Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Yine mi baskın seçim geliyor?

18 Eylül 2019

DEDİKODU

Yine mi baskın seçim geliyor?

İktidar zor günler yaşıyor.

Sorunların üstesinden gelmesi çok zor.

Saray artık Türkiye'yi yönetemez durumda.

Ancak söylemine bakarsanız hâlâ sanki süper güç gibi davranmaya çalışıyor.

Bir taraftan Amerika'ya parmak sallarken, diğer taraftan Rusya ile aşık atıyor havasında.

İçerde ise ne işsizlikle, ne pahalılıkla, ne üretim açığı ile ne bütçe ile baş edemiyor.

Buna karşı, giderek sertleşiyor, düşmanlıkları körüklüyor, kavga çıkarmaya hazır bir görünüm sergiliyor.

Partisindeki huzursuzluk giderek büyüyor.

Şimdilik önemli isimlerle ilgili bir sorun çıkmasa da alttan bir erime var. Parti kurma hazırlığında olan eski dostları işi sıkı tutmaya çalışıyor.

Peki, ne olacak?

Saray bu badireyi nasıl atlatacak, nasıl tekrar güven kazanacak?

Bir baskın seçimle belki de.

Çok güvenerek ve inanarak söyleyemiyorum ama Ankara'da bazı kaynakların, “kasımda bir baskın seçim hazırlığı” olduğundan söz etmeye başladı.

İlk anda saçma bir fikir gibi geliyor değil mi?

Ağır bir İstanbul yenilgisi, bütün önemli büyükşehirlerin kaybedilmiş olması, iki yeni partinin kurulacak olması, tabandaki kaynaşma ve istifalar varken ve en önemlisi ekonomi çökmüş, işsizlik başını almış gitmiş, her taraf kaynarken, bir seçim yapmak hiç de akıllıca değil.

Mantık böyle ama bir de siyasetin öteki yüzü var.

Yüzde 10 barajlı bir seçim sisteminde, ille çok yüksek oy almaya gerek yok.

Unutmayın ki, AKP 2002'de sadece yüzde 34 oyla, yüzde 65'lik bir güce ulaşmıştı yüzde 10 barajı sayesinde.

Şimdi o kadarına bile gerek yok.

Sarayın hesabı, “sadece HDP'nin baraja takılmasının” tek başına iktidarı getireceğine dayanıyormuş. HDP, son seçimlerde 66 milletvekili çıkarmıştı. (Sonra 4 milletvekili belediye başkanı seçilince sayı 62'ye indi.)

Bu milletvekillerinin birkaçı hariç hepsi Güneydoğu illerinden seçildiler. Bu bölgede milletvekili çıkaracak sayıya ulaşan HDP ve AKP dışında parti yok.

Eğer HDP barajı aşamazsa AKP en az 59 milletvekilini havadan kazanıyor.

AKP kurmayları, oy düşüşüne rağmen Orta ve Doğu Anadolu ile İç Ege ve Karadeniz'de partinin birinci çıkacağına inanıyorlar.

İstanbul'da ise yerel seçimlerde bütün muhalefetin bir araya geldiğini, buna karşı genel seçimde başta HDP olmak üzere İmamoğlu'na destek verenlerin kendi partilerine oy vereceğini söyleyen AKP kurmayları, oy oranının yüzde 40'a düşmesi halinde bile 270'in üzerinde milletvekili çıkarılacağını düşünüyor.

MHP ile birlikte bu sayının 350'yi bulacağını planlayan kurmayların Erdoğan'a, “Riski çok yüksek olmayan bir seçimi alır ve zafer kazanmış oluruz” dediği belirtiliyor.

Şimdi anladığım kadarıyla top Erdoğan'da.

Partisinin yüzde 40'ın altına düşmeyeceğine, HDP'nin baraja takılacağına ve birinci turda olmasa da ikinci turda cumhurbaşkanı seçileceğine inandığı an baskın seçim için düğmeye basacağını düşünmek yanlış olmaz.

