Sözcü Plus Giriş
UĞUR DÜNDAR

Bir yalanın anatomisi

1 Mart 2019

Bilge diplomat, emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ, ünlü 1 Mart Tezkeresi'nin yıldönümünde tarihi bir gerçeğe ışık tutuyor.

Sevgili okurlarım,

Meclis'te reddedilmesinden bu yana 16 yıl geçmesine rağmen 1 Mart Tezkeresi üzerindeki tartışmalar devam ediyor. Bu konuda bazı önde gelen siyasetçi ve üst düzey askerler hâlâ “Tezkerenin kabulü Türkiye'nin PKK ile mücadelesinde yararlı olurdu” demekte ısrar ediyorlar. Oysa, 2013'den bu yana SÖZCÜ'de yayınlanan üç röportajımızda, Şükrü Elekdağ, ABD ile birlikte Irak savaşına katılmış olsak, bu iddiaların tamamen aksine, Kuzey Irak'ta konuşlanacak Türk birliklerine PKK'ya karşı operasyon izni verilmeyeceğini tezkereye ek temel belge olan “Mutabakat Muhtırası”na dayanarak ortaya koymuştu. Üstelik Elekdağ'ın açıklamalarına ilgili makamlardan hiçbir yalanlama gelmemişti.

Tarihi 1 Mart Tezkeresi'nin reddedilişinin yıldönümünde, tüm öngörüleri doğru çıkan bilge diplomat, Emekli Büyükelçi Sayın Şükrü Elekdağ ile söyleşimize, “Mutabakat Muhtırası'nın ne olduğunu ve Türk askerine hangi yetkileri verdiğini” sorarak başlayalım:

★★★

ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (ŞE): “Mutabakat Muhtırası” (MM), Türkiye'nin ABD ile birlikte Irak savaşına katılması halinde, iki tarafın kuvvetlerinin görev ve yetkilerini ve aralarındaki koordinasyon kurallarını açıklayan kapsamlı bir anlaşmadır. Kuzey Irak'ta konuşlanacak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) görev ve yetkileri de bu belgede yer almaktadır. 1 Mart Tezkeresi'nin eki olan ve kapalı oturuma katılan milletvekillerine dağıtılmayan bu gizli belge şu başlığı taşımaktadır: “Türkiye Cumhuriyeti ile ABD Arasında Irak'a Karşı Geçici Olarak Konuşlandırılacak Kuvvetlerin Durumunu Saptamak ve Temel Politika, Prensipler ve Sürecin Oluşturulması Hakkında Anlaşma.” Bu belgenin müzakeresini Hükümetin verdiği yetkiyle yürüten merhum Büyükelçi Deniz Bölükbaşı bilahare milletvekili olduktan sonra, 2008 yılında, “1 Mart Vakası-Irak Tezkeresi ve Sonrası” başlıklı iddialı bir kitap yayınladı. Kitabında, metnini yayınlamamakla birlikte, MM'nın analizini de yapıyor ve belgenin Türkiye açısından önemli olan şu iki amacı karşıladığını belirtiyordu: 1) Irak toprakları içinde ve Türk sınırı boyunca uzanan, azami derinliği 40 kilometreye ulaşan ve PKK'nın Türkiye'ye terör eylemleri için kullandığı kampları ve silah ve cephane depolarını kapsayan bir alan Türk askerinin kontrolü altına girecek. 2) “Türk birlikleri PKK unsurlarına karşı imha harekâtına girme yetkisine sahip olacak…” Bölükbaşı'nın kitabının 45. sayfasında da aynen şu ifadeler yer almaktadır: “Ateş açılmasa bile Türk birlikleri resen PKK unsurlarına karşı imha harekatına girecekti…” .

UĞUR DÜNDAR (UD): Peki, “Mutabakat Muhtırası”nda gerçekten Türkiye'nin bu kritik öncelikleri yer alıyor mu?

MUHTIRA IRAK'TA PKK İLE MÜCADELEYİ YASAKLIYORDU!..

