Reklamsız Sözcü
CAN ATAKLI

Dövizde oyun nasıl oynanıyor?

13 Ağustos 2018

Bİ SORALIM BAKALIM

Dövizde oyun nasıl oynanıyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tutturmuşlar kur mur filan falan. Bırakın geçin bu işleri. Biz işimize bakalım işimize, daha iyi olacak” diyor.
Erdoğan'a göre dövizin artması için hiçbir neden yok.
15 Temmuz darbe gününden bir gün önce 2.8 lira olan dolar kurunun, şimdi nasıl olup da 6 lirayı aştığını anlayamadığını söyleyen Erdoğan, iki yıldır yaptığı çağrıyı yineliyor;
“Yastıkları altında doları, Eurosu, altınları olan varsa bunları bankalarda bozdurup Türk Lirası'na çevirsinler. Ki bunlara gelin bir ders daha verelim. Bu dersi daha önce verdiniz ama gelin bir daha verelim. Hazır mıyız?”
Fikir kulağa hoş geliyor gelmesine de Erdoğan'a inanıp iki yıldır elindeki avucundaki dövizi bozduranlar hep zarar ediyor.
Ya da “ölürüz senin için” diyerek kefen giyenler gidip döviz möviz bozdurmuyorlar.
Nasıl aynı kefen giyip de Afrin'e Menbiç'e gitmek isteyenler sıra askerlik yapmaya gelince “kaç paraysa verelim, hem memleket de kazanmış olur” diyorsa, bu döviz bozdurma işi de böyle olabilir.
Her neyse artık. Benim merakım başka.
Milletin yarıdan fazlası, çünkü İYİ Parti ve CHP'nin bazı sözcüleri de dile getiriyor, dövizdeki yükselme “dış güçlere” ve “oynanan oyunlara” bağlanıyor.
Ama kime sorsam doyurucu bir yanıt alamıyorum.
Dövizde oyunu kimler oynuyor?
Dış güçler ne yapıyor da döviz artıyor?
Rahibi bırakmayınca fırlayan dolar fiyatı, rahip serbest bırakılırsa aynı hızla düşecek mi?
425 milyar dolar alacağı olan dış güçler, neden Türkiye'yi batırarak alacaklarından da vazgeçme tehlikesine kapı açıyorlar?
Türkiye batarsa neredeye tüm sektörleri (Bankacılık, telekomünikasyon, otomotiv, medya, sanayi, hizmet) kontrol eden ve milyarlarca dolarlık yatırımları olan dış güçler bu kadar ağır bir zarara uğramayı neden göze alıyor?
Bunlara “zarar edin ama Türkiye çöksün” talimatını kim veriyor?
Bu sorulara cevap veren var mı?

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Hizmet adı altında hep birlikte soyuyorlar

Bu köşede dün yazdığım yazıda havaalanlarında bir küçük şişe suyun 6 liraya satıldığını belirtmiştim.
Neymiş, kiralar çok yüksekmiş, bu nedenle her şey ateş pahasıymış.
Millete hiçbir alternatif bırakılmayınca o fahiş kiraların acısı bizden çıkıyor.
Oysa medeni dünyada böyle bir şey yok, ki zaten kimse yapamaz da.
Hele bildik, tanıdık markalar “kiralar çok yüksek” diyerek özel fiyat uygulayamaz.
Ayrıca zaten isterse uygulasın, bunu yaptığı an, hem tüketici kuruluşları harekete geçer, hem de halk öyle bir tepki koyar ki o marka batıverir.
Ama bizde böyle bir şey yok.
Dünyanın her yerinde binlerce dükkânı olan McDonalds, Burger King, Subway gibi markalar da Türkiye'deki soygun sistemine ayak uydurmuş.
Türkiye'nin her yerinde aynı fiyata satılan menüler havaalanlarında iki ya da üç kat daha pahalı satılıyor.
Kimse de itiraz etmiyor.
Çünkü kiralar çok yüksekmiş.
Ne bileyim, belki de müstehakızdır böyle soyulmaya. Geçmediğimiz köprünün, otoyolun, tünelin parasını alıyorlar da ağzımızı açabiliyor muyuz?
Açmaya kalksak bile gidebileceğimiz bir mahkeme var mı?
Bu millet belki de layığını seçiyordur da biz kafa ütülüyoruzdur böyle.