Bunu başarırsa ilk iş Anayasa değişikliği yaparak, cumhurbaşkanı seçilme sınırını ortadan kaldırır ve ömür boyu bu makamda kalabileceği bir düzenleme yapar.

Kazanamazsa?

Yandı gülüm keten helva…

BUNU YAZMAK GEREK

Yeni partiler baskın seçime giremezken, muhalefet de sıkıntı yaşayabilir

Baskın seçim muhalefet tarafından “hararetle” karşılanabilir.

Yerel seçimlerde yenilmiş, ekonomiyi düzeltememiş, ağır zamlar ve işsizlik altında ezilmiş bir ülkede bugünkü iktidarın yeniden seçilemeyeceğini, muhalefetin büyük bir zafer kazanacağını düşünen çok kişi vardır.

İstanbul'da 13 binlik farkın bir anda 800 bine çıkmasından cesaret alarak “Bütün Türkiye'de aynı şey olur, Erdoğan isterse seçime gitsin” görüşü de elbette muteberdir.

Ancak gördüğüm kadarıyla Erdoğan zemini yokluyor.

Herkesin rahatladığı bir dönemde, tamamen kendi kontrolünde araştırmalar yaptırdığı ve her olasılığı defalarca irdelediği konusunda önemli duyumlarım var.

Örneğin bir araştırmacı, “Muhalefetin baskın bir seçimdeki en büyük handikabı aday seçimi olacaktır” dedi.

Eğer bir baskın seçim olursa muhalefetin adayı kim olacaktır?

Buna bir çırpıda cevap verebilecek kimse var mı, galiba yok.

Bana göre de Erdoğan'ın birinci turda kazanması artık mümkün değil.

Ama ikinci turda sanıyorum avantajlı olacağını düşünüyor.

Saraya göre genel seçimde AKP'ye oy vermeyenlerin, iş cumhurbaşkanlığına gelince tavrı değişecek.

Ayrıca ilk turda barajı aşamayan HDP'nin, “Şimdi ya yandınız ya da beni desteklerseniz sizin için bir açılım başlatırım” teklifi karşısında en efektif yolu seçeceğinden de kimsenin kuşkusu olmasın. Sarayın baskın seçim planını elbette partiden ayrılan ve yeni parti hazırlığı içinde olanlar da tetikliyor.

Şu anda ne Davutoğlu'nun ne de Babacan'ın baskın bir seçime partisini sokacak gücü yok.

Seçime katılmak için gerekli örgütlenmeleri bitirmeleri şimdilik pek mümkün görünmüyor.

Tabii bir diğer yol Meclis'te grup kurmak ancak şu sıralar AKP'den bu kadar büyük kopma olma ihtimali de yüksek değil. Saray, bu partiler palazlanmadan yapılacak bir seçimle hepsini tasfiye etmeyi de düşünüyor sanki.

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Ankara zirvesi sarayın moralini bozdu

Yandaş medyaya bakarsanız Ankara'da yapılan üçlü zirvenin sonuçları çok iyi.

Üç ülke “ortak bir mutabakat” sağladı.

Teröre karşı hiçbir taviz verilmeyeceği vurgulandı.

Hatta uçan bazı yandaş gazeteler “Ruhani, PYD için terörist dedi” başlığını bile attı.

Çünkü biliyorlar bizden başkasının PYD'ye törerist demediğini, bu yolla algı oluşturmaya çabalıyorlar. Ancak biraz dikkatli bakınca durumun hiç de öyle olmadığı görülüyor. Tam tersine ortada bir başarı değil, Erdoğan'a yönelik bir dayatma olduğu açıkça anlaşılıyor. Erdoğan konuyu Suriye ve Esad'dan ne kadar uzaklaştırmak ve dikkatleri PKK/PYD üzerine çekmek istese de diğer liderler “İlle de İdlib ve Esad” diyorlar.

AKP Genel Başkanı, zirvede IŞİD'in bittiğini söyledi örneğin ve şöyle konuştu; “Geldiğimiz nokta itibarıyla Suriye'de DEAŞ tehdidi artık ortadan kalkmıştır. Suriye'nin istikbali için en büyük tehdit kaynağı PKK ve onun uzantısı olan YPG/PYD'dir. Bu ülkedeki PKK, PYD varlığı devam ettikçe, ne Suriye ne de bölgemiz huzura kavuşabilir.”

