Sözcü Plus Giriş

İstanbul Sözleşmesi: Kim neden savunuyor, kim neden karşı?

İstanbul Sözleşmesi'ne dair tartışmalar devam ediyor. Kadın örgütlerinin, kadına yönelik şiddete karşı koruyucu kalkan ve kadın hareketinin kazanımı olarak nitelendirdiği sözleşme, sözleşmeye karşı çıkan gruplar içinse aile kurumunu yıkan bir unsur, hatta proje olarak görülüyor. İşte günlerdir tartışılan İstanbul Sözleşmesi ile ilgili detaylar...

Büşra CEBECİ
12:43 -

2011 yılının Mayıs ayında İstanbul'da gerçekleşen Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açılan ve Türkiye’de 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren sözleşme kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesini konu alan, bu anlamda imzası bulunan ülkelerde hukuki bağlayıcılığı olan tek uluslararası belge olma özelliğini taşıyor.

SÖZCÜ’ye konuşan Avukat Tuba Torun, sözleşmenin dört ana hatta imzacı ülkelere sorumluluk yüklediğini belirtiyor ve bu dört prensibi şöyle sıralıyor:

* Sözleşme, sözleşmede imzası bulunan devletlerden ilk başta kadına yönelik şiddete ve ev içi şiddete karşı önleyici tedbirler almasına dair, daha sonra şiddet mağdurunu korumasına, daha sonra şiddet davasında soruşturma ve kovuşturma yapmasına, yani şiddet olayını araştırması ve faili cezalandırmasına yönelik sorumluluk yüklüyor.

* Dördüncü ve benim çok önemsediğim prensip ise bütüncül politikaların uygulanması. Nedir bu? Yasalarda boşluklar olabilir, sözleşme diyor ki ‘Yasada veya uygulamada boşluklar varsa sen şiddeti önlemek adına bu boşlukları doldurmak zorundasın, bu anlamda elinden ne geliyorsa yap’. Dolayısıyla bu sözleşmenin çok detaylı, çok kapsamlı olduğunu, kadına yönelik şiddeti önlemede çok yol kat ettirdiğini de söyleyebiliriz.

“SÖZLEŞME, ALLAH RIZASINA UYGUN DEĞİL”

İstanbul Sözleşmesi’ne karşısında yer alan ve Türkiye’nin bu sözleşmeden çekilmesi gerektiğini söyleyen Yazar Abdurrahman Dilipak’a göre ise İstanbul Sözleşmesi, dünyadaki nüfus artışını düzenlemek için ortaya atılmış bir proje.

Dilipak, bu anlamda sözleşmenin Covid-19 ve 5G teknolojisi ile ilişkilendirilebileceğini, tüm bunların dünyanın nüfus politikasını düzenlemek için ortaya atıldığını düşünüyor.

Dilipak, sözleşmeye karşı düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor:

* Biz kendi değerlerimiz açısından böyle bir sözleşmenin insan haklarına da temelde Allah’ın rızasına da uygun olmadığını, yine insan hakları açısından bir aldatmacanın söz konusu olduğunu, kaş yapayım derken göz çıkartan bir sözleşme olduğunu düşünüyoruz.

“ADLİYELERİN KAPISINI ZORLAYACAĞIZ”

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav ile Kadın Cinayetleri Platformu tarafından, İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik tartışmaların protesto edildiği bir eylemde bir araya geliyoruz.

Sözleşmenin tartışmaya açılmasını ve kaldırılmasına dair tartışmaları eleştiren Kav, “Sözleşme paraşütle inmedi, bunun arkasında bir kadın mücadelesi var. Sözleşme kaldırılsa da biz adliyelerin kapısını zorlamaya devam edeceğiz, almazlarsa da kapıları eylemlerimizle zorlayacağız” diyor. Kav, sözleşmeye karşı olanların özellikle şiddet mağduru kadınların korunması ve şiddet faili eşlerin evden uzaklaştırma kararını eleştirdiğini söyleyerek, bu tedbiri eleştirenlere “Ne olsun istiyorsunuz? Kadın korunmasın da öldürülsün mü?” sorusunu yöneltiyor.

Kav, kendisine yönelttiğimiz “Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi durumunda daha kitlesel eylemler düzenlemeyi düşünüyor musunuz?” sorusunu da şöyle cevaplıyor:

* Üniversitelerde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği birimlerini kaldırdılar ne oldu? ‘Eşitsizliği’ panelleri düzenledik ve en kalabalık üniversite buluşmaları oldu böylelikle. Türkiye bu sözleşmeden bir çekilsin, kadınlar evlerinden çıkıp çıkıp adliyelere gelecekler, görürler

MAĞDUR AİLELERİNDEN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ TEPKİSİ

* İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına yönelik protestolara kadın örgütleri ve aktivistlerin yanı sıra, yakınları erkek şiddeti mağduru olmuş aileler de katılıyor.

* Yine bu eylemlerden birinde Muhterem Göçmen’in ablası Çiğdem Evcil, eylemcilere “Muhterem, 13 yıldır yaşadığı zindandan kurtulmak isterken öldü. Şimdi siz hangi yüzle karşıma çıkıp ‘Ben bu yasayı kaldıracağım’ diyorsunuz. Ben buna izin vermiyorum ve bu hakka sahibim” diye sesleniyor.

“TÜM KADINLAR NEDEN BURADAYSA BEN DE O YÜZDEN BURADAYIM”

Bu eylemlere destek veren veya katılanların ise ortak noktası kadın cinayetlerinin son bulması ve kadın erkek eşitliğinin sağlanması. Örneğin Fatma Hatunoğlu, eyleme kadınlara destek amaçlı geldiğini belirtiyor ve Türkiye’deki kadınlara yönelik politikaları eleştiriyor:

* Bir anne öldürülüyor, kendi kocası tarafından veya başka biri tarafından ama çok az bir ceza ile katil kurtuluyor ve hiç ceza almıyor. Ben buna çok karşıyım o yüzden buradayız. Bu cezaların biraz daha caydırıcı olması gerekiyor, genç kızımız var, sokaklarda yürümeye korkuyoruz yani.

* O yüzden bazı şeylerin değişmesi gerekiyor. Herkesin fikrini almaları gerekiyor. Yani her şeyi göz ardı etmemeleri gerekiyor. Özellikle kadın cinayetleri olsun, kadınlarla ilgili konulara daha duyarlı olmaları gerektiğini düşünüyorum.

* Eylemde sadece kadınlar yok, kadın cinayetlerinin son bulmasını isteyen erkekler de eylemlerde kadınların sloganlarına eşlik ediyorlar.

* Enes Alp, kadın-erkek eşitliği ve İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik tepkisinin sadece sosyal medya üzerinden vermesinin yetersiz kaldığını düşünerek bu eyleme katıldığını söylüyor, “Bütün kadınlar neden buradaysa, ben de o yüzden buradayım diyor.

İLGİLİ HABERMeral Akşener: İstanbul Sözleşmesi'nin yanındayızMeral Akşener: İstanbul Sözleşmesi'nin yanındayız

 

Son güncelleme: 12:44 24.07.2020
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more