Bugün rengarenk bir gün

Selanik'te pembe boyalı evde, ikinci kattaki ocaklı odada dünyaya geldi… Kundaktayken sakin bir bebekti, lohusa Zübeyde'ye kırkı çıkana kadar yardımcı olması için Üftade adında bir kadın tutuldu, Mustafa Kemal'in adeta eline doğduğu Üftade, siyah'tı.

Zenci Musa…

İstanbul'dan Anadolu'ya silah ve insan kaçırmak için Kuvayı Milliye üssü olarak kullanılan Özbekler Tekkesi'nde, ölümü göze alarak hayatını ortaya koyan kahramanlarımızdan biriydi.

Siyah'tı.

Sudan kökenliydi.

Girit'te Türk mahallesinde dünyaya gelmişti, Kahire'ye gitmiş, Mısır Hıdivi'nin hizmetine girmişti, İtalyanlar Trablus'u işgal edince, Türk subaylarının peşine takılmış, Derne'ye geçmiş, orada çarpışırken Teşkilat-ı Mahsusa lideri Kuşçubaşı Eşref'le tanışıp, emir eri olmuştu.

Balkan Harbi'nde vuruştu.

Çanakkale'de vuruştu.

Yemen'de vuruştu.

Kuşçubaşı Eşref'in İngilizlere esir düştüğü çatışmadan yaralı kurtuldu, İstanbul'a geldi, Galata gümrüğünde hamallık yapmaya başladı.

Karakol Cemiyeti'ne katıldı.

Gündüz hamallık yaparken istihbarat faaliyetinde bulunuyor, hava kararınca Özbekler Tekkesi'nden kayıklara silah ve cephane taşıyordu.

Deniz kıyısındaki bu faaliyetleri sırasında vereme yakalandı, vefat etti, Özbekler Tekkesi'nin haziresinde toprağa verildi.

Mehmet Akif Ersoy, Musa'yla Hicaz'ta tanışmıştı.

Bu kahramandan öylesine etkilendi ki, Safahat'ında yer verdi:

“Eşref beyin emir eri zenci Musa

omzundan arşa yükseldi nebi İsa”

Ne mutlu Türküm diyene kavramının, vücut bulmuş haliydi.

Mavro Ali efe…

İzmir Bergamalı'ydı.

Siyah'tı.

12 kişilik çetesi kendisi gibi siyah zeybeklerden oluşuyordu.

Rumlar ona “kara” manasında “mavro” derdi.

Ahmet Ali…

Afro Türk'tü.

Dünyanın ilk siyahi savaş pilotuydu!

Anneannesi Nijerya kökenliydi.

Osmanlı'da kölelik yoktu ama, Afrika'dan para karşılığında getirilenler saraylarda konaklarda personel olarak çalışıyordu.

Annesinin adı Zenciye'ydi.

Zenciye hanım kendisi gibi Afrika kökenli Ali bey'le evlendi.

Ahmet Ali dünyaya geldi.

İzmir doğumluydu.

Bizim topraklarımızda etnik köken, ırk, renk ayrımı söz konusu olmadığı için, Osmanlı vatandaşı olarak büyüdü.

Subay oldu.

Almanya'ya eğitime gönderildi.

Pilot oldu.

İlk resmi uçuşunu, Birinci Dünya Savaşı'nda 1916'da yaptı.

Bu uçuşla “dünyanın ilk siyahi savaş pilotu” unvanını aldı.

İstanbul işgal edilince, bir saniye tereddüt etmeden Anadolu'ya geçti.

Konya'daki tayyare istasyonuna katıldı.

Keşif kollarında görev yaptı.

Kurtuluş Savaşı'ndan sonra İzmir'de Hava Okulu'na öğretmen olarak atandı. Çelikten soyadını aldı. İki oğlu iki kızı oldu, oğulları da kendisi gibi pilot oldu, hem Türk Hava Kuvvetleri'nde hem Türk Hava Yolları'nda görev yaptılar.

