Reklamsız Sözcü
BURAK GÖRAL

Tanrıların Savaşı

26 Mart 2016

Büyük merakla beklenen “Batman v Superman: Adaletin Şafağı”, senaryosundaki zaaflara rağmen aksiyona doyuruyor… İnsanları, insanoğlunu en çok seven süper kahraman Superman'dir. Çünkü o insanların arasında Clark Kent olarak, insan gibi yaşamayı kabul etmiştir. İnsanlardan birine, Lois Lane'e aşık olmuştur. Günlerinin büyük kısmını sıradan insanlar gibi çalışarak geçirir. Her türlü zorda kalan insana yetişmeye çalışır. Adildir, zengin-fakir, iyi-kötü ayırt etmez. Yaşama hakkı onun için kutsaldır.

Batman ya da Bruce Wayne, daha çocukken ailesiyle gittiği bir konser çıkışında anne-babası gözlerinin önünde öldürülen zengin bir ailenin çocuğudur. Bu trajik olayın sebebi olarak kendisini suçlar ve annesiz babasız büyümenin sancısını çeker sürekli. Kendisini karanlığa mahkûm eder adeta ve hayatını suç dünyasıyla mücadeleye adar. Ekonomik gücünü kimliğini saklamaya ve teknolojik buluşlara harcar.

Çizgi roman dünyasının bu en sevilen iki karakterini çarpıştırmak daha fikir olarak bile çok cazip tabi ki. Çocukların en sevdiği tartışmalardan biridir hâlâ, sevdikleri kahramanları hayallerinde çarpıştırmak… “Batman v Superman” bunun üzerine oynayan bir film en başta. Ama bunun çok daha fazlası, mutlak gücün mutlak iyiliği getireceğinin bir garantisi olmadığı da anlatılmak istenmiş. Bu konu Batman'in ve filmin asıl kötüsü Lex Luthor'un motivasyonu olarak çıkıyor karşımıza. Fazla güçlü olan biri, gelecekte bu gücü sadece iyilik için kullanmak istemeyebilir yani!

İyi, güzel de sadece bu ‘olasılık' üzerine Superman'e düşman olmak zayıf bir çıkış noktası yine de. Senaryo Luthor'un iki kahramanın arasını bozmaya çalışması üzerine kurulu dursa da, bunu çok karışık ve eksik bir olay örgüsüyle yapmaya çalışıyor. Luthor bunu kötü geçen çocukluğu yüzünden mi yapıyor? Tanrı'ya kızıp Superman'e mi saldırıyor? Peki Batman niye çabucak gaza geliyor? Superman'in gözden düşüşü de inandırıcı ve güçlü bir nedenle gerçekleşmiyor. Filmin bütün felsefesi, yeterince olgunlaşamadan aksiyon içinde boğuluyor. Üstelik ana karakterlerinin hiçbirine kıyamadan aşırı bir korumacılıkla ilerliyor hikaye. Film bize insanoğlunun kötücüllüğünü anlatmakta yetersiz kalıyor böyle olunca da. Bu yüzden Superman'in “bu dünyada kimse iyi kalamaz” demesi de o kadar etkili olamıyor.

Oysa benzer bir hikayeyi çok farklı işleyen çizgi roman “Injustice” daha cesurdu bu konuda. Superman'in aşırı korumacılığının ve gücünün nasıl da zıvanadan çıktığını çok iyi anlatıyordu. Ancak senaristler başka bir mantık üzerinden gitme kararı almışlar bu filmde.

Ve Wonder Woman sahnede!

Filmin dişi süper kahramanı, Wonder Woman'ın hikayeye girişinde de sorun var. Film bize onun hikayesini sadece ‘ucundan koklatıyor', kendisine ait diğer bir filme saklıyor. Kimdir, amacı nedir, belli değil. Final kapışmasında kavgaya dahil olan Wonder Woman o sahneye kadar arada bir görünen küçük bir figür olarak kullanılıyor.
Büyük finalde karşımıza çıkan ‘süper kötü canavar' ise artık süper kahraman filmlerinin bıktıran klişelerinden biri. Doomsday adlı bu canavar, tasarımıyla, çıkardığı seslerle ne kadar şiddetli ve korkunç olursa olsun iz bırakan bir etki yaratamıyor.
İlk kez Batman'i canlandıran Ben Affleck, her ne kadar kendisini antipatik bir oyuncu olarak kabul etsek de Bruce Wayne'in bu dönemine cuk oturmuş. Hem fizik olarak hem de beden diliyle karakterini dolduruyor. Superman kostümünü ikinci kez giyen Henry Cavill ise çocukluğumuzun Superman'i Christopher Reeve'in yarısı kadar bile sempati doğuramıyor doğrusu. Superman'in büyük aşkı Lois Lane rolünde Amy Adams önceki filmde olduğu gibi düzgün bir performans gösterse de Henry Cavill ile sıcak bir ikili oluşturamıyor sanki. Jessie Eisenberg ise farklı bir Lex Luthor olarak akılda kalıyor.
Filmin 11 Eylül saldırısını hatırlatan başlangıç sahneleri, başından sonuna Hans Zimmer imzalı müzikleri ve Wonder Woman'ın final kapışmasına katıldığı bölümler keyif veriyor.
Yönetmen Zack Snyder “Watchmen”de yakaladığı zirveyi önceki Superman filmi “Man of Steel”de de “Batman v Superman: Adaletin Şafağı”nda da yakalayamadı doğrusu. 151 dakikalık film sadece senaryosuyla değil kurgusuyla da dağınık ve yorucu maalesef.
Sonuçta DC Comics, kendi süper kahramanlarını tıpkı Marvel'in “Yenilmezler”de (Avengers) yaptığı gibi bir araya toplamaya ve Adalet Takımı'nı oluşturmaya başladı. Artık gerisi gelir…


Yıldız Sayısı: ** 1/2
Batman v Superman: Adaletin Şafağı

Yönetmen: Zack Snyder
Oyuncular: Ben Affleck, Henry Cavill, Amy Adams
151 dakika, 7+ 13A

Ve diğerleri:

Hatıraların Masumiyeti

Orhan Pamuk'un 2008'de yayımlanan romanı “Masumiyet Müzesi”, 1975'te başlayan ve yıllara yayılan bir aşk öyküsünü anlatır. 30'lu yaşlarındaki Kemal'in, uzak akrabası genç Füsun'la yaşadığı aşkı hikayesi derin bir İstanbul tarihidir aynı zamanda. Romanın içeriği, Orhan Pamuk ve İstanbul'u bir araya getiren bu İngiliz yapımı belgesel film, izleyicisini hipnozite eden bir anlatıma sahip. Kitabı okumasanız bile son derece güzel yazılmış metniyle bunun eksikliğini yaşatmıyor ve İstanbul'da gizemli bir gece turu yaptırıyor size.. – Yıldız Sayısı: ****

Hayatımın Yolculuğu

Gezi yazıları yazan Bill Bryson uzun süre Avrupa'da yaşadıktan sonra tekrar ülkesi Amerika'ya döner. Ancak o kadar yabancı kalmıştır ki, katıldığı bir televizyon şovunda bunun farkına varınca uzun sürecek bir doğa yürüyüşüne katılmaya karar verir. Karısı yalnız başına yola çıkmasına izin vermiyordur böylece eski arkadaşı Stephen ona katılır. İki yaşlı adam yol boyunca konuşur ve farklı olaylar yaşarlar. Robert Redford ve Nick Nolte'nin varlığıyla değer kazanan çok tanıdık bir hikaye… Yıldız Sayısı: ** 1/2

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp