sonra aktarıyorum: “Bazı geceler vardır; takvim yapraklarında yalnızca bir tarih olarak kalmaz. Bir milletin karakterini, bir devletin hafızasını ve gelecek nesillerin kaderini belirleyen ebedî birer dönüm noktasına dönüşür. 15 Temmuz 2016, işte böyle bir gecedir. O gece hedef alınan yalnızca Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, emniyet teşkilatı ya da devlet kurumları değildi. Asıl hedef; bin yıllık devlet aklıydı, millet iradesiydi, hukuk devletiydi, hür düşünce, inanç özgürlüğü, demokrasi ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milletimize emanet ettiği Cumhuriyet’ti. O gece, tankların paletleri yalnızca asfaltı ezmedi; milletin iradesini çiğnemeye kalktı. Savaş uçakları yalnızca bombalar yağdırmadı; bağımsızlığımızı ve geleceğimizi karartmak istedi. Fakat hainlerin hesap etmediği bir hakikat vardı: Bu millet diz çökmez. Bu devlet teslim olmaz. Bu bayrak yere düşmez. Çünkü bu toprakların mayasında Malazgirt, Çanakkale, Sakarya, 15 Temmuz vardır. Ve hepsinden önemlisi; Allah’a iman etmiş, vatanı namus bilen, hür yaşamayı karakter edinmiş aziz bir millet vardır. 15 KAHRAMAN ÜYE O karanlık gecede milyonlar meydanlara koşarken, yargı teşkilatı da tarihî sorumluluğunun gereğini yerine getirmiş, tarihin ve kaderin bir araya getirdiği, Ulubatlı Hasan kimliğine bürünmüş 15 kahraman HSYK üyesi, Adalet Bakanlığının yöneticileri, hâkimler, Cumhuriyet savcıları ve adalet teşkilatının fedakâr mensupları, makamlarını değil; milletten aldıkları emaneti korumayı tercih etmişlerdir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti hâkim ve savcıları bilir ki; adalet çökerse devlet çöker. Hukuk susarsa zulüm konuşur. Vicdan korkarsa millet esir olur. İşte bunun için o gece cübbeler, sadece bir meslek kıyafeti değil, devletin vakarının ve millet vicdanının sembolü olmuştur. Kalemler yalnızca karar yazmamış; tarihe, “Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti olmaktan vazgeçmeyecektir” hükmünü kazımıştır. O gece verilen mücadele hiçbir zaman yalnızca bir darbe girişimini bastırmak değildir. Bu mücadele; hak ile batılın, sadakat ile ihanetin, hürriyet ile esaretin, millet iradesi ile vesayetin mücadelesidir. CUMHURİYET, ORTAK NAMUSUMUZDUR Unutulmamalıdır ki; devleti ayakta tutan yalnızca ordusu değildir. Devleti yaşatan yalnızca kurumları değildir. Devleti ebedî kılan; adalete bağlılığı, hukuka olan sadakati ve milletiyle kurduğu sarsılmaz gönül bağıdır. Bizler inanıyoruz ki; adalet mülkün temelidir. Millet iradesi devletin meşruiyet kaynağıdır. Cumhuriyet ise bu aziz milletin ortak namusudur. Bu değerlere yönelen her saldırı, sadece bugüne değil, geleceğimize yapılmış bir saldırıdır. 15 Temmuz gecesi yazılan destan, bize bir hakikati bir kez daha göstermiştir: Tanklar milleti yenemez. Silahlar vicdanı susturamaz. İhanet, adalet karşısında ebediyen mağluptur. Allah, bu millete bir daha böyle ihanet gecesi yaşatmasın. Aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle yâd ediyor; devletine, hukukuna, demokrasisine ve millet iradesine sahip çıkan bütün kahramanları şükranla selamlıyorum. Çünkü tarih, dün olduğu gibi yarın da şu hükmü yazacaktır: Milletin iradesi yenilmez. Hukuk, ihanete boyun eğmez. Türkiye Cumhuriyeti, adalete inananların omuzlarında sonsuza kadar yaşayacaktır.”