Bodrum'dan İstanbul'a gelerek SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) 45. Türk Sineması Ödülleri'nin dağıtıldığı Cemal Reşit Rey Konser Salonu'ndaki törene katılan ve Yeşilçam'ın usta yönetmeni Feyzi Tuna'ya onur ödülünü veren Fatma Girik, Bodrum'a dönmeden önce SÖZCÜ'nün röportaj teklifini “Seve seve yaparız” diyerek kabul etti. Türk sinemasının efsane oyuncusuyla, siyasetten sinemaya, aşktan sinemadaki anılarına ve Türk kadınlarının sorunlarına kadar her şeyi konuştuk...En son geçen yaz Datça Film Festivali'nde Filiz Akın'ın Onur Ödülü'nü vermeye gitmiştin. Geçen hafta da Feyzi Tuna'nın kazandığı SİYAD Onur Ödülü'nü vermek için İstanbul'a geldin. Ödül alırken bile nazlananlara alıştığımız için senin koşa koşa ödül vermeye gidişlerini, vefanı alkışlıyoruz...
Elbette koşa koşa giderim. Mesleğine onca yılını vermiş sanatçı dostların onur ödülünü vermem için beni çağırıyorlarsa, hasta değilsem mutlaka giderim. Ayrıca onur ödülü bir sanatçının hayatındaki en önemli ödüldür. Kaldı ki yönetmen Feyzi Tuna benim çocukluk arkadaşımdır. Nasıl gidip ödülünü vermem. Kaldı ki, şu yaşadığımız ortamda herkesin kendine çeki düzen vermesi ve tetikte olması gerekiyor. Benim bazı ölçülerim vardır. Mesela, gözü yaşarmayan, yüzü kızarmayan, özür dilemesini bilmeyen insan, benim gözümde insan değildir. İnsanlar sevenlerine ve sevdiklerine vefalı olmalı, sahip çıkmalı.
En son başrolünde oynadığın ‘Babalar ve Evlatları’ dizisini ekranda ne güzel izliyorduk ama reyting canavarı bu keyfimize de limon sıktı... Var mı yeni projeler?
Ekranda pek çok dizi var ve bunların çoğu reyting yüzünden yayından kalkıyor. İki bölüm sonra, bakıyorlar ki reyting iyi gitmiyor, “Kaldırın gitsin” diyorlar. Bir yığın insan işsiz kalıyor, adam evine ekmek götüremiyor. Bugün Türkiye'de reyting adına yapılan dizi katliamlarında yaşanan dramlar kimsenin umurunda olmuyor. Başrolde oynayanlara bakıyorlar. Çok yanlış, onlara bakmayın, asıl set işçilerine bakın, ışıkçısına ve dekorcusuna bakın.
Fatma Girik'in bir dönem hazırlayıp sunduğu 'Söz Fato'da' programının tam zamanı...
'Söz Fato'da'nın tam zamanı da, yaparken kıymetini bilmediler, yerden yere vurdular. 'Tükürüyor' dediler. Kızına tecavüz etmiş bir adama tükürmeyeceğim de ne yapacağım. Gizlenen ve zaman zaman ortaya çıkan öyle iğrençlikler var ki...

İstanbul'daki narkotik operasyonunda pek çok ünlü gözaltına alındı, sorgulandı, bazılarının da içici olduğunu kabul ettiği söylendi.
Genç sanatçıların uyuşturucu kullandığını öğrenince öyle üzülüyorum ki, o an karşımda olsalar sille tokat dövebilirim hepsini. Düşünsenize, saygın bir işiniz var, ününüz var, hayranlarınız var... Ve siz gidip uyuşturucu içiyorsunuz, bok için! Hem kendi hayatına kıyıyor, hem kötü örnek oluyor. İnsanlar iki şeyi taşıyamaz. Birisi paradır, diğeri şöhret...
Sık sık pişmanlıkların olmadığını söylüyorsun. Mesela, anne olamadın... Bu seni üzmedi mi hiç?
