İngiltere’nin (Birleşik Krallık veya Büyük Britanya) İstanbul Başkonsolosu, Tepebaşı’daki tarihi ve muhteşem “İngiliz Sarayı” diye bilinen konsolosluk binasında bir basın toplantısı yapmış. Türkiye ile İngiltere arasındaki iktisadi ilişkileri nasıl geliştirmeyi düşündüklerini anlatmış. Şimdilerde bu tek taraflı anlatımlara “paylaşma” deniyor.
Halkla ilişkiler uzmanlarının “önce dinleyenin hoşuna gidecek bir şeyler söyle” tavsiyesine uyarak sözlerine “Gümrük Birliği Türkiye lehine güncellenmeli” diye başlamış. Ama bu güncellemenin neleri kapsaması gerektiğini söylememiş. İnsan da tam bunu merak ediyor. Çünkü 1995’de Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması, bize atılmış büyük bir kazık içeriyor. Bu kazığı, şimdi aramızda olmayan değerli dostum Profesör Salih Neftçi daha anlaşma imzalandığı ilk gün söylemişti.
TEK TARAFLI AÇILAN KAPI
Gümrük Birliği, birliğe üye olan ülkeler arasında karşılıklı olarak gümrük rüsumu ödenmeden mal ticareti yapmak demektir. Peki, üye olmayan bir ülke ile yapılan ticaret nasıl olacak? Pek tabii gümrüğe tabi olacak. Ancak eğer bizim de üyesi olduğumuz Gümrük Birliği bir üçüncü ülke ile “Serbest Ticaret Anlaşması” yaparsa, o ülke ile yapılan dış ticaret de gümrüksüz olacak. Yani o ülkenin malları Avrupa’ya gümrüksüz girebilecek. Oradan da Türkiye’ye çok düşük gümrükle girecek. Ama Türk malları o üçüncü ülkeye yüksek gümrük ödenmeden giremeyecek. İnanmazsınız ama imzaladığımız anlaşma bu. İngiliz diplomat, ‘bu haksızlık kalksın’ diyor herhalde.
İNGİLTERE TÜRKİYE’DE HANGİ SEKTÖRDE FAALİYET GÖSTERECEK
Başkonsolos şöyle konuşuyor: “İngiliz firmaları, İslami (katılım) bankacılık, emeklilik, sigorta ve varlık yönetimi projelerine odaklanarak İstanbul-Londra arasında yenilikçi finansal ürünleri hayata geçirmeyi planlıyor”.
Başkonsolos ilave ediyor: “İslami bankacılık konusunda İngiltere’nin büyük tecrübesi var. Bunu Türkiye’ye aktarmak istiyoruz.”
YABANCI SERMAYE İLE KALKINMA
Size, Osmanlı döneminde kapitülasyonlar, dış borçlanma ve imtiyazlı yabancı sermaye ile halkımızın nasıl istismar edildiğini ve Cumhuriyet’in bu sömürüyü önlemek için neler yaptığını anlatmayacağım.
Bu hikaye buraya sığmaz. 1950’de serbest piyasacı (ben de öyleyim) Demokrat Parti iktidara geldi. 1954’te 6224 Sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu kabul edildi. Bu kanuna göre teşvik edilecek yabancı sermaye yatırımlarının aşağıdaki kıstaslardan birini veya birkaçını karşılaması gerekiyordu.
1. Türkiye’nin ihracatını artırmak.
2. Türkiye’nin ithalat zorunluluğunu azaltmak.
3. Türkiye’ye yeni bir üretim teknolojisi getirmek.
4. Büyük istihdam yaratmak
Hür düşünmek ve doğru karar almak için hiçbir konuda kategorik tavır almamak şarttır. Yabancı sermaye iyidir veya kötüdür diye bir genelleme yapmam. Ama İngilizlerin “İslami bankacılık hüllelerini” öğretmek üzere Türkiye’ye gelmesinin ekonomimize ne katkı yapacağını çözemedim.
SON SÖZ: İslami banka istiyorsan, İngilizini kullan.