EKONOMİ yönetimi her yıl haziran ortasından itibaren üç yıllık perspektifle bütçe ve Orta Vadeli Program (OVP) çalışmaları yürütür. İçinde bulunduğumuz günlerde Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile başta Hazine ve Maliye Bakanlığı olmak üzere pek çok bakanlıkta bütçe ve Orta Vadeli Program (OVP) çalışmaları yoğun bir şekilde devam ediyor. OVP’nin eylül ayının ilk haftasının sonuna kadar Resmî Gazete’de yayımlanması kanuni bir zorunluluktur. Eskiden nispeten daha çok önem atfedilen OVP’ler artık eskisi kadar dikkate alınmıyor. Çünkü kamu ve özel kesim için rehber olması gereken temel büyüklüklerde çok büyük sapmalar yaşanıyor. Örneğin, 2024 yılında yayımlanan OVP’de 2026 yılı için belirlenen enflasyon hedefi %9.7’dir. Ancak aradan yalnızca bir yıl geçtikten sonra yayımlanan yeni programda, henüz 2026 yılı başlamadan bu hedef %16’ya revize edilmiştir. Yılın ortasını geçtik ve enflasyon %32’ler seviyesine demir atmış durumda. Eylül ayı okul harcamalarının ve okul ürünlerinin fiyatlarının arttığı bir ay. Eylül ayı ile birlikte, yaz ayının nispeten ucuz sebze ve meyve fiyatlarının enflasyon üzerindeki olumlu etkisi de ortadan kalkacak hatta tersine dönecek. Dolayısıyla 2026 yılını OVP’deki %16’lık hedefin iki katına ulaşan bir enflasyon oranıyla tamamlamak söz konusu olabilecektir. %100’lük bir sapmanın olduğu bir politika belgesine kim inanır, bu belgeyi esas alarak hangi işletme yol haritası çizer, bütçeleme yapar? Bu durum, ekonomik tahminlerin ve planlamaların ne kadar kısa sürede geçerliliğini yitirdiğini teyit etmektedir. Ama hakkını verelim, bütçeden yapılacak trilyonluk faiz ödemelerine ilişkin tahminlerde hedef tutturuluyor veya üzerine çıkılıyor. İddia değil, başarı esastır Ekonomide güveni inşa eden temel unsur, açıklanan hedeflerin iddialı olmasından ziyade, bu hedeflerin ne ölçüde gerçekleştirilebildiğidir. Bu mesafeyi ölçmek için iktidarın hedefleri ile gerçekleşme verilerini yan yana koymak yeterlidir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2023 Vizyonu kapsamında 2 trilyon dolar olarak belirlenen millî gelir, resmî verilerde 1.3 trilyon dolarlarda kalmıştır. Kişi başına düşen gelir vaat edilen 25 bin dolar yerine 15 bin dolar civarındadır. İhracatta hedeflenen 500 milyar doların ancak yarısına, yani 256 milyar dolara ulaşılabilmiştir. %5 olarak öngörülen işsizlik ise resmî olarak %9 seviyesinde gerçekleşmiştir. Ortaya konulan hedeflerin neredeyse hiçbirine yaklaşılamamıştır. Vatandaş OVP’ye inanmıyor OVP hedef ve öngörülerine pek inanan kalmadı. Kamu ve özel sektör için üç yıllık dönemde yol gösterici olması gereken politika belgesi artık bürokratların zamanını yiyen bir metin olmaktan öte gidemiyor. Eylül ayında yayımlanıyor. Yapılan tahminler, öngörüler, hedefler daha altı ay geçmeden geçerliliğini yitiriyor. Son dönemde Hazine, iki yıllık borçlanma ihalelerinde %40’ı aşan bir faizle karşı karşıyadır. Merkez Bankası politika faizini %37’de tutarken, devletin kendi alacaklarına uyguladığı yıllık gecikme faizi oranı %42’dir. Ticari kredi maliyetlerinin %50-70 seviyesinde seyretmesi ise işletmeler üzerinde ağır bir maliyet baskısı yaratmaktadır. Sanayi odaları her gün dert yanıyor. Erken sanayisizleşme sorununu dile getiriyor. İflaslar, konkordatolar artıyor. Yatırım yapmak, üretmek çok eziyetli iken paradan para kazanmak çok cazip hâle geliyor. Anlayacağınız vatandaşın penceresinden OVP hedefleri pek inandırıcı değil. Nitekim, Merkez Bankasının Temmuz 2026 verilerine göre hanehalkının önümüzdeki 12 aya ilişkin enflasyon beklentisi %44.94 seviyesindedir. Eylül ayında yayımlanacak OVP’de 2027 yıl sonu için %10’lu, %20’li enflasyon tahmini gören vatandaş bu OVP’ye inanır mı? Ekonomideki kötü gidişi dışarıda değil, içeride arayın Ekonomi yönetimi, hedeflerdeki bu sapmaları sıklıkla küresel jeopolitik riskler, bölgesel çatışmalar veya petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar gibi dışsal mazeretlerle açıklamayı tercih etmektedir. Şüphesiz ki küresel krizler her ülkeyi etkiler. Ancak bu durum, enflasyonda dünya liginin üst sıralarında uzun süre kalmamızı tek başına açıklamaya yetmez. Türkiye’deki yüksek enflasyonun ve ekonomik kırılganlığın temelinde, dış şoklardan ziyade yapısal sorunlar yatmaktadır. En derin yapısal sorun ise ekonomi dışı bir alandan, hukuk sistemine ve kuralların şeffaflığına olan güvenin zayıflamasından kaynaklanmaktadır. Yabancı sermaye girişinin sınırlı kaldığı, yerli yatırımcının yarınından emin olamadığı, mülkiyet güvenliğinin kalmadığı bir ortamda kuru baskılayarak ve sadece para politikası araçlarını kullanarak, ekonomiyi paralize ederek enflasyon düşmez, ekonomi düzelmez.