İstatistiklerin takibi ve şeffaflık açısından isimlendirmede süreklilik hayati önem taşır. Ancak bazen bir kelimeyi değiştirmek, sadece bir isimlendirme tercihi değil, negatif bir algıyı kırma çabasıdır. 2021 yılında bütçe istatistiklerinde küçük bir “sihirbazlık” yapıldı: Yıllardır aşina olduğumuz “görev zararı” ifadesi bir anda buharlaştı, yerine daha steril, daha profesyonel duran “görevlendirme gideri” geliverdi.

Kod aynı, bütçe aynı; ama “zarar” gitmiş, yerine “gider” gelmişti. Bu isimlendirme değişikliğinin harcamayı yapanlara psikolojik bir rahatlık sağladığı aşikar. Ancak bu durum bana, darbımesel niteliğindeki o meşhur hikayeyi hatırlatıyor.

Yürüyen balık hikayesi

Eski zamanlarda bir kabilede balık dışında hiçbir hayvanın yenmesi caiz değilmiş. Ancak büyük bir kuraklık olup göller kuruyunca kabile açlıkla burun buruna gelmiş. Kabile şefi, çözüm olarak etrafta dolaşan geyiklerin ismini değiştirmiş ve onlara “Yürüyen Balık” demiş. O akşam kabile, hiçbir suçluluk duymadan muazzam bir geyik ziyafeti çekmiş.

Bizi yönetenler de görev zararlarının ismini “görevlendirme gideri” yaparak aynı psikolojik rahatlığı hissetmiş olmalılar ki, bu rakamlar son yıllarda adeta uçuşa geçti.

Mekanizma nasıl işliyor?

Meseleyi en yalın haliyle basitleştirelim: Piyasa faizinin %50 olduğu bir ortamda hükümet, Ziraat Bankası’na “Sen çiftçiye %20 ile kredi ver” talimatı veriyor. Aradaki %30’luk farkı banka kendi cebinden ödemiyor; bu fark “görevlendirme gideri” adı altında bizim vergilerimizle bütçeden karşılanıyor. Teoride bu, sosyal devletin üreticiyi destekleme modelidir. Ancak uygulama, bu asil teorinin çok uzağında seyrediyor.

Teori altın çağ, pratik sefalet

Eğer bu astronomik harcamalar amacına ulaşsaydı, bugün Türk tarımı altın çağını yaşıyor olmalıydı. Oysa manzara tam tersi: Çiftçi borç sarmalında, yüksek gübre ve mazot fiyatları altında eziliyor ve üretimden çekiliyor. Köyler boşalırken, ithalat bağımlılığımız her geçen gün artıyor.

Ziraat Bankası’na görevlendirme gideri olarak bütçeden yapılan ödemelerin gelişimini aşağıdaki grafik çok çarpıcı şekilde ortaya koymaktadır.

2018 yılında sadece 2,5 milyar lira olan görevlendirme gideri 2025 yılına geldiğimizde astronomik bir artışla 183.9 milyar liraya çıkmıştır. 2018 yılındaki tutarın 72.3 katına ulaşmış bir bütçe harcamasından bahsediyoruz. Bu denli yüksek artış ile bizim eti, sütü, domatesi, bakliyatı, peyniri, zeytini, yağı daha ucuza alabiliyor olmamız lazımdı.

Rakamlarla çok büyük yalanlar söylenir, ama rakamların kendisi yalan söylemez: 2020 Ocak ile 2025 Aralık arasındaki dönemde TÜFE artışı %687 iken, aynı dönemde dana eti fiyatı %1.327 oranında artmıştır. Bugün Türkiye, gıda enflasyonunda dünyada ilk beş içindedir. Listede önümüzdeki dört ülke; Haiti, Malavi, İran ve Güney Sudan. Kamu bankasının “tarımı destekleme” adı altında yazdığı bu devasa giderlerin halkın sofrasına indirim olarak yansımaması, sistemde yapısal bir bozukluk olduğunun en net kanıtıdır.

90’lı yılların “görev zararı” hastalığı hortladı

Bu tablo, 1990’lı yılların o meşhur yolsuzluk ve ekonomik istikrarsızlık vesikası olan “görev zararı” pratiğinin tekrar nüksettiğini hatta hortladığını gösteriyor.

Görev zararları, bütçe disiplinini bozan, ödenek sınırı dinlemeden harcama yapmaya imkân veren bir yapıdır. Kime, nasıl ve hangi kriterlere göre dağıtıldığı şeffaf olmayan bu krediler, yolsuzluk ve usulsüzlüklere her zaman açık bir zemin oluşturur.

Vergi ödeyicisi olarak şu soruları sormak sadece hakkımız değil, ödevimizdir:

1. Ziraat Bankası’nın görevlendirme giderlerindeki bu geometrik artışın gerçek nedeni nedir?

2. Bu krediler gerçekten üretim yapan çiftçiye mi ulaştı, yoksa tarımsal üretim yapıyor görüntüsü veren rant kollayıcılarına mı gitti?

3. Düşük faizli tarımsal kredileri alanların bu kredileri üretime, yatırıma harcayıp harcamadığı araştırıldı, denetlendi mi?

4. Düşük faizli krediyi alıp, dövize, kur korumalı mevduata, altına, gümüşe yatıranlar tespit edilip cezalandırıldı mı?

5. Eğer bu milyarlar gerçekten hak eden çiftçimiz için harcandıysa, neden çiftçi tarımdan soğudu, et başta olmak üzere tarımsal ürünlerde dışa bağımlı hale geldik?

Sonuç: Kedi nerede?

Nasreddin Hoca’nın o meşhur hikayesindeki gibi; eğer bütçeden çıkan bu yüz milyarlar tarıma destek için harcandıysa ise ve ortada ne ucuz gıda ne de mutlu bir çiftçi varsa, insan sormadan edemiyor: Ciğer buradaysa kedi nerede?

Geyiklerin adını “yürüyen balık”, görev zararının adını “görevlendirme gideri” koyarak vicdanınızı rahatlatabilirsiniz; ama boşalan tabakları ve soğuyan ocakları bu kelime oyunlarıyla doyuramazsınız. Görevlendirme giderlerinin kuruşu kuruşuna şeffaf bir şekilde denetlenmesi ve kamuoyuyla paylaşılması artık bir tercih değil, zorunluluktur. Vergi ödeyicileri olarak, bunun peşini bırakmamak da her birimizin boynunun borcudur. Çünkü vatandaşın mutfağında uzun bir zamandır et değil, dert kaynıyor...