Reklamsız Sözcü
ZEYNEP GÜRCANLI

Ateş hattında 1000 Mehmetçik

4 Haziran 2018

Türkiye seçimle uğraşırken, Suriye'de taşlar yerine oturuyor.

Rusya ve İran sayesinde, Suriye'de “Esad'la devam” -doğrudan Beşar Esad olmasa bile, ona yakın bir yönetim- havası hakim kılınmış durumda.

 Suriye'nin kuzeyinde, özellikle Fırat'ın doğusunda kalan bölgede PKK terör örgütünün uzantısı PYD-YPG'nin “hükümranlığına”, Türkiye dışında itiraz eden ülke kalmadı. O kadar ki, Türkiye'nin Suriye iç savaşının ilk günlerindeki “müttefikleri” Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, PYD-YPG ile somut işbirliğine bile girdi. Amerikalılar'ın PYD-YPG'ye verdiği/vereceği silah ve mühimmatın mali yükünü Araplar karşılamaya başladı. Bölgeye, PYD-YPG ile birlikte görev yapacak Arap ülkeleri askerlerinin gönderilmesi an meselesi.

 PYD-YPG'nin durumu, Suriye'de Türkiye ile son dönemde “ittifak” kuran Rusya'dan da onaylı. O kadar ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan birkaç gün önce bizzat Rusya lideri Putin'i arayarak, “PYD-YPG'yi barış sürecine sokmayın” demek ihtiyacı hissetti. Diplomatik kaynaklar, Erdoğan'ın ricasını Putin'in sadece “dinlemekle yetindiğini”, olumlu ya da olumsuz bir yanıt vermediğini vurguluyor.

 Suriye'nin bir dönem zorlu çatışmaların yaşandığı, ABD'nin yerleşip hava üssü bile kurduğu Lübnan sınırında da uzlaşma sağlandı. Bu bölge, İran destekli misiller ile İsrail'in sık sık karşı karşıya geldiği bir bölgeydi. ABD ile Rusya arasında, hem İran'ın hem İsrail'in bölgeden elini çekmesi, ABD'nin Tanf kasabasında kurduğu askeri üssü dağıtması, tüm bölgenin Esad ordusuna teslim edilmesi üzerine uzlaşı sağlandı.

 Esad'ın ordusu Halep'ten sonra, cihatçı grupların elindeki Doğu Guta'yı da ele geçirmişti.

 Kısacası Suriye'de Esad'ın hakimiyeti dışında kala kala, Türkiye sınırındaki bölgeler, özellikle de İdlib kaldı. Cihatçı grupların hakimiyetinde olan, yaklaşık 3 milyon kişinin yaşadığı İdlib'in etrafı Esad ordusu tarafından sarılmış durumda. Esad'ın bölgeye saldırmasının önündeki tek engel ise Rusya-Türkiye-İran'ın uzlaştığı Astana süreci çerçevesinde kurulan “gözlem noktaları”. Türkiye'nin bölgede 12 gözlem noktası var ve bu noktalarda toplam binden fazla Mehmetçik bulunuyor. Mehmetçik, bölgedeki İran ve Rus askerleriyle birlikte, Esad ordusu/İran destekli milisler ile, aralarında BM'nin resmen “terör örgütü” saydığı cihatçı gruplar arasında çatışma çıkmasını engellemeye çalışıyor.

Ancak son haftalarda, görece sakin olan İdlib'den Esad ordusunun “saldıracağına” ilişkin işaretler gelmeye başladı. Uçaklar ve helikopterlerle İdlib'de cihatçıların kontrolündeki bölgelere el ilanları atılıp, “Teslim olun, aksi halde öldürüleceksiniz” mesajları paylaşılmaya başlandı.

Esad ordusu harekete geçtiğinde -ki bu taaruzun Rusya ve İran'ın bilgisi dışında yapılması söz konusu olmaz- İdlib'deki o binden fazla Mehmetçik'in durumu ne olacak? Esad'ın askerlerine karşı durup cihatçılarla birlikte mi savaşacaklar, yoksa bugüne kadar destek verdikleri cihatçıları yalnız mı bırakacaklar?

Bu sorunun yanıtı ortada yok. Ortadaki tek somut gerçek ise AKP iktidarının İdlib'de binden fazla Mehmetçik'i “ateşin ortasında” tutuyor olması.

24 Haziran seçiminden hemen sonra en çok konuşacağımız konu İdlib olacak gibi…

VİZESİZ AVRUPA BAŞKA BAHARA

Seçim yaklaştı, yine “vizesiz Avrupa” hayali pompalanmaya başlandı.
AKP hükümeti, bu hayali yeniden hakim kılmak için, AB'den konunun ayrıntılarını görüşmeye gönderilen teknik bir heyeti bahane ediyor bu sefer de.
Ama heyetin zaten adı üstünde: Teknik heyet.
Nitekim, AB heyeti geldi, görüştü ve “Bize daha fazla bilgi verin” deyip gitti.
Türk insanı da yine “vizesiz Avrupa” hayalleriyle başbaşa kaldı.
AKP ve yandaşların pompaladığı “birkaç ay içinde vizesiz seyahat” balonunun aslını biz yazalım:
Türkiye ile AB arasındaki anlaşma gereğinde, Türk vatandaşlarının vizeden muaf şekilde AB ülkelerini seyahat edebilmesi için, Ankara'nın 72 kriteri yerine getirmesi gerekiyordu. Bunlardan 67 tanesi tamam.
Kalan beş kriterden üçü, yapılamayacak şeyler değil. Aralarında “Avrupa'ya uyumlu TC pasaportu” gibi teknik olanlar var.
Ama iki kriter var ki, ülkeyi ancak ve ancak OHAL ile yönetebilen AKP'nin yerine getirmesi mümkün değil.
Bunlardan biri, “terörle mücadeleye ilişkin yasaların değişmesi”; Avrupa standardına getirilmesi.
Yani eğer bu kriter yerine getirilirse, AKP'nin 15 Temmuz'dan bu yana yaptığı, canını sıkan herkesi, şu ya da bu terör örgütüyle ilişkilendirip, “terörist” ilan etmesi mümkün olmayacak. Mevcut iktidarın, muhalefet eden herkesi “terör destekçiliğiyle” suçlamaktan vazgeçmesi, OHAL'i kaldırmaktan bile zor.
İkinci kriter AKP hükümeti açısından belki daha da zor. Çünkü “yolsuzlukla mücadele” gerektiriyor. AB, Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat için, Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nin yolsuzlukla mücadele birimi GRECO'nun kararlarına uymasını şart koşuyor. İhale yasasını 16 yıllık iktidar boyunca 186 kez değiştirip, neredeyse “kişiye göre ihale” yapan; aralarında bakanlık yapmış isimlerin de olduğu AKP'li siyasetçilerin yabancı mahkemelerde “rüşvet almakla” açık açık suçlandığı, yaptığı büyük küçük her yatırım -köprüler, havaalanları, yollar…- hakkında binbir türlü söylentinin ortaya çıktığı mevcut iktidarın birden bire “yolsuzlukla mücadeleye girişmesini” beklemek ne kadar gerçekçi olabilir?
İşin özeti; Türk vatandaşlarına vizesiz Avrupa'nın yolu da hukukun üstünlüğünün hakim olduğu bir sistemden, şaibesiz bir yönetimden geçiyor.
Bu açıdan bakınca, 24 Haziran vizesiz Avrupa'ya “TAMAM” demek için de bir fırsat aslında…

sozcu-banner-1

6662’ye SOZCU yaz gönder, reklamsız sözcü plus’a anında abone ol. (Türkiye'den)

SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more