Türk havacılık tarihine damgasını vuran sembol isimlerden biri olan Ahmet Ali bey, albay rütbesiyle emekli oldu, 1969 yılında 86 yaşındayken rahmetli oldu.

Nesip efendi…

Mustafa Kemal'in gözünde yeri apayrıydı.

Siyah'tı.

Sudan kökenliydi.

60'lı yaşlarındaydı.

Abdülhamit döneminde saraya seyis olarak alınmış, Meclis-i Mebusan'da müstahdemlik yapmıştı, TBMM kurulurken Meclis-i Mebusan'dan Ankara'ya gelen milletvekilleri tavsiye etti, Çankaya Köşkü'ne alındı.

Kırık dökük Türkçesiyle müthiş sempatikti.

Kimse hakkında dedikodu yapmayan, işini ciddiyetle yapan, ser verip sır vermeyen, para pul konusunda güvenilir, namuslu adamdı.

Kısa sürede Mustafa Kemal'in en sevdiği personel oldu.

Kimseden izin istemeden Mustafa Kemal'in yatak odasına sadece o girebiliyordu; iç çamaşırları dahil, tüm çekmecelerini o düzenliyordu, giyeceği kıyafetleri o hazırlıyordu, seyahatlerde bavullarını o hazırlıyordu.

Manevi kızları ona emanetti, kızlar da Nesip efendiye “baba” diye hitap ederlerdi, çarşıya, sinemaya, bir yere gezmeye giderlerken, yanlarında mutlaka Nesip efendi olurdu.

Nesip efendi akşamcıydı.

Köşkte çalışanlar arasında sadece onun rakı içme özgürlüğü vardı.

Hava kararınca mutfaktan ufak tefek mezeler ayarlar, bahçedeki bekçi kulübesinde tek başına demlenirdi, Mustafa Kemal bunu bildiği halde görmezden geldiği için, yaverler bile ses çıkaramazdı.

Bir gece fazla kaçırdı, sızdı, kül tablasındaki sigarası yere düştü, kulübe alev aldı.

Köşkün kapısındaki polisler kovalarla yetişip güç bela söndürdüğünde, diri diri yanmaktan kurtulan Nesip efendi hâlâ uyuyordu.

Başyaver Rüsuhi bey dayanamadı, “defolsun gözüm görmesin, az daha köşkü yakacaktı” diyerek, Nesip efendiyi kovdu.

Ertesi gün yok.

Ertesi gün gene yok.

Mustafa Kemal merak edip sordu, nerede bizim Nesip efendi?

Anlattılar.

Fena öfkelendi.

“Adamı kovarken hiç düşünmediniz mi, nereye gider bu yaşta, bakacak ne evladı var, ne kimsesi var, nerede yatıp kalkar, çabuk bulup getirin onu buraya” diye bağırdı.

“Köşkü yakacaktı” filan diye hâlâ kem küm ediyorlardı… Daha fena öfkelendi, “yanmadık ya birader, yandığımızda düşünürüz!”

Nesip efendi derhal bulundu, getirildi.

Hiç istifini bozmadı, akşamcılığına aynen devam etti.

Başka kriz yaşanmasın diye, arada gelip kontrol ediyorlardı.

Bayramlarda tüm hizmetliler sırayla Mustafa Kemal'in elini öperken, Nesip efendiye elini öptürmez, sarılır yanaklarından öperdi. Sadece yaşına değil, kimseye metelik vermeyen kişiliğine de hürmet ederdi.

Ferahşan hanım…

Yalova köşkünde çalışıyordu.

Trablus'luydu.

Siyah'tı.

Manevi kızı minik Ülkü, Ferahşah hanıma “çikolata teyze” diyordu.

