Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

Biz bize benzeriz

14 Şubat 2019

AKP'nin, fiyatları baskılayarak “enflasyonla topyekün mücadele” yöntemini irdelerken birden aklıma, “Acaba Ecevit Başbakan olsa farklı ne yapardı?” sorusu takıldı. Sonunda, o da aynen bu hükümet gibi davranır, ama kampanyanın adını “pahalılıkla bütünsel savaşım” koyardı dedim. Derken Atatürk'ün 1921'de söylediği “Biz bize benzeriz” sözü kafada bir ampul gibi yandı. Böylece yazı başlığı bulma derdim bir anda sona erdi. Bu makalenin başlığını önce “CHP'leşen AKP” olarak koymayı düşünmüştüm. Sonra daha çarpıcı olur diye aklıma “CAP” (Cumhuriyet Ak Partisi) koymak geldi. İkisi de içime sinmemişti. “Biz bize benzeriz” ifadesini hatırlayınca sıkıntım bitti. Bu başlığa iki büyük parti de itiraz edemez. Hatta MHP,  İYİ Parti, HDP ve dahi nüktedan Temel Karamollaoğlu da karşı çıkamaz.

ŞEHİRLİNİN YAYGARASI, KÖYLÜNÜN SESİNİ BASTIRIR

1956'da İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü'nde düzensiz bir öğrenciydim. Şeyh-il-muharririn (yazarlar kralı) Burhan Felek “Yazı Nevileri” hocamızdı. Burhan Felek, toplumu “müstahsil” ve “müstehlik” yani “üretici/köylü” ve “tüketici/kentli” olarak ikiye ayırırdı. Gazete okuyanların ezici çoğunluğu müstehlik yani kentli tüketicilerdi. Bize tavsiyesi, onları koruyan yazılar yazmamızdı. Ama ne de olsa Atatürk'ün dediği gibi “köylü efendimizdi”, o da kollanmalıydı. Siyasetçiler için de aynı tutum tavsiyeye şayandır. Siyasetin “müşterisi” seçmendir. Onlar birer melektir. “Müşteri memnuniyeti” için tüketiciden yana tavır alınmalıdır. Üretici de ihmal edilmemelidir. Peki, taşlanacak şeytan kim oluyor şimdi?

TAŞLANACAK ŞEYTAN: ARACILAR

Bu “üreticiden tüketiciye aracısız satış” modelinin fikri mülkiyeti gazeteci-şair Başbakan Bülent Ecevit'e aittir. Onun Silifke'de tarlada 25 kuruşa satılan domatesin Ankara'da manavda 125 kuruşa satılmasına duyduğu öfkeyi hiç unutamam. Aracılara karşı savaş açan solcu Ecevit her sabah karşılaştığı kişilere “Ak-günler” dilerken henüz “AK-Parti”nin esamesi okunmuyordu. İstanbul Belediye Başkanı Taksim'de “domates tanzim satışı” yapmaya niyetlendiğinde yıl 1953 idi. Melodili Migros kamyonları bir yıl sonra meydanlarda konuşlandı. 1990'da kamyondan meyve sattıranlar “aracıları ortadan kaldırıp” ucuzluk sağlayacaklarına inanıyordu.

SERBEST PİYASA SAKINCALARININ ÇARESİ DE SERBEST PİYASADADIR

Binlerce yıldır yaşanarak öğrenilmiştir ki, serbest piyasa sisteminden daha az sakıncalı bir ekonomik sistem yoktur. Bu sistemin ahlakı “her işi kârlı yapıp” devlete yük olmamaktır. Tanzim satış girişimi de kârlı olmaya mecburdur. Değilse, bu girişim milli geliri düşürür. Sorunun çaresi, adil rekabetin “hakemi” olan devleti, piyasa oyuncusu yapmak değildir.

Son söz: Hakem penaltı çekmez.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more