Sözcü Plus Giriş
DENİZ ZEYREK

Çuvallamak!

31 Mart 2021 Yazarlar

Biliyorsunuz, “argo” hayatımızın bir parçasıdır.

Genelde küfür sanılır ama aslında toplumun bir kesiminde kullanılan ve sözcüklerin anlamının örtülü bir şekilde değişmesiyle oluşan özel bir dildir “argo”.

Başlıkta okuduğunuz “çuvallamak” fiilinin gerçek anlamı çuvallara doldurmaktır.

Ancak argodaki anlamı farklıdır.

Eğer “ben bu işi beceririm” düşüncesiyle başladığınız bir işte başarılı olamadıysanız düştüğünüz durumu en iyi anlatan fiil “çuvallamak” olur. Bu sözcüğün yerine “başarısızlık” sözcüğünü de kullanabilirsiniz belki ama aynı vurguyu, aynı etkiyi bırakmaz.

Bugün birçok konuda yaşadığımız durumu en güzel hangi sözcük anlatır diye düşündüğümde nedense hep “çuvallamak” fiilini anımsıyorum.

★★★

Örneğin, korona salgınıyla mücadele:

Biliyorsunuz işin başında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'yı hep birlikte alkışladık.

“Bilim Kurulu'nu dinliyor, hekimlere kulak veriyor, cephenin en önündeki sağlık çalışanlarına sahip çıkıyor” gibi cümleler kurduk.

Ne yazık ki gel zaman git zaman siyaset bilimin önüne geçti.

Bakan Koca biat ettiği siyaseti tercih etti.

Söyledikleriyle yapılanlar arasındaki büyük uçurumun yarattığı utanma duygusundan olsa gerek, AK Parti'nin “lebalep” kongresine dahi katılmadı.

Ancak on bine yakın insanın kapalı bir ortamda toplanmasını da engelleyemedi.

O teslim olunca virüs saldırısına karşı en önemli silahımız olan sağlık çalışanlarının özverili çabaları ve tavsiyeleri de yetmedi.

Alınması gereken bilimsel kararlar, iktidarın “muhafazakarlık” kaygılarını ve ekonomik kriz koşullarını aşamadı. İdarenin büyük yanlışları da eklenince salgın yeniden pik yaptı.

Lafı dolandırmaya gerek yok:

Hükümet, salgınla mücadelede çuvalladı!

Değişik kentlerde yapılan ve Ankara'da 10 bine yakın insanla toplanan “lebalep” kongrelerle övünüp, peşi sıra alınan “Ramazan'da kapanma” kararını “mecburen, mecburiyetten” gibi sözcüklerin arkasına saklanarak, utana sıkıla  duyurmak başka şekilde anlatılamaz.

Hükümet artık kapanma kararlarında hangi gerekçeyi sunarsa sunsun, o kongrede çekilen fotoğraflar, o dans videoları orada durdukça kimseyi inandıramaz, kandıramaz.

Çünkü sorarlar:

“10 bin kişi kapalı bir salonda tıklım tıklım, hiçbir kurala uymadan oluyor da 30 kişi bir lokantada bütün kurallara uyarak oturamıyor mu?”

★★★

Başka bir örnek de ekonomideki durum.

Biliyorsunuz dört ay önce Berat Albayrak internet üzerinden “affını istedi” ve sırra kadem bastı. Ardından ekonomi yönetimi değişti. Merkez Bankası'nın başına Naci Ağbal getirildi ve dolar kuru 8.5 liradan 6.9 liraya kadar düştü. Ağbal ile Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan yeni kararlar aldı. Gelen isimleri de aldıkları kararları da öve öve bitiremedik.

Nihayetinde Ağbal, yüzde 12,25 olarak bulduğu politika faizini yüzde 19'a kadar çıkardı. İslamcı kesimde kıyamet koptu. Ayasofya İmamı dahi ses verdi. Bu kez Ağbal görevden alındı. Ben bu yazıyı yazdığım saatlerde faiz yine yüzde 19'du ve dolar kuru 8.3 lirayı geçmişti.

Yani geçen dört ayda hem faiz çok yükselmişti, hem Amerikan doları başa dönmüştü.

Şimdi siz söyleyin: İçine düşürüldüğümüz bu durumu en güzel hangi sözcük anlatır?

Bir örnek bir empati

Ankara Kızılay'da müdavimi olduğum bir Karadeniz Lokantası var. Sahibi de Karadenizli ve AK Parti kurucusu. Bu yazıyı yazmadan önce yine uğradım ve kendisiyle biraz sohbet ettim. Ramazan'daki kapanmanın olası etkilerini sordum.

Dediği şu:

“Açıkken yaptığımız ciro, paket servis ciromuzun tam 7 katı. Pakete dönünce çalışanların yarısı ücretsiz izinle evine gidecek. Kalan yarısına da 1500 TL devlet verecek. Biz de maaşlarının geri kalan kısmını tamamlayacağız. Sigorta primlerini de devlet üstlenecek. Doğalgaz ve elektrik faturalarımız da biraz azalır ama kira gibi masraflar değişmeyecek.”

Lokanta sahipleri, Ramazan Ayı boyunca gelirlerinin yüzde 85'ini kaybedecek ama masraflarının yarısından dahi kurtulamayacak.

Lokanta çalışanlarının büyük bölümü de bir ay boyunca ücretsiz izne çıkıp günlük yaklaşık 40 TL'ye talim edecek.

Şimdi sayın bakanlar, bakan yardımcıları, başkanlar, vekiller, karar vericiler ve hepimiz biraz empati yapalım: Malum yarın 1 Nisan. Patronumuz çağırsa ve Nisan ayı maaşımızı alamayacağımızı ve ücretsiz izin yapacağımızı söylese ne hissedersiniz?

Bir çoğunuz “Nisan 1 şakası” sanırsınız.

Keşke herkes için şaka olsa!

Ne yazık ki bu cümle Ramazan Ayı boyunca yaklaşık 1.5 milyon insanın ortak kaderi olacak.

YAZARIN TÜM YAZILARI