Ferahşan, 10 yıldan fazla yanında çalıştığı Mustafa Kemal'i şöyle anlatıyordu:

“Ben, Atatürk'ü insan olarak tanıma fırsatını buldum. Çok asil, ince ruhlu bir insandı. Etrafında bulunanları daima kendinden çok düşünürdü. Bir seyahate çıkıldığı zaman, hepimizin nerede yatacağımıza, ne yediğimize, istirahatimizin yerinde olup olmadığına bizzat bakardı. Çalışma odasında saatlerce mütalaaya daldığı geceler, kimsenin kendisini bekleyip rahatsız olmasına razı olmazdı. Bazen geç vakit acıkacak olursa, hususi dairesi civarındaki mutfağa girer, yemeğini bizzat ısıtır, orada oturur tek başına yerdi. Bütün hayatımda elde ettiğim en kıymetli şey, kendisine ait hatıralarımdır.”

Bugün 250 bin civarında Afro Türk'ü var Türkiye'nin.

Elbette farklı farklı ülkelerden savrulmuşlardır ama, özbeöz, ne mutlu Türküm diyene'dirler.

Çağdaş yaşamın kaleleri, İzmir, Muğla, Edirne, Mersin civarında yaşarlar, köylerde ikamet edenler Yörük Türkçesi konuşur.

Hepsi, modern Türkiye'nin aydınlık yüzüdür.

Bir kaç tadımlık örnek vermek gerekirse, Unutama Beni, Gel Teskere gibi unutulmaz şarkılarını ezbere bildiğimiz Esmeray mesela… Devlet opera ve balesinin baş baleti, ilk Türk koreografı Sait Sökmen, İstanbul devlet opera ve balesinin başbalerini Sibel Sürel, heykeltıraş Kuzgun Acar, best model of the world Tuğçe Güder, Beşiktaş'ın efsane kalecisi, milli basketbolcu, A milli futbol takımımızın teknik direktörü Sadri Usoğlu, Kırkpınar başpehlivanı Mustafa Yıldız, hem Ege dağlarında vuruşan milli mücadele kahramanı, hem milli futbolcu, hem milli atlet, hem ordu milli takımımızı dünya şampiyonu yapan teknik direktör Vahap Özaltay, jazz soul blues kraliçemiz Melis Sökmen, Dalaman'ın Dalaman yapan belediye başkanı Musa Siva, sinema ve ses sanatçısı Yasemin Esmergül, Türkiye dans kralı Tuncay Vural, çok genç kaybettiğimiz oyuncu-sunucu Defne Joy Foster, Fenerbahçe'de ve Futbol Federasyonu'nda yöneticilik yapan, ampute futbolu Türkiye'ye kazandıran Hadi Türkmen, eski Türk filmlerinin unutulmaz Bacı Kalfa'sı Dursune Şirin, Türk sanat müziği sanatçısı ve tiyatrocu İbrahim Şirin, müzisyen Mansur Ark, dansçı Arzu Bekiz, fitness eğitmeni Ali Tınaz, bakkal/polis/manav gibi üçüncü rollerle devleşen, Yeşilçam'a adını kazıyan Ahmet Kostarika, bir başka Yeşilçam unutulmazı Çitlenbik İhsan, tiyatrocu Neşe Sayles, Atatürk Kültür Merkezi opera müdürlüğü yapan Cenk Sökmen, güreşte İstanbul şampiyonu olan, futbola geçip Galatasaray'da sol açık oynayan, atletizme geçip altı aynı mesafede 29 defa Türkiye rekoru kıran, 1924 Paris Olimpiyatı ve 1928 Amsterdam Olimpiyatı'nda milli formayı giyen, 1924'te Türkiye'ye eşofman getiren ilk Türk olduğu için, bugün hâlâ onun adına Kırmızı Eşofman Kros Yarışmaları düzenlenen Ömer Besim Koşalay… Hepsi Afro Türk'tür.

Ben de kendimi Afro Türk sayarım.

Çünkü, siyah bir kadın tarafından büyütüldüm.

Anasız babasızdı Muazzez teyzem, öksüz ve yetimdi.

