
Özlem GÜRSES
ozlemgurses@sozcum.com
Gündem her geçen gün biraz daha sertleşirken herkesin merak ettiği tek bir soru var: Kasım seçimlerinde sandıktan ne çıkacak? Ben de bu soruyu IPSOS Türkiye Ülke Başkanı Vural Çakır’a sordum. IPSOS, merkezi Fransa’da bulunan dünyanın en itibarlı, en büyük araştırma şirketlerinden biri... Düzenli olarak BBC, Reuters ve RAI gibi kanallara gündem araştırmaları yapıyor. Türkiye’de de 2009 yılından beri sürdürdükleri bir araştırmaları var: Türkiye Barometresi... 30 yıllık araştırmacı ve Türkiye Araştırmalar Derneği Başkanı Vural Çakır ilk kez sonuçlar karşısında bu kadar şaşkın ve kaygılı... “Dipteyiz” diyor “ve buradan çıkışın tek yolu siyasetin normalleşmesi..”
Vural Çakır, merhaba... IPSOS Türkiye siyasi araştırma yapmıyor ama siyasi nabzı ölçen bir araştırma yapıyor: Türkiye Barometresi.
Evet. Türkiye Barometresi’ni 2009 yılından beri sürdürüyoruz, amacımız müşterilerimiz olan 35 kadar ulusal ve uluslararası büyük şirketin “ortamın nasıl gittiğini anlamalarına” bir katkı yapmak. Siyasi ortamın nasıl şekillendiğini de görebiliyoruz.
7 HAZİRAN’DA RAHATLAMIŞTIK
Son araştırma yeni yayımlandı. Size göre en çarpıcı sonuç hangisi?
Tabii çok radikal, sert bir gündem değişimi var. Sanki 3 ay önce biz başka bir ülkede yaşıyorduk, şimdi başka bir ülkedeyiz. Bu araştırmada da en sert değişimler “memnuniyet” ve “kaygı”yı ölçen endekslerimizde yaşandı. Bakın en son 7 Haziran seçimlerinden hemen sonra açıklamıştık Türkiye Barometresi’ni. Aynı tarihlerde TÜİK de “güven endeksi”ni yayımlamıştı. Seçimlerden hemen sonra Türkiye, mayıs ayına göre çok daha rahatlamış görünüyordu. Hepimizin öcü gibi gördüğü koalisyona rağmen güvenimiz de, rahatımız da yüksek çıkmıştı. Nefes almıştı Türkiye.
Son araştırma ne diyor?
Ağustos Barometresi’nde çok sert ve ciddi bir düşüş var, 2009’dan beri “en dip” noktadayız. İki mesele insanların huzuru açısından çok önemli; “Durumum nasıl?” ve “Ne olacak? İyiye mi, kötüye mi gidecek?” Bu ikisinde 2009 yılından beri kaydettiğimiz en dip nokta. Mayıs ayına göre 13 puanlık düşüşler var, bunlar bu kadar kısa sürede çok ciddi düşüşler. 3 ay önce mayısta en önemli konularımız “ekonomi, işsizlik, geçim sıkıntısı, eğitim” iken, son araştırmada açık ara “güvenlik ve terör”. Bütün diğer sorunları baskılamış oldu bu gündem. Dolayısıyla çok daha kötümseriz.
ALTERNATİF ARAYIŞI ARTIYOR
Toplumda bir “Bitti buralar, başka seçeneklere bakalım” tartışması başladı sanki... Araştırma bu “ümit eksikliğini” de mi gösteriyor?
Türkiye’de alternatif arayışları artıyor. Yurtdışına yerleşme eğilimi, İstanbul’dan ayrılma eğilimi gibi eğilimler artıyor. “Kanada’ya, Portekiz’e gidelim”. Bu seçenekler artık konuşuluyor. İnsanlar kendi yakın geleceklerine dair umutları azalınca bir arayışa girer. Şu anda bu başlamış görünüyor. Kısa ya da orta dönemde hayatınızın daha iyi olacağı, daha yüksek bir gelire kavuşacağınız, en azından mevcut gelirinizi kaybetmeyeceğiniz ümidiniz yok. Tam tersine temel kaygılar artmış, bir yandan ekonomi eskisi kadar iyi değil bir yandan sorunu daha fazla... Ve ülkede sürekli bir “Şöyle olsun, hayır böyle olsun” yaklaşımıyla büyük bir didişme var.
Asıl sıkıntı orada galiba... Siyasetin çözüm üretememesi...
Tamamen bu... Çok yüksek bir “toplumsal hararet” oluşmuş durumda. Temmuzdan bu yana ülkede çok yüksek bir hararet, bir ısı var ve bu ısı artıyor. Tek başına bir partinin iktidar olduğu durumda bile bu ısı düşmeyecek. Böyle bir durumda umudu arttıracak tek çözüm siyasi adı ne olursa olsun bu ısıyı düşürecek işbirlikleri.
Seçim olacak mı? AKP beklediği oy artışını henüz göremedi...
