30 Ekim 1918, Mondros Ateşkes Antlaşması... Osmanlı Devleti’yle işgal devletlerinin temsilcisi İngiltere arasında, Yunanistan’ın Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda imzalanır. İngiliz savaş gemisi, Agamemnon’da... ★★★ Agamemnon... M.Ö.1184’te, Truva’yı istila eden Yunanlar’ın komutanının adıdır. 1915 Çanakkale Muharebeleri’nde İngiliz savaş gemilerinden birinin adı, yine Agamemnon’dur. İngilizler, sembole önem verir. Çünkü, tarih sembollerin müzesidir. ★★★ 22 Temmuz 1920... Padişah Vahdettin, Saltanat Şurası’nı toplar. Şura’da ünlü Sevr Antlaşması görüşülür. Emekli General Rıza Paşa dışında tüm Şura üyeleri, Antlaşma’nın onaylanması için “evet” oyu verirler. 622 yıllık Osmanlı Devleti’nin idam fermanını kabul ederler. Neden?.. Padişahın saltanatını sürdürebilmesi için... ★★★ 10 Ağustos 1920... Hadi Paşa, Rıza Tevfik ve Reşat Halis’ten oluşan Osmanlı Heyeti, Sevr Antlaşması’nı Paris’te imzalar. Neden?.. Padişahın makamını koruması için... ★★★ Ama... Sevr’i tanımayan “Çılgın Türkler” vardı. Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’nın Başkanı olduğu TBMM Hükümeti, Sevr’i yok sayar. Antlaşma’yı onaylayan Şura üyelerini ve imzalayan heyeti, 19 Ağustos 1920’de vatan haini sayarak vatandaşlıktan çıkarır. ★★★ 106 yıl sonra, Sevr’in imzalanmasının yıldönümünde... 10 Ağustos 2026’da, “Terörsüz Türkiye” süreciyle ilgili “Çerçeve Yasa” TBMM’de imzalanır. Semboller önemlidir ve tarih semboller müzesidir. Atatürk’ün kurduğu parti, bu tarihe itiraz etmez. Yasanın başka bir güne alınması için girişimde bulunmaz. ★★★ Sorun sadece tarih benzerliği mi? Sevr’in 62, 63, 64 ve 145. maddelerini okuyun. Ardından, Lozan Antlaşması’nın 37-45. maddelerine bakın. ★★★ Sevr’in 62. maddesi... Kürtlerin çoğunlukta bulunduğu bölgeler için yerel özerklik öngörüyordu. İngiltere, Fransa ve İtalya’nın belirleyeceği üç üyeli bir komisyon kurulacaktı. Komisyon, altı ay içerisinde Fırat’ın doğusunda, Türkiye-Suriye-Irak sınırının kuzeyinde ve Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bölgeleri kapsayan bir özerklik planı hazırlayacaktı. Şimdi anladınız mı? DEM Parti’nin, neden zaman zaman ‘Fırat’ın doğusu’ ifadesini kullandığını? Dikkat edin: Bu maddeyle, bugünkü sözde PKK haritasının sınırları belirtiliyor. ★★★ Fakat... Asıl çarpıcı hüküm, 64. maddeydi. Sevr’in yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra... 62. maddede belirtilen bölgelerde yaşayan Kürt nüfusun çoğunluğu, bağımsız olmak için Milletler Cemiyeti (BM) Konseyine başvurabilecekti. Konsey bu talebi kabul ederse, bölge Türkiye’den ayrılacaktı. Ve Türkiye, bölge üzerindeki bütün haklarından vazgeçmeyi kabul edecekti. ★★★ Şimdi, bu iki maddeyi yan yana koyun: 62: Özerklik. 64: Bağımsızlık. ★★★ Bitmedi... Bir de, 145. madde vardı. Bu madde; ırk, dil ve din farklılıklarını esas alan geniş kapsamlı bir azınlık düzeni öngörüyordu. Etnik ve dinsel farklılıklar yalnızca toplumsal kimlik olarak kalmayacak, siyasal temsil sistemine de taşınacaktı. Yani... Bugünün moda ifadeleriyle; “Türk, Kürt, Arap, Alevi...” gibi kimlikler, siyasal ve kamusal düzenin belirleyici unsurlarından biri hâline gelecekti. Devletin ve siyasetin merkezine ortak vatandaşlık değil, kimlikler yerleşecekti. Tıpkı bugün Lübnan’da olduğu gibi... Adı başka, sonucu aynı: Kimliklere bölünmüş bir devlet düzeni... Yani, Lübnanlaşma... ★★★ Şimdi... 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’na gidelim. Sevr’in 62. maddesindeki Kürt özerkliği nerede? Yok. 64.maddedeki bağımsızlık hükmü nerede? Yok. 145. maddede yer alan “ırksal azınlıkların temsili” sistemi? O da yok. Özetle... Sevr’in kimlikler üzerinden kurmaya çalıştığı siyasal düzen, Lozan’da çöpe atıldı. ★★★ Şimdi anladınız mı? PKK ve DEM Parti, neden “100 yıldır haklarımız engellendi” diyor? Barzani, neden “100 yıldır devlet olmamız engellendi” söylemini kullanıyor? ABD Büyükelçisi Tom Barrack, neden “ulus devlet yerine Osmanlı sistemine dönün” diyor? İkinci Cumhuriyetçiler ve Cumhuriyet’le hesaplaşan çevreler, neden 1923’ü “açılmış bir parantez” olarak görüyor? Çünkü tartışmanın düğümlendiği tarih aynı: 1923... Yani Lozan. Yani Cumhuriyet. ★★★ Peki... Terör örgütü PKK’nın ve onu destekleyen çevrelerin, Lozan’ı ve Cumhuriyet’i neden reddettiklerini şimdi anladınız mı? ★★★ Kurtuluş Savaşı’nda da işbirlikçiler vardı. En meşhuru Ali Kemal’di. Kurtuluş Savaşı kahramanlarını “haydut” diye suçluyor, Sevr’i savunurken şöyle diyordu: “Hükümet ölçüp biçmiş, Sevr Antlaşması’nı uygun görmüş...” Dikkat edin: “Hükümet ölçüp biçmiş...” Yani bugünün ifadesiyle: “Devlet aklı...” Bugün de, bazı sözde sol milletvekillerinin sığındığı o sihirli söz... ★★★ Attilâ İlhan, Türk aydınını sert sözlerle eleştirir: “Bizim aydınlarımızın önemli bir kesimi kesinlikle cahildir... Aydınlarımızın büyük bir kısmı, inanışlarından önce çıkar peşindedirler...” Uğur Mumcu ise, bu tür sözde aydınları tek sözcükle tanımlar: “Liboş...” Ama haklarını teslim edelim... “Yetmez ama evet”çilerin eline su dökmek kolay değil... Onlar, tarihin en ibretlik siyasi savrulmalarından birine imza attılar. ★★★ Özetin özeti... “Çerçeve Yasa” ile, referandumsuz Anayasa test edildi. Şimdi sıra, yeni Anayasa’da... Hegel der ki: “Tarihin bize öğrettiği şudur: Halklar ve hükümetler tarihten hiçbir zaman bir şey öğrenmemişlerdir.”