Kökeni Afrika'nın neresiydi, hangi rüzgarla bu topraklara savrulmuşlardı, nasıl olmuş da yapayalnız kalmıştı, bilmiyordu, çok uğraştık -arşivleri kazıdım- asla öğrenemedik.

Bildiğimiz sadece, İstanbul Çocuk Esirgeme'de büyümüştü.

Genç Cumhuriyet o zor yıllarda Osmanlı'nın geriye bıraktığı kayıp çocuklarına sahip çıkıyordu.

Devlet tarafından okutulmuş, hemşire olmuştu.

Zeynep Kamil'de çalışmıştı, İzmir'e göçmüştü, Alsancak'ta zengin ailelerin bebelerine dadılık yapıyordu.

Annemin arkadaşıydı, kardeşten ileriydiler.

Evde doğdum. Ele gelinceye kadar, çocuğa nasıl bakılır, yemesi içmesi nasıl disipline edilir, aşıların takibi filan, hepsini o öğretmişti anneme…

Hiç evlenmemişti, ben onun evladı, o benim manevi annem olmuştu, o şefkatle sarıp sarmalamış, o duygularla koruyup kollamıştı beni.

Bütün bebeklik albümümde kucağındayım.

Bebekliğim gibi, çocukluğum da Afro Türklerle iç içe geçti.

Benim canım kırtikozum, Resmo doğumlu anneannem Nazlı, Çimentepe'de oturuyordu, komşuları komple Afro Türk'tü.

Mübadeleyle gelen Giritliler ve bir şekilde bu topraklara savrulmuş olan Afro Türkler, aynı kaderi paylaştıklarından sanırım, aynı muhitte oturuyorlardı.

Yaz aylarında biraz güneş görünce Tanzanyalı'ya benzediğim için, Giritçe-Türkçe karışımıyla “arapaçimu” diye okşarlardı saçımı.

Kendimi bu yüzden hakikaten çok şanslı hissederim, tenekeli mahalle'nin kıyısında, Giritli ve Afro Türk kültürüyle büyüdüm, zihin dünyam onlarla şekillendi.

Ve bugün…

Dana Bayramı.

Afro Türklerin bayramıdır.

Dini değildir, kültüreldir.

Afrika geleneğidir.

Kabilenin ileri gelenleri ortaklaşa dana alır, kurban edilir, paylaşılır, hep birlikte yenir, sonra gene hep birlikte çayırda çimende piknik yapılır, Nevruz gibi, Hıdrellez gibi, baharın müjdecidir.

Normalde, mayısın ilk haftasıdır.

Ama, pandemi nedeniyle geçen mayıs ayında tüm etkinlikler iptal edilmişti, şu anda şartlar müsait olduğu için, 2021'i komple ıskalamamak için, Dana Bayramı Festivalimizi 2 Ekim'de kutluyoruz.

Bu bayramın Türkiye'de kutlanmasını, Afro Türk kavramını Türkiye'ye ve dünyaya tanıtan Mustafa Olpak'a borçluyuz.

Kenya'dan köle olarak Girit'e getirilen, mübadele sırasında Türklerle birlikte anavatana gelen, Atatürk Cumhuriyeti'nde özgürlüğüne kavuşan, eşit yurttaş olan bir ailenin çocuğuydu.

Anne babasının Mustafa Kemal sevgisi nedeniyle, Mustafa adı verildi.

Ayvalık'tan İzmir'e taşındılar.

Büyüyünce, köklerini merak etti, araştırdı.

“Arap Kızı Kemale” adıyla, annesinin kitabını yazdı.

“Köle-Kenya, Girit, İstanbul Kıyısından İnsan Biyografileri” kitabını yazdı.

Kenya'nın Kikuyu kabilesine dayanan ailesinin belgeselini yaptı; tarihimizdeki ilk köle belgeseliydi, TRT'nin yanısıra Fransa'da İngiltere'de ABD'de Kanada'da yayınlandı, belgeselin adı “Arap Kızı Camdan Bakıyor”du.