(ŞE): Hayır!.. Ben MM'nı inceleme imkânını bulduğumda, Bölükbaşı'nın Türk askerinin sahip oluğu yetkiler hakkındaki ifadelerinin hiçbir şekilde gerçeği yansıtmadığını gördüm. Zira, MM, Türk askeri birliklerinin Irak topraklarında PKK yuvalarını bulup tahrip etmesini kesinlikle yasaklıyordu!.. Türk askeri birliklerinin hangi hallerde silah kullanabileceği MM'nın 7. maddesinin “Kuzey Irak'taki faaliyetler” başlıklı (b) fıkrasının 3. paragrafında belirtilmiştir. Bu paragraf aynen şöyledir: “Alıcı taraf özel harekât kuvvetleri, terörist saldırılara, (PKK/KADEK, kendini savunma hakkı ya da 4. paragrafta belirtilen durumlar dahil) cevap verme dışında, Irak kuvvetleri ve muhalif gruplarla herhangi bir çatışmaya girmeyecektir.” Burada “alıcı taraf”la kastedilen Türkiye'dir. “Muhalif Gruplar” ile kastedilen, ABD işgal ordusuna direnen Saddam taraftarları ve diğer silahlı güçlerdir. Sözü edilen “4. paragrafta belirtilen durumlar” ise, muhalif grupların saldırılarını veya muhalif gruplar arasındaki çatışmaları kapsamaktadır. Görüleceği üzere, MM'nın 7. maddesi, TSK'nın meşru savunma dışında, bölgedeki PKK/Kadek unsurlarına karşı silahlı operasyonda bulunmasını engelliyor. (KADEK, 1974'te ilk kuruluşunda PKK'ya verilen isimdir). Yani, merhum Bölükbaşı kitabında resmen yalan söylüyor!.. Hemen belirteyim ki, merhum Bölükbaşı'nın sağlığında ben SÖZCÜ'ye ilaveten Cumhuriyet, Milliyet ve Hürriyet gazetelerinde yayınlanmış olan makale ve röportajlarımda bu yalanını belirttim ve kendisinden yanıt istedim. Ancak, Bölükbaşı'dan hiçbir ses ve seda çıkmadı. Bu nedenle, söylediklerimden artık aramızda olmayan bir kişiyi suçlama kolaylığına kaçtığım gibi bir izlenim çıkartmak çok yanlış olur. Merhum Bölükbaşı Hükümetin direktiflerini uygulayan bir yüksek bürokrattır. Ben, Bölükbaşı'nın şahsında Hükümeti eleştiriyorum.

Bilge diplomat Şükrü Elekdağ, Uğur Dündar'ın sorularını yanıtladı.

(UD): Bu konuyu o dönemde kilit pozisyonda olan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı olan Uğur Ziyal ile de görüştünüz mü?

DÖNEMİN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI MÜSTEŞARI DA BENİ DOĞRULUYOR

(ŞE): Evet görüştüm. Müsteşar Ziyal gerçeklerin tamamen benin söylediğim şekilde olduğunu, Bölükbaşı'nın kitabında “gerçekleri saptırdığını”, mutabakat muhtırasının içeriğinin ve yorumunun benim açıkladığım şekilde olduğunu ve bu görüşünü yetkili makamlara da iletttiğini söyledi. Kendisine, “Nasıl oluyor da, bazı komutanlar MM'nın askerimize PKK'ya karşı meşru savunma dışında silah kullanmayı yasakladığını bilmezden geliyorlar” diye sordum. Müsteşar Ziyal, ABD ile müzakerelerin müzakere heyetine dahil olan Genelkurmay temsilcileri tarafından izlendiğini, ayrıca Genelkurmay'a sürekli brifingler verildiğini söyledi. Bu bakımdan açıkladığım gerçeklerin askerler tarafından bilinmemesinin mümkün olmadığını vurguladı. Bazı üst düzey zevatın MM'sını okumadan “kulaktan dolma” bilgilerle konuşabileceklerini de sözlerine ekledi.

(UD): Askerlerin tutumu konusuna geleceğim, Ama önce, MM'sını inceleme imkanını nasıl bulduğunuzu okurlarımızla paylaşmanızda yarar var…

(ŞE): Bu belgeyi birkaç yıl ısrarla aradım, araştırdım, bulamadım. Sonra gazeteci Fikret Bila'nın yazdığı, 2007'de yayınlanan “Ankara'da Irak Savaşları” adlı kitabının ekleri arasında buldum. Kitap basılınca devletin gizli belgelerini açıklama suçundan Bila hakkında dava açılıp 12 yıl hapsi istendiyse de dava, Bila'nın beraatıyla sonuçlandı. Bila'nın kitabı mükemmel. Fakat Türk askerinin operasyon yetkisi konusunu kapsayan 7. maddesinin b fıkrasının 3. paragrafı üzerinde yeterli derecede durmadığı görülüyor… İyi ki bunu bana bırakmış!..

