Sözcü Plus Giriş
ZEYNEP GÜRCANLI

Değersiz yalnızlık…

20 Mayıs 2019

Atatürk'ün Milli Mücadele'yi başlatmak için Samsun'a çıkışının 100. Yılı;
Böylesine önemli günlerde Atatürk'ün Cumhuriyetimizi kurarken ortaya koyduğu ilkeler de hatırlanmalı, bugünle karşılaştırılmalı.
Başlayalım;

– İÇİŞLERİNE KARIŞMAMA, KARIŞTIRMAMA

Atatürk'ün temel ilkesi; “başka devletlerin işlerine karışmamak; kendi iç işimize de başkasını karıştırmamak”.
Ama AKP dönemindeki manzara şu;
Suriye'de iç savaşta taraf, Balkan ülkelerinin hemen hepsiyle kendi eliyle besleyip büyüttüğü FETÖ yüzünden kavgalı, Ortadoğu'da AKP'nin “devlet nişanı” taktığı Araplar tarafından bile nefret edilen ülke.
İçişlerine karıştırmama ilkesinde durum daha vahim;
ABD bastırınca Rahip Brunson'un, Almanya bastırınca Deniz Yücel'in apar topar serbest bırakıldığı ama iş Türk vatandaşlarına gelince ifade özgürlüğünden “terör suçu” çıkaran bir yargı; Artık hükümetin beğenmediği seçim sonuçlarının bile yargı yoluyla iptal edilebildiği bir devlet sistemi.

– DIŞ YARDIMA MUHTAÇ HALE GELMEME

AKP döneminde tam da Atatürk'ün “yapmayın” dedikleri yapıldı; Türkiye'nin milli servetleri tek tek -hadi peşkeş demeyelim- satıldı. Ama bu satışlar bile iktidardakilerin yüzlerce odalı yazlık/kışlık saraylar kurarak, tek kişiye birkaç süper lüks makam otosu tahsis ederek tavizsiz uyguladığı “itibardan tasarruf olmaz” ilkesine yetemedi.
Ödedikleri vergilerle o “itibarı” sağlayan vatandaşlar bugün beş kuruşa, ülke maliyesi de beş sente muhtaç. -Sahi, Çin'den alınan 3.6 milyar dolar kredi için ne sevinçli açıklamalar yapmıştı değil mi mevcut Maliye Bakanı. O kredi ki, Doğu Türkistan'daki Çin işkencelerinin görmezden gelinmesinin önünü de açmadı mı?-

– MİLLİ DIŞ POLİTİKA

AKP döneminde, “dış politikada bir grubun değil, milletin çıkarlarını izleme” ilkesi yerine, Müslüman Kardeşler ideolojisinin peşine düşüldü. Ortadoğu halkları, izlenen mezhepçi dış politika nedeniyle Türkiye'ye düşman oldu. Sadece Suriye'de milyonlarca kişi yerinden oldu/öldü. İdlib'de cihatçı teröristlerin kurmaya çalıştığı “Emirlik” de, Fırat'ın doğusunda PKK terör örgütü bağlantılı oluşum da hep izlenen
yanlış politikaların bize mirasları oldu.

– DAİMA BARIŞTAN YANA OLMAK

Suriye savaşının ilk zamanlarında ABD ile birlikte kotarılan “eğit-donat” programlarını unutmaya imkan var mı? O programlarla Türkiye'de eğitilenler, Esad rejimine karşı savaşmaya gönderilmedi mi? Gönderilenler tek kurşun sıkmadan IŞİD'li teröristlere katılmadı mı? Libya'da militanlara uçaklarla milyon dolarlar gönderilmedi mi? Yemen'deki savaşta, hatta Filistinliler arasında bile taraf olunmadı mı?

– GERÇEKÇİ DIŞ POLİTİKA 

“Ortadoğu'da bizden habersiz yaprak kımıldamaz” söylemiyle başlayan Neo-Osmanlıcılık hayalleri, Türkiye'nin hemen her yerde dışlanmasına neden oldu; Mesela Palermo'daki Libya zirvesinde, Türk heyetinden gizlenerek “zirve içinde zirve” düzenlendi. Bizimkiler dışlandıklarını öğrenince “protesto” edip, zirveyi terkettiler.
Son olarak da Türkiye'nin tam üye olduğu NATO'da devir teslim törenine, Kıbrıs Rum Yönetimi davet edildi. AKP hükümeti ne yaptı? Elbette protesto etti. Hep de en şiddetlisinden…

– DÜŞMANLARI BİRLEŞTİRMEK

Atatürk'ün ilkelerinin hiçe sayıldığı dış politikada, AKP tek bir şeyi başardı;
Düşmanları birleştirdi;

– Türkiye, biriyle savaş halindeki İsrail ve Suriye'nin ikisiyle de kavgalı. Her iki ülkede de Büyükelçimiz yok.

– Hemen her konuda düşmanlık içindeki ABD ve Rusya, AKP'nin Suriye'deki “çok boyutlu” politikasının tüm boyutlarına karşı uzlaştı; Ne Washington, ne de Moskova İdlib'de “cihatçı teröristler” görmek istemiyor. Oysa AKP'nin “büyük başarı” gibi lanse ettiği Soçi anlaşması, Türkiye'yi İdlib'deki cihatçılara “garantör” haline getirmedi mi? Ya da AKP'lilerin “beka tehdit sıralamasında” en öne koyduğu PKK uzantısı PYD-YPG, hem Rusya, hem de ABD tarafından “meşru aktör” olarak görülmüyor mu?

– Ege ve Akdeniz'de İtalya'dan ABD'ye, Mısır'dan Rum-Yunan ikilisine, İsrail'e kadar tüm ülkeler birleşti. AKP'li yetkililerin “kardeş” ilan ettikleri Katar bile, Türkiye'nin hem ekonomik, hem askeri çıkarlarına karşı oluşan bu gruba “en ön sırada” dahil oldu. İş o kadar büyüdü ki; ABD'nin Türkiye'ye resmen Büyükelçi olarak atadığı David Satterfield, geçen hafta Lübnan'a gidip, “deniz-kara sınırları” görüşmesi yaptı. Amaç net; İsrail ile Lübnan arasındaki anlaşmazlığı çözüp, Akdeniz'deki –Türkiye'ye karşı kurulmuş gibi duran- ittifaka dahil etmek.

Atatürksüz 19 Mayıs afişi bastırmaya kalkan zihniyetin izlediği dış politikanın Türkiye'yi getirdiği nokta tam da bu; “Değersiz yalnızlık…”

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more