Bükemediğin eli öpeceksin arkadaş

Sevgili okurlarım, şu iktidarın izlemekte olduğu dış politikaya ve ülkemizi nasıl küçük düşürdüğüne iyice bir bakar mısınız!

Yıllardan beri bütün dünyaya posta koyuyorlar.

Birleşmiş Milletler dahil.

Çevremizdeki pek çok ülkeyle papaz oldular.

Onları ‘düşman' ilan ettiler.

Hangisini saymalı…

Suriye konusunda yaşananları hepimiz biliyoruz. Günün birinde ABD'den gelen talimat doğrultusunda Esad'ı da resmen düşman ilan ettiler, devirmeye soyundular. O kadar ki, hakaret olsun diye yandaş medyada adamın ismini bile değiştirip ‘Esed' yaptılar.

O kadar cahiller ki, Arapça sözlüğe bile bakmayı düşünmediler.

Esed'in kelime anlamının ‘Aslan' olduğunu bizden öğrendiler!

★★★

Papaz oldukları ülkelerden bazılarını anımsayalım…

Irak, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Libya'nın bir bölümü…

Bunlar İslam ülkeleri.

Bir de Müslüman olmayan ülkeler var.

Başı Yunanistan ve İsrail çekiyor, sonra AB geliyordu. Demediklerini bırakmadılar.

Tehdit ettiler, hakaretler yağdırdılar, en büyük biziz ayaklarına yattılar ama bütün tehditleri fos çıktı.

Şimdi İsrail'e bile dostluk eli uzatıyorlar.

Ancak bu konuda haklarını yemeyelim!..

Bolivya, Paraguay, Şili gibi Latin Amerika, Çad, Kongo, Uganda gibi Afrika ülkeleriyle aramızda asla sorun çıkarmadılar!

★★★

Arada sırada ABD ve Rusya'ya bulaşmayı da ihmal etmediler!

Rusya'ya 2.5 milyar dolar ödeyip S-400 füzeleri aldılar, ne işe yarayacağı belli değil.

Bizim paracıklar çoktan gitmişti ama ABD sert çıkınca geri adım atmak zorunda kaldılar.

Attılar da, söz konusu füzelerin ne olduğunu, nerede olduğunu ve ne zaman ne işe yaradığını bilen yok.

★★★

Şimdi başarısız dış politika geçmişlerini unutturma çabası içindeler…

Suriye ve Yunanistan dışında kalanlara ‘dost eli' uzatıyorlar.

Mısır'a yanaştılar. İlişkiyi yeniden kurma peşindeler.

Irak, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de aynı pota içine alındı… Zira pabucun pahalı olduğunu sonunda keşfettiler.

Düşmanlık sürdüğü sürece zarar ediyorduk.

Oturup kendi aralarında karar verdiler:

“Ekonomi zaten ayvayı yemiş durumda. Köşeye iyice sıkıştık. Hiç değilse bazılarıyla ilişkimizi biraz olsun düzeltelim. Zararın neresinden dönsek kârdır!”

Uyguladıkları taktik:

Aklına hangi ülke gelirse sert çıkacaksın, posta koyacaksın. Yiyen yer… Baktın ki yemiyorlar, o zaman boca edeceksin ve bükemediğin bütün elleri öpeceksin.

Sevgili okurlarım, dünyada şaşmaz bir kural vardır…

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu her yıl eylül ayında New York'ta toplanır.

Dünyada mevcut bütün ülkelerin en üst düzey yetkilileri bu toplantıya katılır.

Bazı liderler önceden kayıt yaptırıp konuşmacı olarak yer alır, bazıları ise dinleyici olarak bulunur.

Her ülke kafasına göre takılır, ağzında sakız gibi çiğnediği aynı lâfları bu kez kürsüden okur.

Bizim hem cumhurbaşkanı ve hem de partisinin başkanı olan Recep Bey de iki gün önce kürsüdeki yerini aldı.

Sıradan bir konuşma yaptı. O kadar ki, yandaş medya bile bu konuşmayı köpürtüp övgüler düzemedi.

Recep Bey hafif kalmıştı.

★★★

İşin tek olumlu tarafı, Birleşmiş Milletler toplantısına Diyanet Başkanı Ali Erbaş'ı yanında getirmemiş olmasıydı!

Allah korusun ya getirseydi, ya kılıcını kuşanmış Ali Bey'i kendisinden önce kürsüye çağırıp dua ettirmeye kalkışsaydı!..                           

★★★

New York toplantılarının bizim yandaş medya açısından şu anda sadece bir tek önemi var.

Biden acaba beyefendiyi kabul edecek mi?

Kısa bile olsa bizimkiyle bir görüşme yapacak mı?

Kabul edip konuşursa muhteşem!

Etmezse bizim açımızdan hezimet!

★★★

Adamın zamanı zaten kısıtlı. Putin falan hariç kelle başı herkese en çok yarım saat ayırması mümkün oluyor.

Bunun beş dakikası sahte gülücükler, hal hatır sormalar, ekiplerin karşılıklı tanıtılması vesaire ile geçiyor…

Sonra tercümanlar devrede. Al sana bir zaman kaybı daha!

Neyse ki arada çiş molası falan verilmiyor.

Biden dahil herkes kendi çişini önceden yapıyor!

★★★

Biden kabul etse ne olur, etmese ne olur.

Ama bizimkilere soracak olursan iktidarımızın prestij meselesi!

Bu yazıyı dün akşamüstü, saat 17.30 dolaylarında İstanbul Yazı İşlerimize geçiyorum.

Bu saate kadar haber yoktu.

Dün sabahtan beri papatya falı bakmaktan sıkıldım…

Kabul edecek, etmeyecek…

Kabul eder mi, etmez mi…

Bize ne be abicim, ister etsin ister etmesin.

Ama benim gönlüm bir büyüklük gösterip kabul etmesinden yanadır.