“Meksika açmazı”, özellikle kovboy filmlerinde kullanılan bir sinema klişesidir.
Sahnede üç kişi vardır, üçü de birbirlerine silah doğrultmuştur. Herhangi biri tetiğe bastığı anda hepsi tetiğe aynı anda basabilir ve aynı anda hepsi ölebilir.
O nedenle Meksika açmazında tetiği ilk çeken aslında kendi sonunu da getireceğini bilir.
Bu sinema klişesi hem diplomaside hem siyasette kullanılan bir analojiye de dönüşmüştür ve “herhangi bir tarafın zafer kazanmasını sağlayacak bir strateji bulunmadığı çatışma durumlarını” ifade eder.
Meksika açmazı varsa gerilim de vardır.
Çıkmazdaki bütün aktörler, saldırgan tarafın aynı zamanda kendi sonunu tetikleyeceğini bilir.
Kayıp yaşamadan çıkmazdan kurtulmanın mümkün olmadığı da taraflarca bilinir.
Bu nedenle açmazın tek panzehiri “diyalog ve uzlaşma” olur.
★★★
İktidar ittifakı-strateji yoksunluğundan olsa gerek- kendisini bir Meksika açmazı içine sürüklemiş bulunuyor.
Bir yanda “ekonomik krizin baş edilmez yakıcılığı”, diğer yanda “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dördüncü defa Cumhurbaşkanlığı seçimlerine girebilmesinin sadece muhalefetin desteğiyle gerçekleşebilecek iki şarta bağlı olması.”
İktidar bu çıkmazdan ve rakiplerinin çıkaracağı engellerden kurtulmak için oyun planı oluşturmaya çalışıyor ama elinde yeterince koz ve anlamlı bir strateji bulunmadığından başarılı olamıyor.
Haliyle de bütün düğmelere aynı anda basmak zorunda kalıyor ve hep uçlara savruluyor.
Bir gün “Ha TBMM ha İmralı, ikisi de vatan toprağı. Terör örgütü lideri Öcalan TBMM’ye gelsin örgütü lağvettiğini açıklasın, umut hakkından yararlansın” görüşü savunuluyor.
Ertesi gün yıllarca kamuda üst düzey görevlerde bulunmuş seçime girmiş yüzde 49,04 oy almış Ahmet Özer’i terör suçlamasıyla görevden alınıyor, tutuklanıyor ve yerine kayyum atanıyor.
Başka bir gün DEM Parti’nin en barışçıl ismi olan Ahmet Türk’ün koltuğuna el koyup kayyuma teslim ediyor. Yeni kayyumların da yolda olduğunun sinyalini veriyor.
★★★
Biraz önce yazmıştım.
Meksika açmazından kurtulmanın en güzel yolu rakiplerle diyalog ve ateşkestir.
İktidarın “normalleşme”, “barış”, “uzlaşma” gibi söylemleri bu diyalog ve ateşkes çabasının bir sonucuydu.
Bu aynı zamanda muhalefetin ilgisini çekip katılımını ve desteğini sağlamak için “havuç sunma” stratejisiydi.
Öcalan’ın şartlı olarak umut hakkından yararlanmasını sağlamak, yeniden bir barış süreci başlatmak DEM Parti için çekici bir havuçtu. DEM Parti iktidarın yanına çekilebilirse, 57 milletvekiliyle Erdoğan’ın bir defa daha aday olmasını sağlayacak iki alternatifin ikisi de gerçekleşebilirdi.
“İktidar bizi dinliyor, muhatap alıyor. Arıyoruz generaller bırakılıyor, arıyoruz Cumhurbaşkanı Sinan Ateş’in eşiyle görüşüyor” cümlesiyle özetleyebileceğimiz bir “iktidar ilgisi ve desteği” de CHP’ye sunulan “havuç” gibi duruyordu.
CHP’nin bazı konularda iktidarla yapacağı iş birliği de zaten Erdoğan’ın açmak istediği birçok kapıyı aralayabilirdi.
★★★
Gelin görün ki evdeki hesap çarşıya uymadı.
DEM Parti de CHP de bir süre sonra havuca sırt çevirdi.
Bunun üzerine iktidar “sopa” gösterme aşamasına geçti.
Kayyum planları bir bir gerçekleştirilmeye başlandı. Yeni kayyumların gelebileceği “isminin açıklanmasını istemeyen kaynaklar” tarafından kamuoyuna duyuruldu.
İktidar havucu reddeden muhalefete adeta “siz misiniz normalleşmeyi, iç cepheyi tanzim etmeyi, birlik beraberlik görüntüsü vermeyi istemeyen. Alın size kayyum ve gerilim” mesajı verdi.
★★★
İktidar mensupları, daha fazla bağırarak, daha fazla yaptırım vadederek, sırf sahip olduğu devlet gücü ve yetkisini kullanarak bu çıkmazdan çıkacağını düşünüyor olabilir.
Ancak hiçbir Meksika açmazı diyalog ve uzlaşma olmadan, sadece güçle çözülemez.
Çözülememiş her Meksika açmazı da ilk hamleyi yapana zarar verir.
Bunu bilen bazı AK Partili siyasetçiler de olup bitenden, izlenen stratejiden rahatsız.
İktidarın çıkmazdan çıkış çabaları başka hamlelerle sürecek gibi görünüyor.
Bakalım daha hangi sürprizlere uyanacak, hangi farklı uçlara savrulacağız?