Ankara'da yapılacak olan özel konserin biletleri Biletix'te satışa sunuldu. 

Doğumunun 113. yılında, Nazım Hikmet'in şiirlerinin Azeri besteci Arif Melikov'un müziği ile buluştuğu bu özel konserde, soprano Demet Gürhan ve piyanist Güler Demirova'ya, şiirler ve anlatımda Derya Kaya eşlik edecek.

Konser 15 Ocak 2016'da (yarın) Ankara Mozarthaus'da  yapılacak.

Arif MELİKOV kimdir?

Azerbaycan müziğinin en önemli isimlerinden biri olan Besteci Arif Melikov 1933’te Bakü’de dünyaya gelmiştir. Prof. Melikov, halen Devlet Sanatçısı olarak Bakü Musigi Akademisinde Bestecilik Anasanat Dalı Başkanı ve Bilim Akademisi üyesi olarak görev yapmaktadır.

Melikov’un çocukluk ve gençlik yılları Azerbaycan müzik sanatının hızlı bir gelişme yaşadığı döneme denk gelmiştir. Doğumundan itibaren ailede aşılanan edebiyat, resim ve özellikle müzik sevgisi küçük yaşlarda bu alanlarda aldığı eğitimle pekişen Melikov 1948’de profesyonel müzik eğitimine yönelir ve Azerbaycan milli çalgısı olan tar ile müzik eğitimine başlar. Eğitimine 1953’te girdiği Bakü Konservatuvarında devam eder.

Arif Melikov, ifade derinliğine sahip, kendine özgü müziği ile hem ülkesinde hem de dünya çapında geniş bir dinleyici kitlesinden sevgi ve saygı kazanmış olup müzik kariyeri için oldukça genç sayılan bir yaşta, 27 yaşında dünyaca ünlü bir isim olmuştur.

Yaratıcılığının merkezinde insan olan Besteci’nin müziği dramatik, lirik ve felsefi karakterlerle doludur. Bu geniş ve zengin yelpazede, insanın iç dünyasına, duygu ve düşüncelerine, mutluluk ve kederlerine müziği ile dokunarak insanlık için temiz, yüce duygular ve güzellikler için mücadele etmiştir.

Melikov, eserlerinde Azerbaycan folklorunu yalın haliyle kullanmamış fakat çok hâkim olduğu Azerbaycan milli müziği ile çağdaş müziği sentezlediği değerli eserler yaratmıştır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki zorlu yılarda vatanı kalkındırma ideali genç besteciyi de çok etkilemiş ve bu ideal ilişkilerine, eserlerine ve besteleri için söz seçimine de yansımıştır. Azerbaycan klasik müziğinin temelini atan Üzeyir Hacıbeyov’u tanımış ve müziğini canlı olarak dinlemiş olmak da bestecinin yaratıcılığının formlaşmasında etkili olmuştur.

1958 yılında, daha önce öğrencisi olduğu Gara Garayev Melikov’a, librettosu Nazım Hikmet’e ait olan “Mehebbet Hakkında Efsane” adlı baleyi yazmayı önerir. Ferhat ile Şirin’in aşkının konu edildiği bu libretto için Nazım Hikmet, “Ben insanın önemli özelliklerden birisi olan sevgiyi, aşk için mücadele edebilmeyi efsane şeklinde anlatmak istedim. Aynı zamanda insan aşkının yeni bir yönünü, yani vatan, halk aşkını ve sevgisini ifade etmek istedim.” demiştir.

Melikov’un iki yıl üzerinde çalıştığı “Mehebbet Hakkında Efsane” adlı balesi 1961 yılından itibaren bütün ünlü bale sahnelerinde yer almış, Türkiye’de de “Bir Aşk Masalı (Ferhat ile Şirin)” adıyla 1981’de sahnelenmiştir.

Ankara’da ve İstanbul’da kendisinin yönettiği temsillerden sonra seyircilerden küçük notlar halinde,

“Gurur duy!.. Sen Türkiye’ye Nazım’ı tekrar getirdin!”

“Türkiye’yi Ferhat’ın suyu ile dolduran insan, sen var ol!.” gibi beğeni mesajları gelmiştir.

Besteci, Nazım Hikmet ile bale üzerinde çalıştığı yıllarda Moskova’da tanışmıştır. 18 yıl tutukluluktan sonra Moskova’da yaşamaya başlayan Nazım, zaman zaman Bakü’ye de gelmektedir. İlk görüşme ile başlayan dostlukları, şairin ömrünün sonuna kadar sürecek olan çok büyük bir kardeşliğe temel oluşturmuştur.

Sunuşumuzun bu bölümüne Melikov’un Nazım ile anılarıyla devam edeceğiz:

“İstanbul temsili sabahı balenin baş ressamı Lısak ile Nazım’ın, üzerinde yürümeyi çok sevdiğini ve özlediğini bildiğim Galata Köprüsü’ne gidip bir demet gülü Marmara Denizi’ne atarak Nazımı anmış olduk. Nazım her zaman vatanında unutulma endişesi taşıyordu. “Bir Aşk Masalı” balesinin o zamanki Leningrad şehrindeki ilk temsilinde ‘Dilerim bu eseri Türkiye’de de görürler.’ diyerek ümidini dile getirmişti. Bu dileği ancak 20 yıl sonra gerçekleşebildi. Türkiye’de onun unutulması için çok çaba sarf edildi. Fakat halkı onu hiç unutmadı. Sadece yaşlı kuşak değil, gençler de Nazımı yaşatıyordu. Hatta ilk temsilde 8 yaşındaki bir kız çocuğu onun şiirini okudu. 1962’deki Leningrad temsilinde Nazım çok neşeli ve mutluydu. Zaten arkadaşlarıyla birlikteyken neşesi hep yerinde olurdu. Temsilden sonra Nazım’ın evine gittik. İkimiz odada yalnızdık. Nazım birden durgunlaştı ve gözleri dolarak bana şunları söyledi: ‘Oğlum, zaman gelecek Bir Aşk Masalı İstanbul’da da sahneye konulacak. Sen bunu göreceksin… Bana nasip olmayacak…’

