Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ve Ayasofya Müzesi iş birliğiyle Ayasofya'nın müze olarak kullanıldığı dönemde başlayan "Ayasofya Yeraltı Yapılarının 3 Boyutlu Görüntülenmesi ve Belgelenmesi Projesi" ile Ayasofya'yı havalandırarak rutubetten koruyan yaklaşık 900 metrelik yeraltı menfezleri ve yapılarının 3 boyutlu taraması yapıldı.
936 METRELİK YER ALTI YAPISI TARANDI
Ayasofya'nın daha önce keşfedilmemiş yer altı yapılarında hava sirkülasyonunu engelleyen moloz ve çamur birikintilerinin giderilmesine yönelik gerçekleşen proje ile yapının sürdürülebilir korunmasına katkı sağlamak amaçlandı. Çalışmaya ilk olarak iç nartekste İmparator Kapısı´nın güneyindeki kapaktan inerek erişilen mekândan başladıklarını ifade eden Doç. Dr. Hasan Fırat Diker, çalışmalara dair şöyle dedi:

"Bu mekânın gerek menfezlerin havalandırılması, gerekse de menfezlerden gelen su hattının dağılımı için ihtiyaç duyulan bir istasyon olarak kullanıldığı değerlendirilebilir. Üçer tünelin çıktığı bu mekân Ayasofya iç ve dış yer altı mekânları arasında bir geçiş ortamı oluşturmaktadır" diye konuştu.
Yer altı koridorlarını adeta bir metro ağını andırdığını ifade eden Diker, "Koridorlar bölgede su ihtiyacını gidermeye yönelik bir alt yapı sistemini gösteriyor. Kuzey-güney ve doğu-batı aksındaki tünellerin kesiştiği konum itibariyle burada ilk akla gelen menfezlerin Ayasofya´nın avlu ortasındaki ve yok olmuş havuz yapısı ile ilişkili olduğudur" dedi.
"ÜÇ KUYU DAHA TESPİT EDİLDİ"
Ayasofya'nın dış mekanları hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Hasan Fırat Diker, şu bilgileri verdi:

"Biri kuzey cephesindeki kuzeybatı payandanın batısındaki demir merdivenin altında, diğer ikisi de Ayasofya türbelerin batısında ve doğusunda olmak üzere üç kuyu daha tespit edilmiştir. Demir merdivenin altındaki kuyu yaklaşık 7 metre derinliğindedir, son bir metre ise su doludur. Bu kuyunun duvarlarında taş örgü yoktur. Türbelerin batısındaki kuyunun derinliği de yaklaşık 7 metredir. Su seviyesi zeminden yaklaşık 1,5 metre alt kottadır."

Araştırmanın en dikkat çekici buluşunun Ayasofya'nın güneybatısındaki yer altı yapıları olduğunu belirten Diker, "Yapıların girişinde tanımlı bir kapak olması ve girişin hemen yanındaki kestane ağacı, varlığıyla adeta altındaki yer altı yapısını gizleyen bir illüzyon yaratmaktadır. Oysa bu ağacın altında dev bir yapı vardır ve ağacın kökleri toprak üzerinden tutunmuş, yapının kargir tonozunu zaman içinde delerek aşağıya kadar inmiştir. Araştırmamız kapsamında belgelenmiş olan Ayasofya'nın hemen kuzeybatısındaki bu iki büyük yer altı mekanının varlığı Ayasofya gibi yıllardır araştırılmış pek çok anıt eserin yanı başında keşfedilmeyi bekleyen nice yer altı yapısının bulunabileceğini gösterir" dedi.
Bahçede görüntülenen son yer altı yapısının girişinde molozlar arasında yer alan ve alt kısmı olmayan Osmanlı mezar taşının ise dikkat çektiği belirtildi. Araştırmanın, belgelenen mekanların temizlenmesine ve yapının daha rahat nefes almasına vesile olacağı da açıklandı. (DHA)