Reklamsız Sözcü
ZEYNEP GÜRCANLI

Zor yazı

24 Temmuz 2017

Türkiye'de dış politikayı izlemek de, değerlendirmek de, yazmak da çok zor artık.
Almanya ile kriz yaşanırken, ABD ile “kandırıldık” teranesine beş kala, Ortadoğu'dan -Katar dışında- tamamen dışlanmışken, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmakla gurur duyan biri için yazmak zor.
İşte o nedenle bu yazı bir “zor yazı”…
Halen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Başbakanlık başdanışmanı iken Türkiye'nin dış politikasının adını “Değerli yalnızlık” koyduğunda eleştirmiş, hafife almış, üzülmüştük.
Meğerse doğru söylüyormuş;
Türkiye'nin bugün yaşadığı “değeri kendinden menkul” bir yalnızlık…
Şöyle ki;

ABD İLE “YPG KRİZİ”NE EK “KORUMA KRİZİ”; FİİLEN DİPLOMATİK İLİŞKİ DÜZEYİNİN DÜŞÜRÜLMESİNE DOĞRU GİDİYOR- Türkiye'deki saray rejimi, Obama dönemindeki YPG krizi, uluslararası ilişkileri de işadamı mantığıyla yürütmesi beklenen Trump'ın seçilmesiyle rahatladığını sandı. Ancak işadamı Trump ölçtü-biçti ve dünyada -Katar hariç- hemen herkesle kriz yaşayan Türkiye'nin “güvenilir ortak olmadığına” karar verdi. Trump yönetimi, Erdoğan yönetiminin en çok korktuğunu yaptı ve Türkiye'yi bir kenara koyup, Suriye'de -ve hatta Irak'ta- yola Kürtlerle devam etme kararı aldı. Erdoğan, son bir hamleyle durumu düzeltmek, Trump'ın “işadamı” yönüne seslenmek için Washington'a gitti ama nafile… Washington'da Erdoğan'ın korumalarının göstericilere müdahale etmesiyle “FETÖ'nün iadesi” ve “YPG ile işbirliği” krizlerine bir de “koruma krizi” eklendi. Bakmayın siz Türkiye'de koruma krizinin görmezden gelinmeye çalışılmasına; durum vahim. Daha geçen hafta, ABD Kongresi'nin en etkili isimleri, koruma krizini hatırlatmak, korumaların yargılanmak üzere ABD'ye iadesini sağlamak için gösteri yürüyüşü yaptılar. Ve Trump bu yürüyüşün gölgesinde, Türkiye'deki ABD Büyükelçisi John Bass'ı Afganistan'a atamaya karar verdi. Türkiye'ye Büyükelçi olarak kim atanır, henüz belli değil. Ancak şu bir gerçek; kim olursa olsun, atanacak yeni büyükelçinin Kongre'den onay alması gerekiyor. Koruma krizi nedeniyle deliye dönmüş Amerikalı senatörlerin ise Erdoğan yönetimi bu konuda herhangi bir adım atmadan Türkiye'ye atanacak büyükelçiye onay vermeleri söz konusu görünmüyor. Yani ABD ile Türkiye ilişkileri Trump yönetimi tarafından, resmen olmasa da fiilen, “maslahatgüzar düzeyine” düşürülmüş durumda…

RUSYA, TÜRKİYE'Yİ BIRAKTI, MISIR'LA ÇALIŞIYOR: “CİHATÇI KRİZİ” KAPIDA- Rusya lideri Putin ile sadece Putin'in tercümanının olduğu bir görüşme yapan Trump, Suriye konusunda da Ankara'nın hiç beklemediği bir hamle yaptı. CIA'nın Suriye'de Esad rejimi muhaliflerine (siz bunu cihatçı gruplar olarak okuyun) yönelik lojistik, mali ve eğitim desteğini kesiverdi. Beşar Esad rejiminin en büyük desteği Rusya, böyle bir hamleden ancak mutlu olur. Mutsuz olacak ise bugüne kadar, muhalefetin tüm eleştirilerine rağmen ABD ile birlikte Suriyeli cihatçıları besleyip büyüten Erdoğan yönetimi olacaktır. Halep'in Esad yönetimine geçmesiyle birlikte cihatçı gruplar Suriye'nin kuzeyindeki İdlip bölgesine sıkışmış durumda. Rusya, Halep'in Esad'a devri operasyonunda Türkiye ile birlikte çalışmıştı. Şimdi benzer bir operasyon, Şam'ın yakınlarındaki Doğu Guta'da yapılıyor. Ama bu kez Rusya'nın birlikte çalıştığı ülke Türkiye değil, AKP yönetiminin nefret ettiği Sisi'nin Mısır'ı. Doğu Guta'nın cihatçılardan temizlenmesinin ardından ise Rusya'nın Esad ordusu ile birlikte İdlip'e müdahalesi an meselesi artık. Türkiye ne yapar? Fırat Kalkanı'ndaki Mehmetçikle, Suriye sınırına yığılmış TSK unsurlarıyla müdahale eder mi? Rusya'yı karşısına almayı göze alır mı? Yoksa kaçacak cihatçılara kapıları mı açar? Saray yönetimi ne karar verirse versin, kriz kapıda.

