Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

CHP belediyeleri ve tanzim satışları

28 Nisan 2019

31 Mart'ta yapılan belediye seçimlerinin galibi CHP'dir. Bu galibiyet, CHP'yi büyük şehirlerde fiilen iktidar ortağı haline getirmiştir. Okumakta olduğunuz yazının geri planında bu gerçek yatmaktadır. Durum tespiti: Enflasyonla mücadele için AKP'nin tanzim satışı yapacağı aklıma gelmezdi. Tanzim satışı fikri CHP'ye daha çok yakışır diye düşünürdüm. Hâlâ da öyle düşünüyorum. AKP, kendi iktisat anlayışına ters düşen bu uygulamaya, yerel yönetim seçimlerinden önce, biraz da başına gelecekleri sezinlediği için inanmadan girişti sanıyorum. Eğer AKP, dediği gibi “serbest piyasacı” ise tanzim satışlarını sessizce ortadan kaldırılacaktır. Yok, eğer tanzim satışları devam edecekse, AKP'nin inançlarını sorgulaması gerekir. Keşke Sayıştay, AKP tanzim satışlarına “tamam mı, devam mı” kararına varmadan önce, tanzin satışların yerel ve merkezi yönetimlere kaça mal olduğunu ve külfetin hangi kamu kuruluşlarınca üstlendiğini hesaplayıp kamuya açıklasa. Böylece gerek iktidardaki AKP'nin, gerekse iktidarın iktisat politikalarına alternatif geliştirmekle yükümlü ana muhalefet CHP'nin iktisatçılarının elinde sağlam bir veri seti oluşur. Belki de bedeli “ileride daha fazla enflasyon” olan bu uygulamadan vazgeçilir.

TÜRKİYE'DE ENFLASYONLA NASIL MÜCADELE EDİLECEK?

Enflasyon konusunda söylenmiş en ünlü aforizma Nobel ödüllü parasal iktisatçı Friedman'nın “Enflasyon her yerde ve her zaman parasal bir olaydır” cümlesidir. Bu bir totolojidir dolayısıyla mantıken doğrudur. Bu cümleye dayanarak, “Enflasyonu düşürmenin ve düşük tutmanın sorumlusu da ulusal paranın üretim tekelini elinde bulunduran merkez bankalarıdır” genellemesine varılmıştır ki, bu yanlıştır. Nitekim bizim “garip” merkez bankamızın web sayfasının başlığında “Merkez Bankası'nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır” ibaresi yer alır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası için “garip” sıfatını bilhassa kullandım. Bu bir aşağılama değildir. Tam aksine onu korumak için söylenmiştir. “Çift paralı” (dual currency) ve “dış-borç-kolik” bir ekonomik yapısı olan Türkiye'nin (veya benzeri bir ülkenin) merkez bankası, enflasyondan “tek başına” sorumlu tutulamaz. Onun elindeki aletler, yani TL'nin “faizini ve miktarını ayarlama yetkisi” ülkedeki enflasyonu düşürmeye ve de düşük tutmaya yetmez.

İKTİSADİ TOPLUMSAL SÖZLEŞME

Türkiye'nin ekonomi politikası açmazı şudur: Düşük enflasyon, dövizin ucuz olmasına bağlıdır. Sürdürülemez hale gelen cari açığın (sürekli dış borçlanma diye okuyun) kapanması ise dövizin pahalı olmasına bağlıdır. Dövizin pahalı olması hane halkı gelirlerinin dolar cinsinden düşmesi demektir. Seçmen bunu istemez. Ne var ki; kısa vadede hem enflasyonu düşürmek hem de ekonomik yapıyı cari açık vermeyen bir hale reforme etmek mümkün değildir. Cari açığı düşürmede kararlı davranılırsa, bu çelişki, yerini sağlıklı bir ilişkiye bırakabilir. Yani Türkiye, ihracata dayalı büyüme modeline geçerse, bir süre sonra devalüasyon da, ona bakıp azan enflasyon da biter. Eğer kamuoyu bu çizgide buluşursa, halkın çoğunluğu için uzun vadede yararlı bir “yeni sözleşme” (new deal) ortaya çıkar.

Son söz: Yükümlülük içermeyen sözleşme yürümez.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more