Reklamsız Sözcü
YILMAZ ÖZDİL

Tbmm, aslında bu sorunlarımızı çözmek için var

9 Kasım 2018

Değerli milletvekilleri…
Otizm, doğuştan gelen gelişimsel bir bozukluktur. Çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla hiçbir ilişkisi yok. Her toplumda, farklı coğrafyalarda rastlanıyor.

Otizmli çocukların dış görünüşleri diğer çocuklardan farklı değildir. Siz otizmli bir çocuğa sarıldığınızda o size sarılmayabilir. Siz onun gözlerinin içine baktığınızda, saatlerce baktığınızda, o size sanki küsmüş gibi, gözlerinizin içine hiç bakmayacaktır. Ya da siz ona oyuncaklar aldığınızda, o sizin aldığınız oyuncaklarla hiç ilgilenmeyecek, sade, basit, kendine ait oyuncuklarıyla ilgilenecektir.

Otizmin sıklığı giderek artıyor. 1985'lerde her 2.500 çocuktan biri otizmli doğarken, bugün 58 çocuktan biri otizmli doğuyor. Tablo ürkütücü… 2023 yılında her iki çocuktan birinin otizmli doğabileceğini ortaya koyan araştırmalar var.

Biz bu çocukları göremiyoruz. Çünkü aileleri mecbur kalmadıkça bu çocukları dışarı çıkarmıyor. Çıkarsa da kimseye gözükmemeye çalışıyor. Neden böyle davranıyor? Çünkü toplum, bu çocukları ve otizmi bilmiyor. Aileleri tarafından iyi terbiye edilmemiş çocuklar olarak değerlendiriyor. Bu çocukları ve ailelerini yargılıyor, dışlıyor.

Mesela bir uçak yolculuğundasınız, çocuğun ani bir davranışı üzerine bütün gözlerin o çocuğun üzerine yoğunlaştığını düşünebiliyor musunuz?
İşte duygusal bakımdan çok yoğun olan bu çocuklar, bu anlamsız bakışlar nedeniyle daha da hırçınlaşıyor.
Aileler bu nedenle çocuklarıyla birlikte evlerinde hapis hayatı yaşıyor.
Otizm demek, yalnızlık demektir.
Otizm demek, çaresizlik demektir.
Otizm demek, eve hapsolmak demektir.

Otizmin bilinen tedavisi yok.
Tek çare, erken tanı, yoğun ve sürekli eğitim… Hal böyleyken, otizmli çocuğunuz varsa, okul çağı en büyük kabusunuz olacaktır. Çünkü onu kabullenebilecek anaokulu bulmakta zorlanacaksınız, bulamayacaksınız.
Öbür velilerden şikayet geldiğini söyleyerek, çocuğunuzu kreşten almanızı isteyecekler, siz kreş kreş gezeceksiniz.

İlkokul çağına geldiğinde, kabusunuz bir kat artacak.
Çünkü okul müdürü ‘bu okulda sizin çocuğunuza ders verebilecek öğretmen yok' diyecek.
En değerli varlığınızı emanet ettiğiniz, yardım beklediğiniz, öğreteceği bir harf için kırk yıl kölesi olmayı düşlediğiniz eğitimcinin böylesi bir yaklaşımı sizde hayal kırıklığı yaratacak.
Direnip, okula kabul ettirseniz bile, bu defa karşınıza öbür veliler çıkacak. Kendi çocuklarının duygusal olarak olumsuz etkileneceğini söyleyecekler, kulisler yapılacak, otizmli çocuk çaresizce okuldan alınacak.

Bu tür veliler, otizmin ne olduğunu bilmezler. Einstein'ın Beethoven gibi binlerce dahinin otizmli olduğunu bilmezler.

Ben bunları nereden biliyorum?
Çünkü ben, bunları yaşayanım…
Çünkü ben, otizm tanısı almış dünyalar güzeli Tuğçe'nin babasıyım.
Burada bir baba olarak konuşuyorum.