ALMANYA İLE “AJAN KRİZİ” BÜYÜYOR– Berlin yönetimi ile “mülteci krizi”, “AKP hükümet üyelerinin Almanya'da konuşma krizi”, “İncirlik/ Konya üssüne ziyaret krizi” ve “FETÖ'cülerin iadesi krizi” zaten vardı. Bir de şimdi “ajan krizi” eklendi. Aralarında bir Alman vatandaşının da bulunduğu Büyükada'daki tutuklamalar, Alman hükümetine göre “bardağı taşıran damla” oldu. Üstelik Erdoğan'ın bu tutuklamalara sahip çıkması, Alman hükümetinin de olayı büyütmesinin önünü açtı. Almanya diplomatik tarihinde az görülen bir açıklama yaparak, Türk yargısını “terör bağlantısı uydurmakla” -hayır yanlış okumadınız, aynen böyle diyor Alman Dışişleri Bakanlığı açıklaması- suçladı. Alman hükümet yetkilileri Türkiye'ye mali yaptırımlardan bile bahsetmeye başladı. Kriz çözüleceğine, büyüyor.

– İSRAİL İLE “TERÖRÜ KINAMA” KRİZİ ÇIKTI- 2013 yılında “Nisan ayında Gazze'ye gideceğim” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan -bu sözü söylediğinde Başbakandı- hâlâ bu ziyareti yapabilmiş değil. Ama İsrail'le ilişkilerde aradan geçen yıllar içinde önemli gelişmeler yaşandı; “one minute” rafa kaldırıldı, Mavi Marmara krizi geçiştirildi, uğruna 9 canın gittiği Gazze'ye ambargo görmezden gelindi. O kadar ki, Filistin davasına ve Hamas'a en çok sahip çıkanlardan olan AKP hükümeti, Hamas ilişkileri, İsrail hükümetinin Müslümanlara Mescid-i Aksa'ya giriş kısıtlaması koyması üzerine Erdoğan'ın İsrail Cumhurbaşkanı'nı telefonla arayabileceği kadar gelişti. Ancak o telefon görüşmesi, İsrail ilişkilerindeki o kadar gelişmeye rağmen hiç de beklendiği gibi geçmedi; Erdoğan İsrailli muhatabı Cumhurbaşkanı Rivlin'e “Mescid-i Aksa'ya yönelik kısıtlamalar kabul edilemez” dedi ama hiç beklemediği bir yanıt aldı. Rivlin kısıtlamaların bölgede meydana gelen bir terör olayından sonra gündeme geldiğini söyledi ardından da “Türkiye'de herhangi bir terör eylemi yaşandığında, bunu ilk kınayanlardan biri hep İsrail olmuştur. Türkiye'den de öncelikle İsrail'de yaşanan bu terörü kınamasını beklerdik” dedi. Soru şu… Bir dönem Türkiye ile barışmak, ardından da ilişkileri düzeltmek için elinden geleni yapan İsrail, neden böyle “üstten konuşmaya” başladı? Daha ilginci, en küçük sıkıntıda bile “Eyyy!!!!” seslenişiyle dünya devletlerini Türkiye'deki mitinglerde yerden yere vuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, üstelik Mescid-i Aksa gibi kritik bir konuda “kabul edilmez” gibi suya sabuna dokunmayan açıklamaları tercih etti. Nedeni, Enerji Bakanı Berat Albayrak'ın İsrail'le yürüttüğü doğalgaz boru hattı projesi olabilir mi? -Ki o doğalgaz projesine de bir değinmekte fayda var. İsrail, Filistin kontrolündeki Gazze'nin de hakkı olan doğalgazı, Filistinliler hiç yokmuş gibi, tek başına pazarlama yolları arıyor. İsrail'in, Filistin'in hakkı olan doğalgazı, onlar yokmuşcasına pazarlamasına da en büyük desteği Türkiye'nin vermesi için AKP eliyle görüşmeler yürütülüyor.- Kısacası, tüm krizlerden sonra Erdoğan'ın İsrail'e yönelik yaptığı ilk kişisel diplomatik hamle de sonuç vermedi. Aksine, Mescid-i Aksa krizi iyiyden iyiye çatışmaya evrildi.

ARAP DÜNYASI İLE “KATAR KRİZİ” BİTMİYOR– Türkiye, sadece sarayın bildiği -ve ne muhalefete ne de halka zahmet edip anlatmadığı- nedenlerle, Araplar arasındaki krizde cansiperane şekilde Katar'ın yanında yer aldı. Bir dönem uğruna “ulusal yas” ilan ettiğimiz Suudi Arabistan'la ilişkiler artık en hafif deyimiyle “limoni”. Suudilerin yancısı Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkiler ise dozu her gün artan karşılıklı suçlamalarla çıkmaza girmiş durumda… Türkiye BAE'yi 15 Temmuz'a perde arkasından destek vermekle suçlarken, BAE Türk hükümetini Arap işlerine karışmakla, terör örgütlerine (Müslüman Kardeşler ile başladılar, El Kaide'ye destek iddiasına kadar işi vardırdılar) sahip çıkmakla itham ediyor. Batı'dan sonra Türkiye'deki AKP yönetimi, “kardeş” Arap dünyası ile de -Katar hariç- köprüleri teker teker atıyor.
Tüm bunlara İran ile yaşanan “Irak ve Suriye'deki Şii savaşçılar krizini”; Avrupa Birliği ile yaşanan “insan hakları krizlerini”, Çin'le şu an askıya alınmış durumdaki “Uygur krizini”, Kıbrıs Rum Yönetimi ile giderek büyüyen “doğalgaz arama krizini” ekleyin.
İçine düştüğümüz durum zor.
Hamaset ve kibirle dış politika yürütülebileceğini sanan bir kadroyla, bu krizlerin çözülmesini beklemek çok daha zor…

6662’ye SOZCU yaz gönder, reklamsız sözcü plus’a anında abone ol. (Türkiye'den)

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more