Charles Schwab & Co'nun baş analisti Liz Ann Sonders'in Twitter üzerinden paylaştığı fotoğraf global krizin etkilerini çok iyi gösteriyor. Schwab kriz öncesi UBS'in Connecticut eyaletindeki işlem odasının fotoğrafını paylaştı. Fotoğrafta birçok analist, borsacı ve bankacı işlem yapmak için çalışıyordu. UBS 2008'in ardından yıllar içerisinde çalışanlarının büyük bir kısmını New York'a taşıdı çok büyük bir kısmının da işine son verdi. Yüzlerce kişinin çalıştığı devasa işlem salonunda şu an sadece bir avuç analist görev yapıyor.
Living in the next CT town, sad to see what's become of once-largest trading floor in world @UBS @biancoresearch pic.twitter.com/XKYkBO8Q6C
— Liz Ann Sonders (@LizAnnSonders) September 4, 2016
2008 KRİZİNDE NE OLMUŞTU?
2000'li yıllar boyunca başta petrol olmak üzere bütün emtia ve tarım ürünleri fiyatlarında büyük bir yükseliş gözlendi. Çin ve Hindistan gibi yüksek nüfuslu ülkelerde gözlenen ekonomik büyüme bu ürünlere olan talebi arttırdı ve fiyatların yükselmesine neden oldu. 2008 yılında gıda fiyatları tarihin en yüksek düzeylerine ulaştı. Altın ve petrol gibi değerli maddeler de tarihinin en yüksek değerini kazanırken ABD dolarının değeri hemen hemen bütün diğer para birimleri karşısında önemli ölçüde düştü.
Buna paralel olarak 2008 yılında Amerika Birleşik Devletlerindeki taşınmaz mal piyasasında (özellikle konut fiyatlarında) büyük bir düşüş yaşandı. ABD'deki konut fiyatları 2000'li yıllar boyunca büyük bir yükselme göstermişti. Bu yükselmenin bir nedeni de kolaylıkla elde edilebilen tutulu satışlar (mortgage) idi. Sürekli olarak yükselen konut fiyatları piyasalarda aşırı derecede iyimser bir hava yaratmış, bankaların düşük gelirli ailelere konut almak için kolayca kredi sağlamalarına yol açmıştı. Konut fiyatları inişe geçince birden bire subprime mortgage (yüksek risk ve yüksek faizli kredi) denilen bu kredi piyasası çökmüş, kredi faizlerini ödeyemeyen düşük gelirli ailelerinin iflas etmelerine ve konutlarına el konmasına neden oldu.
2008 yılı ilerledikçe subprime mortgage krizinin sadece küçük bir kesimi değil, bütün ABD mali sistemini etkilediği anlaşıldı. Düşük gelirli ailelere yüksek riskli kredi açan bu kurumlar kredi akitlerini birleştirip paketleyerek borsalarda alınıp satılabilen tahviller haline getirmişler, yatırım bankaları ve ticaret bankalarına satmışlardı.
Elinde çok miktarda yüksek riskli konut kredisi tutan yatırım bankalarından Bear Stearns Mart ayında iflas ederek ABD hükümeti tarafından diğer bir yatırım bankası olan JPMorgan Chase'e satıldı.
Bu iflası diğer bir yatırım bankası olan Lehman Brothers ve Merrill Lynch ve sigorta firması American International Group izledi. Washington Mutual ve Wachovia gibi bankalar iflas ederek diğer bankalara satıldılar. Bu krizi durdurmak için Eylül ayı sonlarında ABD Kongresi 700 milyar dolarlık bir kurtarma paketini onayladı.
ABD'deki kriz kısa zamanda Avrupa'ya da sıçradı. İzlanda'nın 3 büyük bankası iflas etti. 2008 yılında İzlanda Kronası Euroya karşı % 40 değer kaybetti ve İzlanda'daki enflasyon oranı % 15'e ulaştı. Birleşik Krallık'taki taşınmaz mal piyasası da aynen ABD gibi büyük bir düşüşe geçti.
2008 krizi Türkiye'de de yoğun bir biçimde hissedildi. Kriz boyunca hükümet açıkladığı önlem paketleri ve mali disiplin ile fırtınayı en az hasarla atlatmaya çalıştı. O zaman başbakanlık görevini yürüten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Kriz bizi teğet geçti' sözü o yıllarda çokça konuşulmuştu.