Bir iyimser, bir kötümser tarafından bakalım, bence bu ortamda seçim çok riskli bir şey, sandık güvenliği açısından. Özellikle Güneydoğu’da bugün baktığınızda milletvekillerinin bile giremediği yerler var. Buralarda sandık koyup insanların özgür iradeleri ile oy kullanmasını nasıl sağlayacaksınız? İnsanların sandığa bile gitmeye tereddüt edeceği bir seçim zaten hepimiz için kuşkulu bir seçim olur. Fakat seçim yapmamak da korkunç bir ihtimal, çok ciddi bir risk. Dolayısıyla toplumdaki bu “yüksek ısı”yı alacak tek şey ortamı normalleştirmek, başka bir çözüm yok.
HDP’NİN OYU HÂLÂ YÜKSELİYOR
Sizin araştırmanızda kamuoyu bütün bu olup bitende faturayı kime kesecekmiş gibi gözüküyor?
İktidar bir yolunu bulup seçim güvenliğini sağlamak zorunda. PKK’nın aklını başına alması gerek. Bu yol yol değil. HDP hâlâ yükseliyor gözüküyor. Bundan sonra olması beklenen de PKK’nın yalnızlaşmasıdır.
Diyelim ki seçim güvenliği tam sağlanamadı, Doğu ve Güneydoğu’da sıkıntılar yaşandı ama yine de seçim oldu. Nasıl bir tablo çıkar ortaya?
O hiç arzu edeceğimiz bir durum olmaz. Diyelim ki HDP seçmeni sandığa gidemedi ve HDP baraj altı kaldı, meşruiyet sorunları doğar. Daha makulü aramak lazım. Yüksek bir ısı var ve toplumdaki bu hararet bu birkaç puanlık siyasi hesaplarla çözülebilecek bir şey değil. Daha başka bir yol aranarak, konuşarak çözülebilecek bir şey. Şöyle bir iyimserlik içinde bakmak isterim; bütün bu dönemde yapılan koalisyon görüşmeleri bir alt yapıydı. Bu ikinci seçim, tekrar seçim neyin “olamayacağını” ve neyin “imkansız olduğunu” bir kere daha gösterecek herkese. Tayyip Bey de görecek bunu... Şu tablo netleşecek: Cumhurbaşkanı bütün partilere eşit mesafede olacak ve bir koalisyon hükümeti matematiği var. Bizim bildiğimiz eski parlamenter sisteme benzer bir Cumhurbaşkanı yani... Erdoğan’ın “başkanlık etme” vizyonundan bu role geçişi de belki kolay olmayacak.
Sorunları çözecek tek adres Meclis!..
Seçime katılım yüzde kaç olursa temsiliyette sıkıntı yaşanır?
Son seçimde katılım oranı yüzde 86’ydı, yüzde 80’in altı sorunlu olur. Buradaki daha önemli mesele oranın kaça indiğinden çok, bölgesel olarak nasıl farklılık gösterdiği. Bir bölgede katılım yüksek, bir bölgede düşük olursa sıkıntı yaşanır.
O zaman Doğu ve Güneydoğu’da özerklik ilanları başlar.
Orada Demokratik Bölgeler Partisi var, yerel yönetimlerde çoklukla onlar var. Bu bence Türkiye’nin çok dikkat etmesi gereken bir siyasi olgu. Çözümü daha makul bir platforma, Meclis’e taşıma imkanı ve orada çözebilme ihtimali varken bütün tarafların buna çalışması gerekir. Yoksa birisi HDP’yi baraj altına düşürmeye çalışır, öteki özerklik ilan eder, insanlar sokaklarda savaşırsa, ülkenin doğusu Suriye ve Irak’ın bir parçası haline gelir. Bu kaçınılmaz olur. 1984’ten beri bu savaşın içinde Türkiye ama yine de kendi bütünlük yapısı ve sınırları içinde bu savaştaydı, şimdiki tehlike Ortadoğu’nun bir parçası haline gelme tehlikesi... Hepimizin amacı “tek başına ben her şeyi yaparım” iddiasından çok çözümü Meclis’e taşımaya çalışmak olmalı. Hararet ancak böyle düşer.
Diyelim seçim güvenliği sağlandı ve sandıktan yine koalisyon çıktı. Ne olabilir? Türkiye bir kez daha seçime mi gider?
Bir daha böyle bir seçeneği hiçbirimiz makul bulamayız, böyle bir durum zaten AKP içerisinde de kabul görecek bir durum olmaktan çıkar, AKP de kendini yeniden şekillendirmek durumunda olur. Yapılması gereken de o... Orada da bir siyasi parti var, yöneticileri var, kongresi var. AKP de bence bir koalisyona razı olur. Köşk de buna artık ses çıkarmaz. Türkiye gelenekleri olan bir ülke, sonuçta kendine bir yol bulacak ve o yol makul bir yol olacaktır. Maceracı bir ülke değildir Türkiye. Yeter ki sağlıklı ve güvenli bir seçim ortamı sağlansın.
’AKP seçmeni hâlâ Erdoğan’ı lider görüyor!’
IPSOS’un araştırmasında liderlerin “beğenilme” endeksi de var. O listede Başbakan Ahmet Davutoğlu son sırada... Vural Çakır, bu konuyla ilgili şunları söyledi: “5 isim arasında Recep Tayyip Erdoğan’ın ismi olmasa belki Davutoğlu daha yüksek çıkabilirdi. Asıl gösterge şu: AKP seçmeninin doğal lideri olarak hâlâ Tayyip Erdoğan çıkıyor. Cumhurbaşkanı bütün partilere eşit mesafeli biri gibi değil bir siyasi lider olarak görülüyor.”