Kemal Baytaş yazmadığı yazı için ifadeye çağrıldı
Kültür ve Turizm Bakanlığı eski müsteşarı ve TÜTAV Kurucusu Kemal Baytaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatlarının şikayeti nedeniyle adliyeden çıkamaz oldu.
ASUMAN ARANCA-ANKARA
Bürokrasi ve kültür alanında Türkiye'ye uzun yıllar hizmet eden, Çin, Rusya, Tataristan ve Türkiye'den "Üstün Hizmet ve Onur Madalyası alan Baytaş, SÖZCÜ’de yazmaya başladıktan sonra adeta her gün yeni bir tebligatla karşılaşır hale geldi. Çin Halk Cumhuriyeti'nin bugüne kadar yalnızca 13 kişiye verdiği "Fahri Büyükelçilik" ünvanına da sahip olan Baytaş, son olarak da kendisinin yazmadığı bir köşe yazısı için ifadeye davet edildi.
KORKUTMAK AMAÇLI DAVALAR AÇILIYOR
Baytaş, hiçbir siyasi bağlantı ve beklentisinin olmadığını belirterek, Sözcü’ye şunları söyledi:
“AİHM, Yargıtay Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesinin, ‘Belirli makamlara gelmiş kişiler eleştiriye açık olmalı, eleştiriler kışkırtıcı, hatta dozunu aşsa bile suç sayılmaz’ şeklinde sayısız karar ve içtihatları var. Cumhurbaşkanı bunları yok sayıyor. Her eleştiriyi hakaret kabul ederek 1000'i aşkın kişiye (korkutmak, sindirmek amaçlı) davalar açıyor.
Devletin en üst makamlarında yıllarca görev yaptım. 80 küsur yıllık bilgi, görgü, deneyimlerimle basın özgürlüğüne ilişkin yasalar ve AİHM ve yüksek yargı karar ve içtihatlarına güvenerek, ülkeme yararlı olmak için yazıyorum. Ancak, Cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet savcılarınca anayasa, AİHM ve yüksek yargı kararlan yok hükmünde sayılınca, şüpheli diye mahkeme koridorlarında teşhir ediliyoruz.
ŞEHİTLERİN ARDI ARKASI KESİLECEK Mİ?
“Artık Türkiye'de anayasa, kanun-nizam tanımamak, kanun koyucular ve uygulayıcılarca geçerli yöntem oluyor. Bunu açıkça söylesinler, Cumhurbaşkanını eleştirmek yasaktır diye bir yasa çıkartsınlar biz de her şeyden elimizi, eteğimizi çekelim, onlar sağ biz selamet olalım.
Türkiye'de halklar birbirine düşman ediliyor. Ülkenin bir bölümünde fiili bir Kürt devleti hüküm sürüyor. Terör Türkiye'yi kan gölü haline getiriliyor. Ekonomi iflasın eşiğinde. Bin bir sorun altında yaşam savaşı veren Türkiye'de Cumhurbaşkanının tek derdi ve gailesi kendisini eleştiren gazetecileri susturmak, sindirmek amaçlı hapis istemiyle dava açmak oluyor.
Kimseyle hiçbir siyasi ya da çıkar beklentim olamaz. Beni ve büyük bir kişilik ve yüreklilikle Cumhurbaşkanını eleştiren yazarları hapsettirmekle 17-25 Aralık devlet soygunları küllenecek, şehitlerin ardı arkası kesilecek, dolar 2.50'ye inecek mi?
AYNI TORNADAN ÇIKMIŞ GİBİ…
Hemen hemen her hafta bir polis evime ve ofisime gelip, o haftaki yazımla ilgili şüpheli sıfatıyla hakkımda hakaret davası açılmasıyla ilgili tebligatta bulunuyor. Ama bu güne kadar hakkımda yapılan suç duyurularına ilişkin hiçbir yazımda hangi kelime, cümle ya da paragrafın hakaret içerdiğinden söz edilmiyor. Aynı tornadan çıkmış gibi "haber değeri olmayan, gerçek dışı, iftira" gibi aynı klişe kelimelerle suçluyorlar.
YAZI BANA AİT DEĞİL
Cumhurbaşkanı avukatı 1 Temmuz 2015 tarihinde Cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle hakkımda Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuyor. Cumhuriyet savcısı da 2015/30731 soruşturma numaralı dosyayla bana ait olmayan bir yazıyı bana mal ederek şüpheli sıfatıyla ifademin alınması için bana tebligat gönderiyor. Oysa şikayete konu köşe yazısı bana ait değil. Kaldı ki o yazarın makalesinde de kimseye herhangi bir hakarette bulunulmuyor.
HER DAVADAN PARA ALMAK İÇİN…
Artık otomatiğe bağlanmış gibi her hafta gelen bu şüpheli tebligatlarıyla bu yaşta psikoloji ve ruh sağlığımı tehdit ediyor. Basın özgürlüğünü, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Cumhurbaşkanı avukatı sırf her davadan para aldığı için bu davaları açtığı söylenti ve izlenimini yaratıyor. Eğer böyle ise Cumhurbaşkanının buna izin vermemesi gerekiyor. Türkiye'yi bu gidişten yalnız yargı kurtarabilir. Ancak, AKP iktidarında yargıya en büyük kötülüğü yine yargı yapıyor.’’