Anne olmayı istedim ama hep erteledim. Hep bir sonraki filmden sonraya, hep sözleşmelerimin bitimine erteledim. Sonra baktım, tren kaçmak üzere ve Türkiye’de çözüm bulamayınca Avustralya’ya kadar gittim. Regl durumum normal olsa da doktorum “Çok yaşlısın” dedi. İş uzayacaktı ve Memduh (Ün) “Ben dönüyorum” deyince, ben de döndüm ve annelik defterimi kapattım. Ancak yıllar önce Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan Ahu adında bir kız çocuğunu evlatlık aldım. Bunu kimse bilmez, sana anlatayım. Ahu tekstil üzerine eğitim aldı, şimdi de askeri dikimevinde çalışıyor. Gelinlik kız oldu.
Fatma Girik’in hayatı roman... Bir zamanlar bazılarının “tu kaka” dediği o güzelim siyah beyaz filmlerin çekildiği dönemi, o günlerin sinemasını konuşalım mı?
Her şey bir yana, alın terinin, emeğin, sevginin ön planda olduğu yıllardı o yıllar. Para mara çok sonra geliyordu. Ayrıca kimsenin öyle çok para aldığı da yoktu zaten. Kaç para alacağımız umrumuzda olmazdı. Sette herkes birbirine yardım ederdi. Ben kaç sene öncesine kadar vallahi sette akü taşırdım. Ne olacak, elime mi yapışacak! Şimdi haberci arkadaşlara bakıyorum, kameraman ışığı, çantayı, kamerayı sırtlarken muhabir de yalnızca mikrofonu tutmuş, demiyor ki “Ver şunlardan birini de ben taşıyayım.” Sanki birini taşısa yıldızlarından biri düşecek. Halbuki bu yüzden öyle bir kararıyorlar ki, mum ışığı bile olamıyorlar.
O filmleri eleştirenlere gelince... Herkes beğenmek zorunda değil ama saygı duymak zorunda. Şu an “Ben Türk filmi seyretmiyorum” diyen kaç kişi var? Bence herkes seyrediyor. Hem filmi izliyorlar, hem de o yılların İstanbul’una bakıyorlar. O filmler siyah beyazdı ama her şey tertemizdi, pırılpırıldı, duygular, insanlar... Bizim filmlerin insanları uyuşturduğunu söyleyenler alt etmişler! Hadi bizimkiler masaldı, şimdiki filmler düpedüz uyuşturuyorlar. Hele diziler, üç beş kişinin yaşadığı aşklarla uyuşturuyor insanları.

Fatma Girik’le birlikte o dönem Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit ve Filiz Akın da vardı. Kamera önünde en cesur olan da Fatma Girik'ti galiba...
(Gülüyor) Ne demek istediğini anladım. Evet, sinemada ilk striptiz yapan esas kızım. ‘Ben Bir Sokak Kadınıyım’ filminde yapmamı istediler. Nasıl yapıldığını bile bilmiyordum. Beni o zamanın en ünlü kulübü Kervansaray’a götürdüler. Seher Şeniz’i izledim. Çok hoş, çok güzel bir kadındı. Ancak onun kadar cesur bir striptiz yapamadım tabii. Ten rengi tülden bir giysi giymiştim, çıplak görüntü verdi bu durum. Bu bizim dörtlü içinde ben biraz daha gerçek hayatın içinden bir kadındım. Türkan, Hülya ve Filiz biraz daha masal kahramanı gibiydi.
Fatma Girik hayatı boyunca sinemayı yaşadı ama belediye başkanı olarak halka hizmet de etti. Şu anki siyasi ortamı nasıl değerlendiriyorsun?
Pek iç açıcı değil siyasi manzara... Gören gözler memleket manzaralarını çok net görüyor, dar gelirli vatandaşların yüreği kan ağlıyor.

Sık sık “Ölümüme kadar CHP’liyim, ölene kadar da Beşiktaşlı” diyorsun...
Ben küçücük çocuktum ve bizim evde sürekli konuşulan iki konu vardı: İsmet İnönü ve Beşiktaş...
Fatma Girik'i siyasete girmeye kim ikna etmişti, o ilk adım nasıl atıldı?