Erdoğan, dikkati bu noktaya çekerken Ruhani ve Putin'den farklı söylemler dinledik.

Ruhani; “Halen İdlib'de terörist örgütler bulunmaktadır. 9 seneden beri Suriye halkı eziyet çekmektedir. Hepimiz teröristlere kimlerin destek verdiğini biliyoruz. İdlib'deki teröristlerle mücadele etmeliyiz ve Suriye devletine yardımcı olmalıyız. Aynı şekilde de Fırat'ın doğusunda da ABD destekli terörist gruplar etkindir” derken, Putin de benzer biçimde şöyle konuştu;

“İdlib'de gerginliğin azalması için mutabık kaldık. Bu konuda ilave adımlar atacağız. Biz terörün yok edilmesi için Suriye ordusuna kısıtlı operasyonlarda destek vereceğiz. Suriye'deki aşırı gruplarla mücadele önemli bir konu. Çatışmalar endişe vericidir ve İdlib'de bu güçlerin faaliyetleri son zamanlarda aktif bir hale geldi. Bu bölge teröristlere bir sığınak olmamalıdır. Terörist tehdidi yok etmek için ilave bir adım atmamız lazım.”

Bu durumda sarayın moralinin bozuk olması çok normal.

Şimdi sanıyorum büyük bir hevesle New York'ta yapılacak Birlemiş Milletler toplantısı sırasında Trump'la görüşme bekleniyor.

Oradan da “beklenen” çıkmayacak. Ama yandaş medyamız tıpkı üçlü zirve gibi Trump görüşmesini de “büyük zafer” diye yutturmaya çalışacak.

UYARI

Muhalefetin havaya girmemesi gerek

Saray, bir baskın seçimi gündeme getirirse veya bunu her zaman olduğu gibi MHP Genel Başkanı üzerinden yaparsa, muhalefetin buna tereddütsüz evet diyeceğini sanıyorum.

Gerçi muhalefetin her dakika seçime hazır olması gerek ama bu sefer farklı.

Çünkü böyle bir baskın seçim ancak ve ancak “tek adamlığın kalıcı hale gelmesi ve Erdoğan'ın ölünceye kadar bu makamda oturması” için yapılacaktır.

Bu nedenle planların çok iyi yapılması gerek.

Örneğin, sarayın da hesapladığı gibi bana göre de en büyük sıkıntı cumhurbaşkanı adayının saptanması olacaktır.

Şu anda CHP'de akla gelen iki isim var aday olacak.

Biri Ekrem İmamoğlu diğeri de Muharrem İnce.

Muharrem İnce'nin durup dururken ekrana çıkarılması, adaylığının sorulması, sonra da İmamoğlu ile kapıştığı izlenimi verilmesi sarayın bir oyunu olamaz mı?

Baskın bir seçim öncesi, henüz rehavet içindeyken, muhtemel adaylar üzerinde muhalefette bir yılgınlık yaratılıyor olması hiç de uzak ihtimal değil.

Bu nedenle bir baskın seçim ihtimaline karşı başta CHP olmak üzere bütün muhalefetin çok ciddi biçimde düşünmesi, kılı kırk yarması gerek bana göre.

Hele “Ekonomi kötü, AKP oy kaybetti, parti bölünüyor, işte tam fırsatı” gibi düşünmek sanki çok yanlış olur gibi geliyor aklıma.

Bence doğrusu, varsa baskın seçim planını ortaya çıkarmak, ondan sonra da sarayı ve AKP'yi kaderi ile başbaşa bırakmaktır.

Muhalefete “yeniden demokrasiye dönüş, iyi kadrolar hazırlaması ve Türkiye'ye çağ atlattıracak projeleri oluşturması için” zaman gerek, bu unutulmamalı.

Zaman, AKP için ise erozyonu hızlandıran bir törpü olacaktır.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more