Reklamsız Sözcü
EGE CANSEN

Bankaları batırmadan şirketleri kurtarma

12 Nisan 2018

Türkiye'nin dolar milyarderlerinin en birincisi Murat Ülker, dokuzuncusu Ferit Şahenk ve milyar dolar servet ipini göğüslemek üzere bulunan Ünal Aysal gibi çok büyük iş adamları, sahip oldukları şirketlerin borçlarını zamanında ödeyemeyeceğini beyan ederek, bankalardan erteleme istemiş.  Tabii herkesin aklına bir sürü soru geldi: Sadece bunlar mı zor durumda?  Acaba sırada “Borçlarının yeniden yapılandırmasını” isteyecek daha kaç firma var? Daha da önemlisi bu firmaların banka borçlarını zamanında ödeyemeyecek olmasının, piyasada bir “domino etkisi” yaratma ihtimali yok mu? Yani ticari alacaklarını zamanında tahsil edemeyen sağlam firmalar da kendi ticari ve banka borçlarını zamanında ödeyemez hale gelmez mi? Hatırlayalım: Kısa bir süre önce Ekonomik İşlerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “Çatı yazın tamir edilir” diyerek bir şeyler anlatmak istemiş ve karşılığında, riyasetten papara yemişti. Yoksa Başbakan Yardımcısı'nın öngördüğü yağmur mu geliyor?

İKTİSADİ DARWİNİZM

Bu yıl reel sektörde “parasal sıkışıklık” (Credit crunch)  ne mertebededir bilmiyorum. Geçen yıl, piyasaların ufku gri bulutlarla kapanınca 250 milyar liralık Kredi Garanti Fonu devreye konmuş ve hava açmıştı. Benzer bir kampanya acaba bu yıl da yapılacak mı? Gelelim bugünkü soruna: Ekonominin iyi olduğu zamanlarda bile bazı firmalar, kendi kusurlarından dolayı acze düşebilir, hatta günün sonunda iflas edebilir. Bu süreç, doğal (kapitalist) ekonomik sistemin fıtratında vardır. Bu Darwin'in “doğal elenme” kuramına uygundur. Hatta kötü firmaların “elenmesi” faydalıdır da. Çünkü bu suretle, kaynaklar, katma değer yaratamayanlar tarafından kullanılıp heba edilmemiş olur. Kötüyü yaşatmaya çalışmak, gayri iktisadidir. Çürükler ayıklanınca “kaynaklar” bünyesi sağlıklı firmalara kalır. Onlar da ucuzlayan kaynakları daha etkin kullanarak, ekonomide “toplam faktör verimliliğini” artırırlar. Bu da halkın refahı demektir.

DÜŞÜK FAİZ, YÜKSEK KUR

Yukarıdaki paragrafta önerilen “batan batar, kalanlar bize yeter” ilkesi ancak sorun sistemik değilse geçerlidir. Doğal elenme, soy tükenmesi veya kütlesel ölümlerle karıştırılmamalıdır. Kısa süre içinde çok sayıda firma acze düşüyor ve bu hal, salgın bir hastalığa dönüşüyorsa, o zaman ortada “sistemik” bir sorun var demektir. Sistemik sorunlar da ancak sistemsel/bütünsel önlemlerle çözülebilir. Bugünkü tablo bana 1984-85 dönemini hatırlattı. 24 Ocak 1980'de yürürlüğe giren Turgut Özal'ın “İstikrar Paketi” Türk ekonomisinde bir “Oyun Değiştirici” (Game Changer) idi. “Negatif reel faiz-sabit fiyatlı ucuz döviz” politikasından “Pozitif reel faiz-dalgalı döviz fiyatı” politikasına geçilmişti. Birçok firma, bu değişime uyum gösteremedi ve acze düştü. İş âleminde “Şirket Kurtarma Kanunu” diye adlandırılan 3332 Sayılı Yasa, 1987 başında yürürlüğe girene kadar, “Borçları Yeniden Yapılandırarak” şirketleri kurtarma girişimleri, başarılı olamamıştı. 2012'de de, cari açığı % 10'dan, % 5'e indirmek için “Yüksek Faiz-Düşük Kur”dan “Düşük Faiz-Yüksek Kur” politikasına geçildi. Şimdi de birçok firma, bu değişime uyum gösteremiyor.

Son söz: Sistemik sorun, sistemik çözüm ister.

sozcu-banner-1
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more