Herkes Serra Yılmaz’a takıldı ancak Anthony Bourdain’in ikinci İstanbul seferinde çok daha fazla detay var! Hele de “Basın özgürlüğü abartılıyor; hayatta her şey para için!” gibi cümleleriyle etkileyen (!) hükümet taraftarı işadamı Nuri Egeli mutlaka izlenmeli...

İzledik ve öğrendik. Meğer Amerikalı şef, yazar ve ödüllü TV programcısı Anthony Bourdain, geçtiğimiz aylarda ‘No Reservation’ için değil, ‘Part Unknow’ adlı şovu için İstanbul’daymış.
Bu, bol politika, az yemek demek!
Çoğunluk programı izlemeden, Serra Yılmaz’ın “Evet Türk’üm ama bu benim suçum değil” cümlesiyle andı şovu. Oysa Anthony Bourdain’in ikinci İstanbul seferinde çok daha fazlası var!

BELKİ DE ÖYLEYİZDİR


Program Gezi dönemiyle açılıyor; bol gazlı görüntülerin ardından seçim dönemleri, gerilimler anlatılıyor.
Kurgu harika; hızlı geçişler ve yine incelikli bir metin...
Bourdain bu defa az sarkastik; hatta İstanbul’a karşı bayağı sevgi dolu.
Bense en başta bir kez daha “Modern yanlarımızı da gösterse... Of şu restoranlara gitse! Fatih’ten başka semt de var yahu” gibi cümleler kurarak, kaygıyla izliyorum programı. Oysa belki, ‘İstanbul’a gelenin ne gördüğünü’ o bize daha iyi anlatıyordur; bilemiyorum.

ÇERKEZ TAVUĞU, SALMA...


Geçen gelişinde Bourdain’e rehberlik eden ve “Yahu o restoranlara mı götürülür insan!” isyanlarının hedefi Esra Yalçınalp şovda yine var. Önce bir balıkçıda ağırlıyor şefi, ardından bir grup gençle Abbasağa Parkı’nda kahvaltı yapıyorlar.
Fotoğrafçı-mimar Murat Germen’le pide tadılıyor...
Gündüz Vassaf’la bir ada sofrasında Serra Yılmaz’ın yaptığı mezeleri yiyorlar; Çerkez tavuğu, salma, fava, imam bayıldı...
Diyorum ya yemek az; sıklıkla çok fazla inşaat olmasından, betonlaşmadan, politikadan, insanların ruh halinden, umuttan, dönüşümden bahsediliyor.


‘BÖYLE GİDERSE TERK EDERLER’


Perşembepazarı’nda bir lokantada oturuyor Bourdain. 20 yılı aşkın süredir ev yemekleri veren, belli ki lezzetli bir yer. Restoran sahibi gence “Sen de bir Ermeni’sin. Ermenilerin Türkiye’deki geleceğini nasıl görüyorsun?” diye sorduğunda “Böyle giderse bu ülkede hiçbir Ermeni genci kalmaz. Hepsi bu ülkeyi terk eder” yanıtını alıyor.
Bourdain yanıta şaşırıyor, hatta -tarzı olsa- üzüldüğünü bile söyleyebilirim.
Bir sonraki durağında yağlı güreş izlemeye gidiyor.

ELLER KISPETE GİRİNCE...


İki komik insan (Kaan Sezyum ve Deniz Özturhan), kıspetli, yağlı, bıyıklı onlarca adam ve Anthony Bourdain... Gol olması için her şey var! Ama burada bile Bourdain esprili bir geçişin ardından konuyu “Muhaliflerin başına ne gelir?” sorusuna bağlıyor.
Belki de ortamı bir tek, geçen programda da olan, sular seller gibi İngilizce konuşan taksici İrfan hafifletiyor; tatlı-oyuncu anlatımı yetmiyor, sokakta göbek bile atıyor.
Ve gece hayatı kısmı için havalı bir takım elbiseyle bir terasa çıkıyor Anthony Bourdain. Keyifle içki içen, eğlenen insanların arasında AKP seçmeni bir işadamı olan Nuri Egeli ile buluşuyor. Nuri Bey, belli ki ‘geniş’ kelimesiyle tabir edilen insanlardan.
Pek bir güleç.


‘BU ADAMI NEREDEN BULMUŞLAR?’


“Niye AKP?” sorusuna ekonomiyle yanıt veriyor: “Eskiden 78 çalışanım vardı şimdi 150” falan... (Sonra mesleğine baktım, ‘yüzey geliştirme uzmanı’ imiş.)
“Burası bir eğlence kenti; tabii ki içkimizi içeriz. 10 sene sonra da bu böyle olur” diyor.
“Basın özgürlüğü çok abartılıyor. Bu sadece Türkiye’ye özel bir durum değil; hayat böyle” gibi cümleleri var.



Bourdain’le birer tekila shot almadan önce de “Evet her şey para için. Hayatta her şey para için!” demeyi de ihmal etmiyor.
O kadar muhalif karakter üzerine, ‘Ne... Nostalji mi? Mahalle kültürü mü?! Para konuşur’ tavrıyla “Nereden bulmuşlar bunu?” dedirten Nuri Bey, hükümet destekçisinden çok Bourdain’in bir oyunu, bir troll gbi duruyor.
Şef Bourdain, İstanbul bölümünü “Korku iş görür, korku oy getirir” cümlesiyle bitiriyor...


NEDEN YAPIYORLAR?


Fransa’da olanlar üzerine senarist arkadaşım Başar Başaran soruyordu: “Bu saldırıları kim ve neden yapıyor?”
Türklerin tüm Twitter tezlerini okusam da yetmiyor; uzlaşılmış tek bir yanıt yok çünkü.
Başar’ın ifadesiyle “Eskiden İRA ne ister, ETA neden bomba koyar, ASALA’nın derdi nedir bilirdik. Birtakım örgütler belirli bir amacın aracı olarak terör eylemleri yaparlardı.”
Şimdiyse terörün kendisi amaç sanki... Korku, kötülük, ölüm salmak yeterli.
O kadar insan öldü; bir slogan, bir talep, bir neden ortada yok hâlâ.
Hakikaten sormak gerek: Bunu bize kim, neden yapıyor?



- Dinleyin...
Pinhani’nin 2006 yılında çıkardığı ‘İnandığın Masallar’ albümündeki hemen hemen her şarkı hit olmuştu.
“Herkes köşesini kapmış iyi ama ben nasıl büyük adam olucam? İyiler bu savaşı kaybetmiş peki ben nasıl büyük adam olucam? Kötü olmak seni geri getirir mi acaba?” gibi sözleriyle ‘Ben Nasıl Büyük Adam Olucam’ ise benim favorimdi.
Umutsuz havası, temposu ve savaşı kaybetsek de iyi olan biziz vurgusuyla (züğürt tesellisi) kafa dağıtan bir başucu şarkısı... Şimdi albümünün plağı çıkmış, sevenine duyurulur...


MÜMKÜNSE...


- Gidin, görün
Bu bir fikir de olabilir, haber de, yemek de, eşya da... Kullandığımız her şeyin en başından bugüne geçirdiği evrimi, yaşanmışlıklarını bilsek ne kadar bilge olurduk. TMMOB Mimarlar Odası’nın Karaköy binasında Grafik Tasarım Sergisi var. Her gün önünden geçtiğimiz afişler, elimize aldığımız kitap ya da ürünler, giydiğimiz tişörtler ve onların grafik tasarımları. Onlara daha yakından bakıp öğrenmek, algı açmak çok keyifli.