“Nazımla görüşmelerimiz uzun, ilginç sohbetlerle dolu dolu geçerdi. Müzik, kitap, hayat, uzakta olan vatan Türkiye, Nazımın yurtdışı ve Sovyetler Birliği’nde gezdiği yerler hakkında sohbet ederdik. Evin ikinci katında, şark usulü kilimler ve yastıklarla süslenmiş büyük ve renkli koltukların olduğu bir odada oturup müzik dinlerdik. Çoğu zaman tabii ki Türk müziği dinlerdik. Türk müziğinin ritim zenginliği, değişik entonasyonları, halk türkülerinde bir hecenin birkaç notayla süslenmesi, Şark müziğinin Batı kültüründe bazen yanlış anlatılması ve ‘baharatlı, tatlımsı’ gibi ifadelerle sunulması, Şark müziğinin sadece Ali Baba ve 40 Haramiler masalı olarak tanıtılması konusunda konuşurduk. O, yakın zamanda dünya profesyonel müziğinin, yüzünü Şark müziğine dönerek bu müzikten faydalanacağına inanıyordu.

Bazen Nazım, aniden sohbeti durdurarak ‘Benim yanıma oğlum gelmiş; bugün bayram günüdür.’ diyerek beni mutfağa alıp kendisi de önlüğünü takarak kebap yapmaya başlardı. Bıçağı eline alır, o eti hazırlarken sohbete devam ederdik. Kebabı çok acı sever, hatta ayrana bile biber atardı. Evin ‘Paşa’ adında harika bir de köpeği vardı.

Nazım Bakü’yü de çok severdi. Hazar Denizi sahilindeki gezintilerini çok anlatırdı. Onun Bakü’ye gelişi ben ve arkadaşlarım için bir bayramı günü gibi olurdu. Ne sevdiğini, neyi yemek istediğini sorduğumda ‘Bana helva ve yaprak sarma yaparsanız sevinirim, diğerini size bırakıyorum.’ derdi. O buluşma günlerimiz bol sohbetli, çok neşeli ve mutlu geçerdi. Nazım’ın etrafına toplanan herkes hayranlıkla onu dinlerdi. Onun söyleyecek çok şeyi vardı… Bakü’ye her gelişinde, ‘Ben önce oğluma gideyim.’ diyerek geldiği ilk ev benimki olurdu ve ben bundan çok mutlu olurdum. Yıllar geçtiğinde anlamaktayım ki Nazım’ın bana ‘oğlum’ diye hitap etmesinin nedeni Türkiye’de olan oğlu Mehmet’e olan özlemiydi. Ayrıca Moskova’da onunla Türkçe konuşan biri olarak bana çok farklı davrandığını da görüyordum.”

“Bana hediye ettiği kitaplara; ‘Oğlum benim! İnanıyorum ki senin yüreğindeki müzik, dünya müzik mirasında büyük bir iz bırakacaktır.’

‘Kalbinde her zaman mutluluk olsun, oğlum.’ gibi notlar yazmıştır.

“Bilmekteyiz ki, kendisi kalp hastası idi. Onun yüreği çok çile çekti… Fakat şikayet etmeyi hiç sevmezdi…

Bakü’ye son gelişlerinden birinde tiyatro binasında seyircilerin yoğun alkışı üzerine ayağa kalktı. Zor nefes alarak kürsüye yaklaşan Nazım, yavaş yürümesinden dolayı çok beklettiği için dinleyicilerden özür diledi. Böyleydi Nazım!.. Son derece titiz, hassas birisi…”

“Bir genç olarak beni en çok etkileyen, Nazım’ın bana akran gibi davranması, aramızdaki 31 yaş farkın hissedilmemesiydi. Onunla sohbetlerimizde otoritesi, bilgisi ve büyük hayat tecrübesinin baskısını hiç hissetmezdim. Nazım’ın şehirdeki evinde ve Moskova yakınlarında bulunan Peredelkino kasabasındaki yazlık evinde de bir sanatçı evinin ruhu hissedilirdi. Her iki evi de bir müze gibi çok sayıda resim ve tabloyla doluydu. Orijinal Picasso tablosu bile vardı. Çok ince bir zevkle döşenmiş olan bu evlerde değişik lambalar, afişler, kitaplar, dünyanın birçok yerinden gelmiş hediyeler vardı. Evin katları arasındaki merdivenler bile zevkli ve çok ilginç şekilde süslenmişti.”

Melikov şan sanatının özelliklerine çok hâkim olup bu sanatı derinliğine hissetmektedir. Besteci’nin, Nazım’ın şiirlerine yaklaşması ve bazı besteleri için seçmesi, Şair’in eserlerinin, kendisinin de amaçlarına yakın olduğunu göstermektedir. Ayrıca Nazım’ın tarzı ve eserlerinde işlediği konular, bestecinin ideallerine ve duygusal arzularına çok yakındır.