Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

Reform istemeyen namerttir

4 Nisan 2019

31 Mart 2019 Yerel Yönetim Seçimleri hayırlısıyla yapıldı. Türk devleti ve halkı, demokrasinin “olmazsa, olmaz” (Latince “Sine Qua Non”) şartı olan serbest seçimleri, örgütleme ve uygulama babında bir hayli ilerlemiş olduğu kanıtlandı. Seçimler, demokrasinin yeter değil, ama gerek şartıdır. Tek başına bu seçim bile Türkiye'nin medeni milletler camiasının bir üyesi olduğunu ya da olabileceğini göstermiştir. Bunu söylerken, aynı anda hem bir siyasi partinin genel başkanı hem de o ülkenin cumhurbaşkanı gibi hareket edebilmenin serbest ve adil seçim yapmayı ne kadar zorlaştırdığını görmezden gelmiyorum. Bu zorluğa rağmen yapılan seçimde halk, taşı yerinden oynatmıştır. İstanbul, Ankara ve İzmir'in iktisadi ağırlığı, sayısal ağırlığından büyüktür. Bunlara Antalya, Adana ve Mersin ilave edilince ağırlık daha da artmaktadır. Sonuç sevindiricidir.

SEÇİM BİTTİ, SIRA EKONOMİDE YAPISAL REFORMLARDA

Bu yazı, ekonomik yapısal reformlar hakkındadır. Her ne kadar eğitim, hukuk ve ahlak, iktisadi sistemin “altyapısını” oluştursa da tartışmayı “yapı” ile sınırlı tutmak istiyorum Bu sınırlama, tartışmanın işe yaraması açısından elzemdir. Yapısal reform, formu “bozuk/bozulmuş” yapının formunu, amaca hizmet edecek şekilde değiştirmek demektir. Öyleyse yapısal reform nedir, neyi kapsamalıdır tartışmasına girmeden önce, amacın ne olduğu ve bozuktan ne kastedildiği açıklığa kavuşturulmalıdır. İkinci olarak, mevcut yapısal bozukluğun hangi istenmeyen sonucu doğurduğu net olarak ortaya konmalıdır ki; yapılacak yapısal reformun bu istenmeyen o sonucu değiştirip değiştiremeyeceği irdelenebilsin. Bu noktada “sebep-sonuç” ilişkisini doğru şekilde saptamak yaşamsal önemdedir. Eğer amaçta ve bozuklukta hemfikir olunamıyorsa, yapılacak reformlar hakkında mutabakat sağlamak imkansızdır. Bu soyut genellemelerden sonra kendi somut tespitlerimi ortaya koymak istiyorum.

AMAÇ “DIŞ-BORÇ-KOLİK” OLMAKTAN KURTULMAKTIR

Bin defa yazdım, bu gidişle bin defa daha yazacağım. Türk ekonomisinin yapısal bozukluğu “dış-borç-kolik” olmasıdır. Ülkemizin tüm işadamları, özellikle bankacıları, arsacı-borsacı ve sıvapçı esnafı, iktisatçılarının kahir ekseriyeti ile siyasetçileri “Bu millet, dış borç almadan yaşayamaz” batıl inancının abonesidir. Bu batıl inanç, o kadar uzun zamandır iktisadi yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olmuştur ki, bunun ortaya çıkardığı bozukluk, yapısallaşmış yani kemikleşmiştir. Reforme edilmesi gereken, işte bu çarpık yapıdır. Dolayısıyla yapısal reform denen şey, bu çarpık kaynamış kemiği kırıp, doğru pozisyonda yeniden kaynatmaktır. Bu ameliyat (operasyon) bünyede bir süre ilave rahatsızlık yaratmadan başarıya ulaşamaz. Yapısal reform boyunca, yaklaşık 5 yıl “devalüasyon, enflasyondan yüksek”, “gelirler, fiyat artışlarından düşük” olacaktır.  Yani halkın “harcanabilir geliri” (disposable income)  reel olarak geri gidecektir.  Çünkü hem borç para yemeyecek, hem de eski dış borçlardan bir kısmını geri ödeyeceğiz. Bu yaratılan “milli geliri” kısmen yurtdışına aktarmaktır. Çok çalışıp, az harcamaktır. Ama işin sonu selamettir.

Son söz: Sahte yapısal reform ne acıtır ne de fayda sağlar.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more