BUNU YAZMAK GEREK

Bir de İdlib adlı çocuğumuz doğacak

Türkiye'de siyaset bitti.
Erdoğan “İdlib'e Suriye müdahalesine izin veremeyiz. Bunu Putin'e de söyledim” dedi.
Türkiye'de “tık” çıkmadı.
Muhalefet muhtemelen durumun farkında bile değil.
Bir başka ülke topraklarındaki bir kente o ülkenin egemen devleti yerine biz karışıyoruz.
Peki, ne yapacağız?
Suriye ile savaşacağız herhalde.
İdlib'in önemi ne?
Burada başta IŞİD olmak üzere ne kadar dinci terörist varsa yuvalanmış durumda.
Onları mı korumayı amaçlıyoruz yoksa?
Biz bunları konuşmazken bile Birleşmiş Milletler çağrı yaptı; “Yakında İdlib'de bir şeyler olabilir, gelen mültecilere kapılarınızı kapatmayın” dediler.
Bir milyonu aşacakmış gelecek olanlar.
Çoğu da dinci terörist.
Allah hem bize akıl fikir ihsan eylesin, hem de korusun.

ÇOK GÜLDÜM

Tam da bu gününün fıkrası

Ekonomist bir arkadaşıma “Sence Berat Albayrak'in yaptığı toplantının piyasada olumlu bir etkisi olur mu?” diye sordum…
Bana şu fıkrayla cevap verdi:
Kadının biri çırılçıplak, yoldan geçen bir taksiyi durdurmuş ve binmiş. Tabii şoför dikiz aynasından sürekli arkaya bakıyor.
Sonunda kadın “Ne bakıyorsun?” diye çıkışmış… “Yanlış anlamayın hamfendi” demiş şoför, “Parayı nereden çıkaracaksınız, onu anlamaya çalışıyorum.”

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Dik duruş güzel de o rahip hapisten nasıl çıktı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan halka Amerika'nın kendisini nasıl tehdit ettiğini anlatıyor;
“Bu oyun önümüze geldiğinde biz, ‘Ölürüz de böyle bir istiskale, aşağılanmaya rıza gösteremeyiz' dedik. Tehdit ediyor ya. ‘Saat 18.00'e kadar, yarın akşam, göndereceksiniz.' Burası Çatladıkapı ülkesi mi? Burası Türkiye Türkiye. Biz besleme değiliz.”
Dinleyenler gözyaşları içinde alkışlıyor.
Öyle ya, o kalabalıklara anlatıldığına göre, Türkiye hiç bu kadar dik durmamış bugüne kadar.
Tabii bunlar iyi güzel de 35 yıl hapsini istediğimiz o rahip, 18 Temmuz'da mahkemeye çıkarılmıştı.
Mahkeme “tutukluluğunun devamına” diyerek Brunson'u tahliye talebini reddetti.
Sonra ne olduysa oldu tam 8 gün sonra aynı mahkeme yine toplandı ve “Canım nasıl olsa deliller toplandı. Adamın da kaçacak hali yok ya” diyerek evde kalmasına izin verdi.
Nedense Erdoğan'ın müthiş dik duruşunu gözyaşları içinde izliyoruz da rahibin durup dururken neden serbest bırakıldığını hiç sormuyoruz bile.
Kim bilir belki rahip evine çıkarılmasa Amerika bu tehditleri yapamayacaktı bile.
Belayı kendi üzerimize mi çektik yoksa?
Ya da “dik duruyoruz” numarasıyla yine her istenileni yerine mi getiriyoruz?

plusbanner2x

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Can Ataklı
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more