Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Şiddet’in tanımı

19 Ocak 2016

Bazen…
Gündemdeki konulara pek ilgisiz kalıyorum…
Pazar akşamı, büyük gazeteci Prosper-Olivier Lissagaray'ın (1838-1901), yazdığı “Paris Komünü” adlı kitabı okumaya ara verince HaberTürk tv'de Alev Alatlı'ya denk geldim. Ondan duydum; Noam Chomsky “Kürtlerin dağlarından başka alternatifleri yok!” demiş.
Alatlı dedi ki, “bunları önemsemeyin, boş verin gitsin!”
Ben, Alev Alatlı'yı önemserim. Bu her dediğini-yazdığını kabul ederim anlamına gelmez. Peki…
Chomsky için dediğini kabul edebilir miyiz?
Ben, Chomsky'i önemserim. Bu her dediğini-yazdığını kabul ederim anlamına gelmez.
Evet, Kürtler için söylediği hiç doğru değildir. Ama bu, Chomsk'yi önemsiz kılmaz; Amerikan medyasına yönelik “insanlığın önündeki en büyük yıkım” gibi eleştirileri, Amerikan Yahudisi olmasına rağmen İsrail'in ırkçı ve terörist politikalarına karşı çıkışı vs. Batı'daki ender filozof aydınlardan olduğunun ispatıdır.
Bütün benzer tartışmalar, akademisyenlerin bildirisi yüzünden çıkmıştı!
Halkın nabzını en iyi tutan parti AKP, bu bildiriyi fırsata dönüştürmeyi becermişti! Akademisyenler gözaltına alındı.
Akademisyenlere karşı çıkan bildiri yayınlandı.
Ben ise bu ayrıntılar ile pek ilgilenmedim.
Elbette hatalıyım; ilgilenmem gerekir. Ama…
Bizim Kılıçdaroğlu'nun aksine ben, -tarihi boyunca düzeni savunan ve hiçbir ilerlemeci hareket içinde bulunmayan- üniversiteleri hiç önemsemem.
Üniversite akademisyenleri ve öğrencilerinin “bildiri enflasyonunu” ise hiç dikkate almam. Neredeyse üç günde bildiri yayınlar bu çevreler. Kimi CHP milletvekillerinin Meclis'e hiçbir sonuç alınamayacağını bilmelerine rağmen yazılı soru önergesi vermesine benziyor bu durum!..
Bildiriyi -ya da yazılı soru önergesini- yandaşınız yayın organında yayınlattığınız zaman mücadele vermenin rahatlığıyla köşenize çekiliyorsunuz! Tam Aziz Nesin'lik öykü; haftada bir bildiride imzasını görmeyen kimileri hastalanıyor!..
Şaka bir yana iş ciddi…

Eylemin karakteri

Mecburen…
Dün gece akademisyenlerin bildirisini okudum.
Dedim ki, “nereden biliyorlar?” Evet…
Bölgede olan bitenin bilgisini nereden ediniyorlar?
Bunu 1990'lı yıllarda faili meçhuller konusunda haberler yapan, kitaplar yazan ve AİHM'de devlet aleyhine tanıklık eden biri olarak soruyorum.
Kusura bakmayınız “aydın kıtlığı” çekiyoruz; bilgisiz konuşan “bilir bilmezler” ülkesi burası!
Hakikat üzerinden değil, propaganda ve karşı propagandanın yarattığı mitler üzerinden meseleler analiz ediliyor.
Son 50 yılın revaçta sözcüğü “şiddet” tanımını salt “devlet şiddeti” üzerinden anlatırsanız bu akademik anlamda eksiklik olur.
Şiddetin toplumsal bir olgu olarak kavranmasında can alıcı nokta, öncelikle bu olgunun birden fazla şekilde dereceleri vardır. Örneğin Türkiye'de toplumsal hayatın her alanında şiddete maruz kalıyoruz. Yani…
“Şiddet” tanımı muğlaklık taşır; tek bir anlatımı yoktur; bu nedenle öncelikle “şiddet” tanımı üzerine kafa yormalıyız.
AKP-devlet şiddeti var da, PKK şiddeti yok mu?
PKK terörü görülmeden “şiddet karşıtı” bir bildiri hazırlanabilir mi?
Kimi akademisyenler, PKK'nın şiddeti bir “kan davasına” dönüştürdüğünü görmüyor mu?
Amaç kan akıtılmasını durdurmak ise, neden tek taraflı bir çağrı bu?
AKP'nin kan dökmesine karşı çıkıp, PKK'nın katliamlarını tereddütsüz görmemezlikten gelmek bildiri üzerine gölge düşürmüyor mu?
Bakınız…
Akademisyen olarak PKK'lı olabilirsiniz. Böyle bir bildiri yayınlayabilirsiniz. Amacınız, özerklik, federasyon ya da ayrılmak olabilir.
Burada söz konusu olan; “hedefiniz” değil, “eyleminizin” karakteridir; PKK'nın siyasal şiddetini/terörünü görmezlikten gelemezsiniz. Bu bilim olamaz!
Şiddet eyleminin türleri arasında ayrım yapamazsınız!

Kandil'in doğrusu

Kuşkusuz…
Akademisyen bildirisi fikir özgürlüğüdür.
Gözaltı ve kimi tehdit saçmalıkları bir yana bildirinin eleştirilmesi de fikir özgürlüğüdür.
Kimileri diyor ki; “AKP bu işe parmağını sokmasaydı da bildiricileri rahatça eleştirseydik; bırakmıyorlar ki?”
Niye bıraksın?
AKP gibi pragmatist/çıkarcı bir oluşum bunu nasıl siyasi malzeme yapmaz?
Mesele bu değil; asıl mesele, bildiri hazırlayanların halka “yabancılaşması” değil mi?
Tarihte bunun acılarını in- sanoğlu çok çekti.
Moskova'nın emriyle İtalyan siyasal gerçeklerine gözünü kapatan İtalyan Komünist Partisi Mussolini'nin iktidara gelmesine neden olmadı mı?..
Moskova'nın emriyle Almanya siyasal gerçeklerine gözünü kapatan Almanya Komünist Partisi, Hitler'in iktidara gelmesine neden olmadı mı?..
Dayatılan dogmatik sapmaya izin vermeyen politik inancın örnekler çok!..
Kandil'in emriyle Türkiye gerçeklerine gözünü kapatan -HDP gibi- kimi akademisyenler Türkiye'de diktatörlük kurmak isteyenlere yardımcı olmaktadır!
Bunu nasıl görmezler? Yoksa amaç…
Türkiye'yi iyice siyasal krize sokacak taktiksel bir strateji mi?
Maalesef… Zihinleri aydınlatmayan bu bildiri üzerinde Kandil'in “doğrusu” vardır; itibarıyla bu bir “kukla gösterisidir!”
Sonuçta…
Akademisyenlerin bildirisi, toplumlar arası çatışmaları giderek daha yıkıcı hale gelmesine neden olmuştur.
Asıl trajedi şudur:
Aydın, özgün-yaratıcı kimliğini kaybetmektedir; kimlik siyasetinin dayatılan “tercümesini” yapmaktadır. Yazıktır…
Oysa, hepimizin olağanüstü ihtiyatlı olması gerekiyor…

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp