Sözcü Plus Giriş
YILMAZ ÖZDİL

Dut pekmezi

6 Şubat 2020

Gece geç vakit annem telaşla telefon etmişti, rahmetli babamı apar topar hastaneye kaldırmıştık, şiddetli mide kanaması geçiriyordu.

Anlaşıldı ki, komşumuz Feridanım teyzenin tavsiye ettiği bitkiyi kaynatıp içmiş, bağırsakları güzel çalışsın diye!

Bir defasında az daha belinden ameliyat ettirmek zorunda kalıyorduk.

Çünkü, İzmir'in en saygın doktorlarına gösterdik ama, neticede babam gitti, astsubay emeklisi İrfan amcanın korsesini taktı.

– Niye taktın bunu?

– İrfan amcan söyledi.

– İrfan amca ortopedist mi?

– Havacı.

Mahallenin yarısını toprağa verdik kardeşim, hâlâ birbirlerine tıbbi tavsiyelerde bulunuyorlar.

Feride teyze iç hastalıklarına bakıyordu, İrfan amca bel fıtığı, Kübra teyze şeker, fırıncı Mesut amca tansiyon mütehassısıydı.

Babam şofördü ama, uzmanlığı cildiye'ydi… Nedendir bilmem, kahvedeki arkadaşları hep ona sorardı, egzama oldum, ne süreyim?

Rahmetli annem, hem romatizma doçentiydi, hem meteoroloji mühendisiydi, dizlerim ağrıyor, yağmur yağacak.

Leğende yıkanırken gözümüze sabun kaçtığı için kıpraşıp, etrafa su sıçratınca, annesi tarafından kafasına tasla vurulan nesiliz biz…

Benim neslimden olanlar eminim şu reçeteleri gayet iyi bilir.

– Ayak bileğim döndü, şişti.

– Gel patates basayım.

– Saçımda kepeklerim azdı.

– Zeytinyağı süreyim.

– Gözümde arpacık çıktı.

– Sarmısak değdireyim.

– Sınavım var.

– Okunmuş pirinç yutturayım.

İstersen tam teşekküllü özel hastaneye yatır, her ziyarete gelen hafifçe eğilir, kulağına mırıl mırıl anlatır…

İki tutam zencefil, üç çay kaşığı bal, bi fiske kişnişle susam, göz kararı suda kaynatıp ılık ılık içiyorsun, sırtına da aspirinle rakıyı karıştırıp kupa çek, bak gör, sabaha bi şeyciğin kalmaz.

Eczacılık, zaten hobimizdir.

İlaç koleksiyonu yaparız.

Varsa iddiaya giren, girelim… Herhangi bir mahallede arama yap, buzdolaplarından Afrika'ya yetecek kadar ilaç kutusu çıkar.

En az yarısının ambalajı bile açılmamıştır.

Son kullanma tarihi çoktaaan geçmiştir ama, asla atılmaz.

Son modamız da emar.

Emar'a sardık.

Nezle olanlar bile acil servise gidip emar çektirmek istiyor.

Emar çekmeyen doktor, sağlık bakanlığına şikayet ediliyor.

Alo 184 hattı var.

Doktor ispiyonlama hattı.

İlla emar çektirecek.

“Emara gerek yok” dersen, bu numarayı arayıp “bana yanlış teşhis koydu” diye ihbar ediyorlar, doktora soruşturma açılıyor.

Kendisine yanlış teşhis konulduğunu söyleyen kim?

Evhanımı Haticanım teyze.

Nerden biliyor?

Eltisigil Fatmanım teyzeye çekmişler, ordan biliyor.

Geçenlerde istatistikleri açıklandı.

Alo 184'e her ay 300 bin şikayet geliyor.

Memlekette 150 bin doktor var, iki katı muhbir hasta var!

Siz hiç dünyada bizden başka, hastaneye hasta getirip, doktoru döven hasta yakını duydunuz mu?

Bi tek bizde var.

Çünkü, teşhisi beğenmez.

Hem dörtlüleri yakarak, kornayla acilen doktora getirir…

Hem doktordan daha iyi bilir.

– Niye kafa attın birader?

– Emar çektirmedi.

– E belki gerekmiyordur…

– Gerekmese niye getirelim birader!

İstanbul'da Tıp Festivali yapılıyor.

Nerede biliyor musunuz…

Merkez Efendi Camisi'nde!

Sağlık bakanı mesir macunu dağıtıyor.

Dolayısıyla…

Asrın liderimizin, Çin virüsüne önlem olarak “her sabah bir kaşık dut pekmezi alırım, kan yapar, tavsiye ederim” demesi, sayın ahalimizin tam olarak duymak istediği bilimsel reçetedir.

Adrese teslim tedavidir.

Aklınızda dut'un diye söylüyor.

Zaten ne yapsaydı yani…

“İdrak” yolları enfeksiyonu geçirenlere virüs mirüs koymaz, takmayın kafanıza mı deseydi?


Bahçesaray

Deprem…

Başımız sağolsun.

Şehitler…

Başımız sağolsun.

Çığ…

Başımız sağolsun.

Böyle vatan sağ kalır mı?

Yarın..

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more