Suriye’de son 3-4 günde olan biteni, “kim nerede ilerledi” diye okumak büyük bir yanılgı olur. Çünkü sahada değişen şey sadece bayraklar değil, sayaçlar.

Elektrik sayaçları, petrol vanaları, gaz kompresörleri...

Yıllardır Suriye savaşını izlerken gözümüz haritalardaydı. Sarı alanlar, yeşil alanlar, gri çizgiler... Oysa savaşın kaderini belirleyen renk değil, enerjiydi. Bugün yaşanan kırılma da tam olarak bu yüzden kritik.

★★★

Ahmed Şara’ya bağlı Suriye hükümet güçleri, “Fırat’ın doğusunda bir askeri hamle yapamaz” denirken, beklenmedik olanı yaptı ve ekonomik bir kilidi kırdı.

PKK’nın Suriye uzantısı Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG/YPG) yıllardır elinde tuttuğu petrol ve doğalgaz sahaları birer birer düştü. Deyrizor’un doğusundaki Ömer, Koniko ve Tanak... Bunlar terörist Mazlum Abdi’nin nefes borusuydu.

SDG/YPG’yi bugüne kadar ayakta tutan şey ideolojik cazibe değildi. “Çok etnisiteli yapı” söylemi hiç değildi. “Biz gidersek IŞİD gelir” tehditleri Trump’ı bezdirdi.

Abdi’nin önemi Deyrizor’dan Haseke’ye uzanan enerji kuşağını elde tutmasıydı. Petrolü vardı, gazı vardı, parası vardı. Maaşlar (ABD ile ortaklaşa) ödeniyordu, silah alınıyordu, sadakat satın alınıyordu. Bir yapı ancak bu kadar ayakta kalabilirdi.

Ama beklenmeyen oldu. ABD, tercihini Türkiye ve merkezi Şam yönetiminden yana kullandı.

Şimdi o yapı Haseke’ye sıkışıyor. Sadece coğrafi olarak değil; siyasi ve ekonomik olarak da...

★★★

Ömer enerji sahasını kaybetmek, SDG/YPG açısından bir mevzi kaybı değil. Suriye’nin en büyük petrol sahasından söz ediyoruz. Savaş öncesi günde 75 bin varil üreten, yüz milyonlarca varil rezervi olan bir saha. Yanında gaz tesisleri, elektrik üretimi var.

Bunun anlamı şu... PKK’nın kasası kapandı.

Koniko Gaz Sahası’nın el değiştirmesi ise daha da kritik. Çünkü bu tesis, Suriye’nin elektrik omurgasının parçasıydı. Gaz olmadan elektrik yok. Elektrik olmadan şehir yok, sanayi yok, hayat yok. Yani bu sadece Kürtlerle Şam arasında bir mesele değil; Suriye’nin yeniden ayağa kalkıp kalkamayacağı meselesi.

★★★

Burada Türkiye açısından hayati bir gerçek var. Suriye’nin petrolü ve gazı, sınırımızın hemen ötesinde Kandil’in uzantısı bir örgütün elinde kaldığı sürece, bu coğrafyada kalıcı istikrar olmaz. Çünkü enerji, silahlanır. Enerji, siyaset üretir. Enerji, yeni fiili yapılar doğurur.

Bugün yaşananlar aynı zamanda İsrail’in sessizce kurguladığı “Davud Koridoru” planına da ağır bir darbe vurdu. Irak’tan Akdeniz’e uzanan, kuzeydoğu Suriye’yi enerji ve lojistik bir omurga olarak kullanan o hat, petrol sahaları olmadan anlamını yitiriyor. Koridor haritada durabilir ama içi boşalıyor.

ABD’nin bu süreçte Türkiye’ye karşı pozisyon almaması da tesadüf değil. Washington artık SDG’nin enerji üzerinden yarı-devlet gibi davranmasının sürdürülemez olduğunu görüyor. Çünkü bu model ne Şam’ı istikrara kavuşturuyor ne bölgeyi sakinleştiriyor. Sadece krizi donduruyor.

★★★

Şunu söyleyelim... Bu bir “Kürt karşıtlığı” meselesi değil.

Kandil silahları bırakırken, Türkiye hemen yanı başında örgütün uzantısı silahlı bir gücü kabul edemez.

Ayrıca hiçbir ülkede petrol ve gaz, merkezi otoritenin dışında bir silahlı yapının elinde kalamaz. Kalsa bile o ülke ayağa kalkamaz.

Bugün Suriye’de yaşanan, askeri bir zaferden çok daha fazlası. Bu, savaşın ekonomik safhasına geçildiğinin ilanıdır.

Ve ilk kez uzun bir aradan sonra, taşlar bölgede Türkiye’nin lehine diziliyor.

Huzur için olması gerektiği gibi...