PKK terörü, Türkiye’nin 40 yıldır başına bela.

Defedilmesi, ebediyen ortadan kaldırılması elbette Türkiye’nin geleceği açısından hayati önem taşıyor.

Zira on binlerce insanımızı kurban verdik.

Milyarlarca dolarımızı harcadık.

Terörle mücadelede yapılan hatalar, antidemokratik uygulamalar nedeniyle demokrasimiz hak ettiği seviyeye ulaşmadı.

★★★

Terörü ortadan kaldırmak için birçok yol denendi.

- Avrupa Birliği üyelik süreci çerçevesinde bazı demokratikleşme adımları atıldı.

- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 2005’te Diyarbakır’da “Kürt sorunu benim de sorunumdur” dedi.  

- Devlet televizyonu TRT 2009’da Kürtçe kanal açtı.

- Kürtçenin öğretilmesi için özel kurslar açılmasına izin verildi.

- Kürt illerinde sokak tabelalarına Kürtçe isimler de yazılması sağlandı.

- 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Güroymak’ın asıl isminin Norşin olduğunu vurgulayarak ismi değiştirilen yerleşim yerlerine dikkat çekti.

- “Akil” insanlardan heyetler oluşturulup bölgelere gönderildi, hazırladıkları raporlar devletin arşivlerine girdi.

- TBMM’de “Çözüm Süreci Komisyonu” kuruldu.

- “Çözüm Süreci Çerçeve Yasası” TBMM’de kabul edildi.

★★★

Bu demokratik adımların terör örgütünün saldırılarını ortadan kaldırmadığı anlaşılınca örgütle pazarlığa oturuldu.

- Oslo görüşmeleri yapıldı.

- Ankara-Kandil, Ankara-İmralı, İmralı-Kandil su yolu oldu.

- Habur’da çadır mahkemeleri kuruldu.

- AİHM kararları çerçevesinde uzun tutukluğun engellenmesi amacıyla yapılan yasal düzenlemeyle cezaevlerindeki birçok örgüt tutuklusu serbest kaldı.

- Örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın odası büyütüldü. Televizyon ve 25 metrekarelik bahçe verildi. Öcalan’ın yanına yeni mahkumlar transfer edildi.

- O süreçte silahlı kuvvetlere, gözlerinin önünden geçen PKK’lılara müdahale etmemelerine dair emirler verildi.

★★★

Ben dahi yazarken “vay be neler neler yapılmış” demekten kendimi alamadım.

İnsan gerçekten balık hafızalı. Hepsini ne çabuk unutmuşuz değil mi?

Peki sonuç ne?

PKK terör saldırılarına devam ediyor.

Hem de kopya saldırılara...

Mersin’de karakola saldırı, Ankara’da İçişleri Bakanlığı’na saldırı ve son olarak TUSAŞ’a saldırıların ortak özelliğini fark ettiniz mi?

Hepsi iki kişi.

Hepsi ağır silahlı.

Hepsi intihar için bombalı yeleklerle gelmiş.

Hepsi, birtakım gizli servislerden taktik saldırı eğitimi almış.

Kandil Dağı orada duruyor.

Sincar Dağı orada duruyor.

Bunlar yetmiyormuş gibi sivil savaş başlatılan ve üçe bölünen Suriye’de ABD’nin açık desteğiyle 60-70 bin silahlı gücü olan, Öcalan’ın fotoğraflarını yönetim odalarına asan bir garnizon devlet kuruluyor.

★★★

Yıllar önce merhum Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt demişti:

“Bugünün doğruları, yarının sorunlarının kaynağı olabilir.”

Tam da bunu yaşıyoruz. Dünün (iktidara göre) doğruları, bugünün yanlışlarını yaratan ana nedenlere dönüşmüş.

Peki bugünün (iktidar ittifakına göre) doğruları yarın ne olacak?

DEM Partililerle tokalaşan MHP lideri Devlet Bahçeli, “Öcalan gelsin TBMM’de örgütü lağvettiğini açıklasın” dedi.

Erdoğan, Bahçeli’nin başlattığı sürece destek verdi.

Ana muhalefet lideri Özgür Özel el yükseltti.

Öcalan, “Ben varım” dedi.

DEM Parti “Biz varız” dedi.

Ee...

O zaman yarın ne yaşayacağız?

★★★

İnsanın bunlara bakıp “un var, yağ var, şeker var, buyurun yapın helvayı” diyesi geliyor ama nafile.

Çünkü sürekli aynı hareketleri yapıp farklı sonuçlar beklemenin safdillik olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.

Öyle olunca da geriye tek ihtimal kalıyor.

Siyasi bir amaç için (ne olduğunu siz benden iyi biliyorsunuz) siyaseten yapılmış hareketler.

Soruyorum size:

Bu kadar ciddi bir sorun, siyaseten yapılmış hareketlerle çözülebilir mi?