Cumhurbaşkanı seçme çalışmalarında “türban” nitelemesiyle dillendirilen “sıkmabaş”ın özellikle iktidar kesimince en ucuz malzeme olarak kullanılacağına ilişkin belirtiler artmaktadır. Erkek, kadın, güvenilir din bilgilerinin “dinsel zorunluluğu yoktur” dedikleri sıkmabaşın ayrıcalık örtüsü olarak kullanıldığını görmek istemeyen inanç sömürücüleri dini siyasallaştırarak demokrasiyi dinselleştirdiklerinin ayırdında değiller.
Anadolu-Türk kadınının Batılı rahibelerinkini de geçip peçe ve çarşaf biçimini anımsatan sıkmabaşla bağlantılı sayılması tam bir yanılgıdır. Türk kadınının tarihsel yapısı incelenip hep erkeğinin yanında, yönetim katında ve savaşta at üzerinde, tarlada eşiyle yan yana olduğu gözetildiğinde geleneksel başörtüsünden başka bir amaç taşımadığı anlaşılır.
Son yıllarda siyasal alanda, özellikle eğitimsiz, toplumsal yaşamı sınırlı, inanç bağı katı seçmenleri etkilemek için “dinsel bir örtü” olarak gösterilip kullanma zorunluluğundan söz edilmektedir. Dinsel bir gerek olduğu söylenip bir tür dayatılan, 5 yaşındaki çocuklarda bile izlenen sıkmabaş kullanan dindar olunca, kullanmayan “inançsız, dinsiz” tanımlanmış oluyor. Buna karşın yasama organında yan yana oturma çelişkisi sürüyor. Üstelik sıkmabaşı dinsel gereklilik diye kullananların giyimlerinin başka bölümlerinin dinle, terbiyeyle, iklimle, toplumla aykırılıkları hiç gözetilmiyor. Sıkmabaş, devlet örgütü ve yaşamı için Anayasa’ nın hiçbir yerine sokulamaz ve dayandırılamaz.
Pompalama
Hukuk fakültesini bitirmekle hukukçu olduğunu sanan kimileriyle inanç bağımlılığı belirgin, gerici, tutucu, çıkarcı, iktidar yandaşı kimi sözcü ve yazarlar Anayasa Mahkemesi’ nin sıkmabaşlı avukatların duruşmaya girebileceğine ilişkin kararını abartarak övmeyi, alkış tutmayı görev edinmişçesine yoğun çaba içindeler. Halkımıza gerçekleri anlatmak yerine kendi yanlışlık ve yanılgılarını dayatıyorlar. Üstelik anlamadıkları, bilmedikleri konularda bilgiçlik taslayarak hukuku yadsımakla kalmıyor, yaşamsal- anayasal ilkeleri tersine çeviriyorlar.
Anayasa Mahkemesi’nin 7.3.1989 günlü, Esas 89/1, Karar 89/12 sayılı kararı “yükseköğretim kurumlarında sıkmabaş kullanımına ilişkin kuralın iptalini” öngörmektedir. Bu karar daha sonra yorumlu red kararıyla da yinelenmiştir. Bir başvuru üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de iptal kararını yerinde bulmuştur. 25 yıl öncesinin ortamını, koşullarını, mahkeme kararının değindiği sorunları, yorumlarıyla değerlendirmelerini, anayasa karşısındaki yasa kuralının içeriğini, hukuksal durumunu gözetmeden, anlamadan eleştirmeye kalkışan “malûm”lar var. Doyurucu kararı “demokrasiye aykırı, baskıcı, lâikliği dayatan sakatlıkla özürlü” saymak büsbütün bilim karşıtlığıdır, ölçüsüzlüktür.
Koşullanmış kafalar; örtüyü beyine saran anlayış, boş inançlara (hurafeye) bağlılık; aklı, bilimi, gerçeği yadsıyıp varsayıma dayanış kolaylığı; mezhepçilik, tarikatçılık ve cemaatçilik ilişkileri, lâik cumhuriyet karşıtlığı; ulusalcılık yerine ümmetçilik güdüsü, siyasal yandaşlık, Anayasa Mahkemesi’nin yürürlükteki 1989 kararına karşın hukukdışı uygulamayla yükseköğrenim kurumlarında sıkmabaş uygulamasına geçit vermiş, yargı dışlanmıştır.
Ne idüğü belli kimilerinin pompalamasıyla hukuk devletinin en belirgin niteliklerinden lâiklik yara almıştır. Sokakta, evde, kendi yerinde hiçbir kadının başını örtmesine karışılmazken tersine yalanlarla toplum ayrıştırılmış, ilerici sanılan kişiler ve kurumlar da oy ve ilgi için sıkmabaşı uygun ve olumlu karşıladıklarını söylemeye başlamışlardır. Barış ortamının ayrımsız, eşitlikçi, kardeşçe yaklaşımlarla kurulup korunacağı unutulmaktadır.