Bir gün, alışveriş sonrası Beyoğlu’nda Çiçek Bar’a gittim. Kemal (Sunal), Tarık (Akan), Memduh (Ün) birlikte oturuyorlardı. Derken takım elbiseli adamlar gelip benimle görüşmek istedi. SHP ilçe teşkilatından olan bu adamlar “Yarın, Nurettin Sözen’in bürosunda Erdal Bey (İnönü) sizi bekliyor” dedi. Gittim ve Erdal Bey’le görüştüm. Bu arada Deniz Baykal da “Bırakın onu” diye benim olayıma karşı çıkmış. Neticede seçime girdim ve en yakın rakibime 20 bin oy fark atarak Şişli Belediye Başkanı oldum. 1984 – 1994 arasında görev yaptım.
Vefa ve fedakarlık denilence Fatma Girik'i hatırlıyoruz hep. Memduh Ün, “Burada kalalım” deyince Bodrum'a yerleştin... Nasıl olmuştu bu olay?
Torba’daki evimize gelmiştik. Baktım Memduh (Ün) kendini burada çok iyi hissediyor, hoşuma gitti, kalabildiğimiz kadar kalalım diye düşündüm. Sonra Memduh, “Fato, biz İstanbul’a dönmeyelim, burası bana çok iyi geldi” deyince, tamam dedim ve İstanbul’daki evi buraya taşıdım. Artık Bodrumlu olduk. Yaz kış orada olmak çok keyifli. Bodrum’un havası da insanları da çok güzel. İkimizin de ömrü uzadı. Bu arada İstanbul'daki ev de duruyor, dört yıldan bu yana boş duruyor. Kocaman ev, kiralamak isteyen varsa, veririm.

Ne büyük aşkmış bu... İstanbul'u bir kalemde çizdiriverdi Fatma Girik'e... Genelde aşk için konuşanlar, bu kutsal duygunun daha sonra sevgiye dönüştüğünü söylerler... Sizde nasıl oldu?
Bu aşk başka türlü bir şey, bir bakıyorsun tutkuya dönüşüyor. Memduh bir anda benim kolum oldu, kalbim oldu. O ben oluyorum, ben de o...
Memduh Ün’ün sağlığı nasıl?
Son dönemde çok iyi... 94 yaşında. Filmleriyle ilgili bir kitap yazdı. Ayrıca hayatını da kaleme aldı, çocukluğundan bugüne kadar... Anlayacağın, Memduh’un keyfi gıcır... Sürekli onun yanındayım, onunla uğraşıyorum. Vaktiyle Memduh da benimle az uğraşmadı (Fatma Girik yıllar öncesini hatırlıyor). O bütün dikkatiyle bana yöneldiğinde çevresindeki pek çok kişi “Bırak o mahalle kızını, ondan bir şey olmaz” demişti. Ancak o bendeki ışığı görmüştü. Vazgeçmedi asla.
Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon bir dönem tutuklandı, sonra mahkeme kararıyla serbest bırakıldı. Fatma Girik de Şişli Belediye Başkanı olarak görev yaptı. Hiç mi hakkında soruşturma açılmamıştı?
Bir gün hiç unutmam Kurtlar Vadisi’ndeki adamlar gibi adamlar geldi belediyeye, “Fatma Hanım, siz İnci Sineması’nın içindeki kaçak dükkanlara göz yummuşsunuz” dediler. Siz ne diyorsunuz beyler diye bağırdım ve hemen onları yanıma alarak İnci Sineması’nın olduğu pasaja gittik. Bir yığın dükkan... Onların yanında soruyorum dükkan sahiplerine “Kaç senedir buradasın kardeşim?” Kimi “15 yıl” diyor, kimi “20 yıl”... Baktılar ve gerçeği hemen görüp, gittiler. Ben gerçek neyse söylerim. Kim kırılırmış, kim küsermiş, anlamam. Söylemezsem içim içimi yer. Zaten içimdekileri dobra dobra söylediğim için Fatma Girik’im ben...

Siyasetin içindeyken Fatma Girik'i korumayı nasıl başardın?