Ben, kızım Tuğçe'ye eğitim imkanı sağlayabildim.
Atletizmde Türkiye şampiyonu, masa tenisinde Türkiye 2'ncisi oldu.
Türkiye'de ne kadar Tuğçe var?
Ne kadarı eğitime ulaşabiliyor?

Türkiye'de 1.5 milyon otizmli birey ve bu durumdan etkilenen 4.5 milyon aile ferdi var.

0-18 yaş grubunda 352 bin otizmli çocuğumuz var. Bu çocuklarımızın sadece ve sadece 26.500'ü eğitime ulaşabiliyor. O da haftada iki saat… Evet, yanlış duymadınız, haftada sadece iki saat.

Haftada kırk saat eğitim alan normal bireylerin bile dershane desteği olmadan hayata tutunamadıkları bir ortamda, böylesi özel çocuklara haftada iki saat eğitim vermek reva mıdır?
Vicdanlarınıza soruyorum.

Bu çocuklarımızın tek ilacı eğitimdir.
Çok erken yaşta başlaması, çok yoğun olması, kesintisiz olması ve haftada en az otuz saat olması gerekir.

Otizmli çocukların eğitimindeki en önemli sorun, özel eğitim öğretmeni eksikliğidir. Bu öğretmenleri yetiştirecek öğretim üyesi yetersizliğidir.
Türkiye'de 10 bine yakın özel eğitim öğretmeni açığı var.
Otizmli çocukların ders aldığı okullarda mutlaka gölge öğretmenler ve mola odaları olmalıdır.
Bu çocuklarımıza yapacağımız her türlü yatırım, mutlu çocuklar, mutlu aileler olarak bize geri dönecektir.

Eğitim olanaklarından faydalanamayan otizmli çocuklar ve ailelerinin durumu bir sorun yumağı olarak büyüyerek içinden çıkılmaz bir hal almaktadır.
Otizm tanısı alan çocuğa sahip ailelerde boşanma oranı yüzde 80'ler civarındadır.

Otizmli çocukların anne ve babalarının en büyük endişesi, kendilerinden sonra çocuklarının ne olacağı endişesidir.
Büyük devletler, kendi yurttaşına kendi vatandaşına benden sonra çocuğuma ne olacak kaygısı yaşatmayan devletlerdir.

Down sendromunda da, ülke, milliyet, statü farkı yoktur.
Türkiye'de resmi bir veri yok ama, 70 bin down sendromlu kişi olduğu söyleniyor.
Uygun eğitim programlarıyla Down sendromlu çocuklar da pekçok başarıya imza atabilmekte, toplum içinde anlamlı hayatlar kurabilmektedir.
Eskiden “okuyamaz” denilen bu çocuklarımız, artık lise, hatta üniversite bitirebilmekte, ikinci dil öğrenebilmekte, çalışabilmekte, bağımsız ya da yarı bağımsız hayatlar sürdürebilmektedir.

Otizmli çocuklarımızı, down sendromlu çocuklarımızı topluma kazandırmak, bizim boynumuzun borcudur.

TBMM'de habire birbirinden anlamsız, işe yaramaz, lagalugadan ibaret konuşmalar yapılıyor.
Kırk yılda bir de olsa, millet için, millete faydalı konuşmalar yapılıyor, bu faydalı konuşmaları da sayın basınımız yayınlamıyor.
CHP milletvekili Çetin Arık'ın konuşması da böyleydi.
Hepimizin can kulağıyla dinlemesi gereken, “farkında” olması gereken bir konuşmaydı.

Bu işler bütün okulları imam hatip yapmakla olmuyor.
Toplumun tamamını kapsayan, bilimsel eğitime ihtiyacı var Türkiye'nin… Akıl'a fikir'e irfan'a, vicdana ihtiyacı var.

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Yılmaz Özdil
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more