(UD): Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün tutumuna gelirsek…

GENELKURMAY ESKİ BAŞKANI ÖZKÖK HALKIMIZI YANILTTI

(ŞE): Özkök Paşa'nın MM'nın ne denli hararetli bir destekçisi olduğunu anlamak için Fikret Bila'nın şu değerlendirmesini okumak yeterli: “… Özkök, 1 Mart Tezkeresi'nin TBMM'den geçmesini istiyordu. Bu konudaki görüşünü dönemin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı'na iletmiş, ilgili kurullarda bu yönde açıklamalar yapmıştı. Özkök, 1 Mart Tezkeresi'nin eki olan Mutabakat Muhtırası'nın Türkiye'nin milli çıkarlarına uygun olduğunu, çok iyi bir anlaşma sağlandığını düşünüyordu.” (Milliyet- 10.04.2010). Özkök Paşa, Murat Yetkin'e verdiği bir röportajda, “Tezkere geçseydi çok farklı olurdu. ABD ile güzel bir Mutabakat Muhtırası hazırlamıştık…” dedikten sonra da övgülerine şöyle devam ediyor: “Tezkere geçseydi çok miktarda askerimiz yani 4-5 tugay (20-25 bin asker) Irak topraklarına girecekti. Sınır boyunca, özellikle geçiş alanlarında tampon bölge kurulacaktı. Ve uzun süre orada kalacaktık. Hem geçişler kontrol altında olacak, hem de gerektiğinde harekâtı oradan sürdürecektik… PKK konusunda bugünkünden çok daha avantajlı bir konuda olacağımızı söyleyebilirim.” (Radikal-28. 08. 2012). Ben 2014'te Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde yayınlanan iki makalemde Özkök Paşa'nın bu ifadelerle Türk halkını yanılttığını, zira MM'nın, Türk askerine PKK yuvalarını bulup imha etmeyi yasakladığını vurguladım ve bu tespitime bir yanıt bekledim.

(UD): Özkök Paşa'nın tepkisi ne oldu?

YALANIN SORUMLUSUNU BULUP TEŞHİR ETMELİ

(ŞE): Bir tepkisi olmadı… Geçen yılın başlarında, İzmir'de ikamet eden Özkök Paşa'yı telefonla aradım. 20 dakikaya yakın görüştük. Türk askerinin PKK'ya karşı operasyon yetkisine sahip olmadığını kabul etmedi… Kendisine MM hakkında sorular yönelttim. “MM'nın son şeklini gördünüz mü, Türk askerinin operasyon yetkisini kapsayan 7b/c maddesini okudunuz mu” şeklindeki soruma “Hayır, madde madde okumadım” dedi. Evet, aynen bu ifadede bulundu!.. Kendisine konunun uzmanı generaller tarafından brifing verildiğini belirtti. Oysa MM'nın en kritik noktası, askerimizin PKK'ya karşı silah kullanma yetkisini düzenleyen 7”nci maddesinin b/3 paragrafı idi. Özkök Paşa'nın Fikret Bila'ya överek göklere çıkardığı MM'nın bu maddesi üzerinde çok ateşli münakaşalar cereyan etmiş ve müzakereler birkaç kere kesilmişti… Bütün bunlardan sonra Özkök Paşa söz konusu maddeyi okumadığını söylüyor. Okumuş olsa, metnin Türk askerine PKK'ya karşı operasyon yetkisi vermediğini görecekti!.. Özkök Paşa şimdi ağır bir sorumluk altındadır. Bu da kendisine bu yalan bilgiyi veren görevliyi teşhis ve tehşir etmesini zorunlu kılıyor. Çünkü kendisini ancak bu şekilde temize çıkarabilir. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman ile bu konuları görüştüğümde “MM metnini bana göndermediler, bu nedenle inceleyemedim” demesine son derece hayret etmiştim. Şimdi bazı gerçeklerin üstünün örtülmesi amacıyla bu şekilde hareket edildiğini anlıyorum. Umarım bu açıklamalarımdan sonra eski Genelkurmay Başkanları TV oturumlarında “1 Mart Tezkeresi'nin geçmesi Türkiye için iyi olurdu. Tezkerenin reddiyle Türkiye PKK'yı bitirme şansını kaybetti” gibi gerçek dışı açıklamalarda bulunmazlar.

Türk halkının aldatılmasını kesinlikle hazmedemiyorum

(UD): Bundan böyle bu konuda fikir beyan edeceklerin, artık bir gizliliği kalmayan MM'sını okuduktan sonra konuşmaları gerektiğini mi söylemek istiyorsunuz?

(ŞE): Ölüm-kalım meselesi olan bir savaşa katılıp-katılmama kararına direkt etkisi olacak bir konuda Türk halkının aldatılmasını kesinlikle hazmedemiyorum. Belki de, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Türk askerine kuzey Irak'ta PKK'yı izleme ve imha hakkının yasaklandığını bilmiyordur. Esasen o dönemde milletvekili bile değildi… Bilse, 1 Mart Tezkeresi'ni böylesine övmez, TBMM'nin tezkereyi reddetmesine hayıflanmaz ve aynı hatanın Suriye'de yapılmaması gerektiği yolunda ifadelerde bulunmazdı. Türk askerine PKK'ya silah doğrultma hakkını yasaklayan Bush yönetimi, Erdoğan'a tasavvur ettiği şekilde Irak'ın siyasi düzeninde söz hakkı tanır mıydı? Bizler gibi bu konuda kalem oynatanların sorumluluğu, Cumhurbaşkanına, Türkiye'nin Irak Savaşı'na müdahil olmamasının, Suriye politikamıza yanlış değil doğru bir örnek olduğunun anlamasına yardım etmektir. Ben bu bilinçle hareket ediyorum.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more