Fatma Girik'i, doğallığımla, samimiyetimle, sevgimle korudum.
Fatma Girik, kendi değerlerine sıkı sıkı bağlı... Ayrıca doğallığa da bağlı... Bugüne kadar hiç estetik yaptırmadın değil mi?
Ben kaşımı bile almam, bu yaşıma kadar takma kirpik takmadım. Yüzümü gerdirmedim, gerdirmem. Estetiğe karşı değilim. Yaptırana karışmam, yapsınlar. Ama ben yaptırır mıyım? Hayır... Ben böyle yaşlanmak istiyorum. Her yaşın kendine göre bir güzelliği var. Kendimi hala güzel buluyorum.
Türk kadınlarının geri plana atılmaya çalışıldığı bir dönem yaşıyoruz değil mi?
Ne yazık ki öyle bir dönem. Keşke elimden bir şey gelse de ülkemizdeki kadınların dertlerine derman olabilsem.
Kadınlarımıza vermek istediğin bir mesaj var mı?
Cefakar ve vefakar kadınlarımızın sorumlulukları da dertleri de çok. Atatürk'ün her vesileyle destek olduğu kadınlar güçlendikçe toplum da güçlenecektir. Toplumu yükseltecek olan güç, kadın gücüdür. Yaşadığımız dünyanın daha güzel olması için önce kadınlarımızın hayatlarını güzelleştirmemiz gerekiyor. Kadınlar için yapılacak her çalışmayı yürekten destekliyorum. Geçen ay 70 yaşıma girdim. Ancak kadın 70 yaşına da gelse kadındır.
Fatma Girik de kadın ve bu yüzden sormak istiyorum. Kesinlikle estetik yaptırmaz mısın?Bir film ya da dizideki rolüm gereği estetik yaptırmam gerekirse ve o rol benim gözümü kamaştırıyorsa o zaman olur belki... Tabii düşünmem lazım. Korkarım ben o işlerden. Yüzümde sivilce çıksa sıkamam. Bir ara şeyi düşündüm, çok yaşlanırsam ve göz kapaklarım gözümün üstüne düşerse ne yaparım? (gülüyoruz)... Ama yok benim yüreğim her zaman genç kalacak. Ayrıca Bodrum'un havası da hem Memduh'a hem bana çok iyi geliyor. Mutluyum, çok mutluyum.
Ne mutlu Fatma Girik’e... Sağlık, mutluluk ve güzel roller hep onun olsun...
SÖZCÜ okurları bizim gazeteye sahip çıkışını alkışlıyor. Bodrum-İstanbul arasındaki uçak yolculuklarında elinde 40-50 tane SÖZCÜ'yle uçağa binip yolculara dağıttığın doğru mu?
Elbette, sevdiğim her şeyi desteklerim. Milas'ta havaalanında gazete satan çocuk beni görünce yalvarıyor “Abla hiç değilse bir tane SÖZCÜ bırak. Sonra bu gazeteyi satmıyorum zannedecekler.”
Merak ediyorum, diyelim ki elinde SÖZCÜ gazeteleriyle Bodrum'dan uçağa bindin ve uçakta da başbakanımız var. Ona da götürüp “Al SÖZCÜ oku” der misin?
(Gülüyor) Kim olursa olsun, ben herkese götürüp SÖZCÜ veriyorum. Ayrıca başbakana özellikle veririm, “Sayın Erdoğan, mutlaka okumalısınız” derim. Çünkü, çevresindekiler ona hep eyyamcılık yapıyor, ne söylese ve de ne yapsa “Çok doğru” diyorlar. Bu yüzden gerçekten olup biteni ıskalamaması lazım. Birilerinin de acı gerçekleri ona göstermesi gerekiyor. Özellikle başbakan bu gazeteyi okumalı, eleştirileri ciddiye almalı.
Başbakanla hiç görüşüp konuştunuz mu?
Yok, bugüne kadar başbakanla yollarımız hiç kesişmedi. Kesişse mutlaka karşılıklı fikirlerimizi ortaya koyacağımız için hem çok renkli, hem çok canlı bir sohbet olurdu.