Afrikalılar Kültür ve Dayanışma Derneği'ni kurdu.

Unutulan “Dana Bayramı”nı hayata geçirdi, kutlanmasını sağladı.

Beş yıl önce rahmetli oldu ama, idealleri yaşıyor.

İzmir Konak Belediyesi'nin değerli başkanı Abdül Batur'un himayesinde, bugün yeniden kutlayacağımız Dana Bayramı Festivali, hatırasıyla onur duyduğumuz Mustafa Olpak'ın Türkiye'ye armağanı.

Uluslararası Dana Bayramı Festivali, bugün saat 13.30'da Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi'nde “Geçmişten Günümüze Afro Türkler” sergisiyle açılacak.

Saat 14'te, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur ve Afrikalılar Kültür Derneği Başkanı Şakir Doğuluer “Köklerle Buluşma” başlığıyla birer konuşma yapacak.

Saat 14.15'te belgesel film gösterimi var, Abella'nın Yolculuğu, yönetmen Enis Manas.

Saat 14.30'da tarihçi Fatma Kırcı'nın moderatörlüğünde panel var, Profesör Erdal Aksoy “Afro-Türklerde Kimlik İnşa Süreci”ni anlatacak, Yardımcı Doçent Günver Güneş “İzmir'in Afrikalı Sakinleri”ni anlatacak, tarihçi Ali Özçelik “Tarihsel ve Folklorik Yönleriyle Afro Zeybekler”i anlatacak.

(Parantez açalım… 3 Ekim, yani yarın, Dana Bayramı Festivali'ni borçlu olduğumuz Mustafa Olpak'ın ölüm yıldönümü… Bu nedenle, bugün panel çıkışında, Mustafa Olpak'ın hayrına, ailesi tarafından tavuk/pilav dağıtılacak, yarın da mezarı başında anma töreni yapılacak.)

Saat 15.50'de Mehmet Solmaz anması var… Afro Türk milli atletimiz Mehmet Solmaz 70'li yıllarda pistlerde fırtına gibi esiyordu, 400 metre ve 400 metre engellide altı defa Türkiye rekoru kırdı, İzmir Amatör, Karagücü, Meysu, Yupi ve Fenerbahçe formaları giydi, 1981 yılında Sofya'da yaptığı 400 metre engelli rekoru, 22 yıl kırılamadı, en uzun süre kırılamayan rekorlarımızdan biri oldu. Maalesef geçen yıl, 64 yaşındayken… Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.

Saat 16'da Azonto dansı var, Gana kökenli geleneksel müzik/dans… Afro Türk Perküsyon Grubu çalacak, Almanya'daki gururumuz, performans sanatçısı Nezaket Ekici tarafından sunulacak.

Saat 18… Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde kortej var, Afro Türklerin rengarenk geleneksel Afrika giysileriyle, Afrika maskeleriyle, Afrika müzikleri eşliğinde, Ösym binası önünden Gündoğdu Meydanı'na yürünecek.

Hayvan haklarına saygı gereği, Dana Bayramı'nda artık dana kesilmiyor, kortejde dana maketi taşınıyor.

Eğer son saniyede kişisel bir aksilik çıkmazsa, ben de kafama totem takarak, Afro Türk akrabalarımla birlikte kortejdeki yerimi alacağım.

Saat 19… Gündoğdu Meydanı'nda, Türkiye'nin en güçlü seslerinden, jazz soul blues kraliçemiz Melis Sökmen'in konseri var.

Toplumu lime lime ayrıştırmaya çalışanlara inat… Tüm etnik kökenlerimizle, tüm mezheplerimizle, tüm renklerimizle çok güzel bir gün bugün.

Türkiye'yi Türkiye yapan insani zenginliğimize katkı sağlamak için, fiziken İzmir'e gelerek, veya ruhen şarkılara danslara eşlik ederek… Bugün herkesi Afro Türk olmaya davet ediyorum.