Cumhuriyet’i en iyi anlatan tarihçi-yazar Turgut Özakman, Dündar’a verdiği o sonröportajda, “Doğru, gerçek tarihimizi öğrenelim, hakikate ihanet etmeyelim” demişti
Sevgili okurlarım, Başbakan Erdoğan’ın, Cumhuriyet’in başlangıç yıllarında örülen demiryolu ağları ile 10. Yıl Marşı’nın ruhuna yönelik küçümseyici sözleri, tarih bilgisinin ne kadar zayıf olduğunu ortaya çıkarmıştı.
Başbakan’a tepkiler yoğunlaşınca “Cumhuriyet’i en iyi anlatan yazar” olarak tanıdığım Turgut Özakman’la, “Türk Mucizesi” konulu bir röportaj yapmıştım.
Çünkü “Şu Çılgın Türkler” in yazarı Özakman, Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’imizin başlangıç dönemini destansı üslupla gelecek kuşaklara aktaran saygın bir tarih araştırmacısıydı.
İşte Cumartesi günü kaybettiğimiz Özakman’ın Başbakan’a tarih dersi verdiği o röportajdan bazı bölümler:
UĞUR DÜNDAR (UD): Sayın Özakman, Cumhuriyet’in borca batmış bir miras devraldığını biliyoruz. Bu mirasla ilgili olarak ayrıntılı bilgi verir misiniz?
TURGUT ÖZAKMAN (TÖ): O dönemin fotoğrafı şöyle:
Kanuni dönemindeki devlet, 300 yıl geride kalmış. Kaç zamandır yarı sömürge halinde, güçsüz bir devlet söz konusu. İdari, ekonomik, mali ve hukuki kapitülasyonlar sürüyor. Halk yurttaş değil, padişahın kulu. İlkel bir tarım toplumu, iflas etmiş bir maliye. Büyük bir dış borç, yarı ölü bir ekonomi. Cılız, küçük bir sanayi. Ağır sanayi neredeyse sıfır. Kişi başına düşen milli gelir, sadece 4 lira. Pencere camı bile ithal edilir durumda. Şeker de ithal ediliyor. Anadolu buğdayı İstanbul’a taşınamadığı için, buğday Rusya’dan alınıyor. Ülkede 40 bin köye karşılık ebe sayısı 200 kadar... 0-2 yaş grubu çocuklarda ölüm oranı yüzde 60. Bütün imparatorlukta sadece 158 ortaokul ve lise, bir tane de medrese uzantısı bir üniversite var. Anadolu, çağdışı ilkel medreselerin elinde. Tüm liselerde okuyan kız öğrenci sayısı 230...
UD: Kadınların durumu nasıl?
TÖ: Güzel bir soru. O dönemde bütün temel meslekler erkeklerin tekelinde. Kadının seçme-seçilme hakkı yok, yani yurttaş sayılmıyor. Kadınların toplumsal hayatları ve hakları da yok. Çok zorunlu hallerde sokağa ancak çarşaf ve peçeyle çıkabiliyor. Okur-yazar oranı erkeklerde yüzde 7, kadınlarda ise binde 4... Tüm yasalar, çağın gereklerinin gerisinde. Ülke birçok alanda ortaçağı, ortaçağ ilkelliğini ve baskısını yaşıyor. Cumhuriyetin devraldığı miras, işte budur.
UD: Cumhuriyetin temel idealini de anlatır mısınız?
TÖ: Cumhuriyetin temel ideali, “çağdaşlaşma” diye özetlenebilir. Cumhuriyeti kuran atalarımız, ortaçağı yenmedikçe aydınlanma, gelişme ve kurtuluş olamayacağını çok iyi idrak etmişlerdi. Durmaksızın olağanüstü bir tempoyla çalışmışlardır.
UD: En doğru bilgilere sahip bir tarih araştırmacısı-yazar olarak demiryolları konusunda neler yapıldığını anlatır mısınız?
TÖ: Cumhuriyetin en büyük başarılarından biri, demiryolları konusundadır. Cumhuriyet ilan edildiğinde, misak-ı milli sınırları içindeki demiryollarının uzunluğu, 4 bin 559 kilometreydi. Bu demiryollarını Alman, İngiliz ve Fransız şirketleri işletiyordu. Makinistler Rum ve Ermeni idi. İşletme dili Fransızca’ydı. Demiryolculuk Türklere kapalıydı. Milli Mücadele’de bu makinistler, silah zoru ile çalıştırılmıştır.
Sakarya Savaşı başlamadan önce birkaç Türk makinist yetiştirildi. Ağır toplar Kars’tan Afyon’a 3 ayda getirilebildi. Elazığ’dan kırık bir uçak, Ankara’ya ancak 2 ayda ulaştırılabildi. Doğuya da, güneye de demiryolu yoktu.
UD: Atatürk ve arkadaşlarının bu alandaki hamleleri neydi?
TÖ: Cumhuriyet yönetimi ilk 15 yıl içinde, 4 bin 559 kilometrelik demiryolunu, Haydarpaşa ve İzmir liman şirketleriyle birlikte satın aldı. Demiryolcu yetiştirmek için okul kurdu. Bu konudaki birinci büyük başarı bunlardır. Böylece demiryolları milletin oldu. Gerçek demiryolcular, demiryollarından söz ederken gözleri yaşarır.
İkinci büyük başarı ise, demiryolu yapımıdır. Demiryolu Ankara ve Ulukışla’da sona eriyordu. Demiryolları 1927’de Kayseri, 1930’da Sivas, 1931’de Malatya, 1933’de Niğde, 1934’te Elazığ, 1935’te Diyarbakır, 1939’da, Erzurum’a ulaştı. Bunların her biri bir destandır. Ülkenin kuzeyi ile güneyi, doğusu ile batısı birbirine demiryollarıyla bağlandı.
Anadolu gerçekten demir ağlarla örüldü. Ülke bütünlüğü sağlandı. Türkleri Anadolu’dan uzaklaştırmak isteyenlere karşı cumhuriyet demirden temeller attı. 1940 yılına kadar yapılan demiryollarının uzunluğu 3 bin 208 kilometredir.
Atatürk tipi kalkınma dünyaya örnek oldu
UD: O dönemde yapılan fabrikalar hakkında da bilgi verir misiniz?
TÖ: Fabrikalar dengeli bir şekilde Anadolu’ya yayıldı. Ankara ve İstanbul’da toplanmadı. Bunlardan birini anlatayım. Yabancı ekonomiciler, bu fabrikalara “Atatürk tipi fabrika” diyorlardı. Çünkü sadece fabrika yapılmıyor. Fabrika ile birlikte işçi ve memur lojmanları, kreş, revir, yemekhane, lokanta-gazino, konferans-tiyatro salonu ve spor alanları yapılıyor. Eğer yakında ilkokul yoksa, okul da yapılıyor. Toplantılar, piknik, spor karşılaşmaları düzenleniyor. Filmler gösteriliyor, tiyatro grupları geliyor.
Atatürk tipi kalkınma, iki ayaklı bir kalkınma tipidir. Bir bilim adamının deyişi ile, topyekun kalkınmadır. Birinci ayak maddi kalkınma (fabrikalar, köprüler, yollar vb) ikinci ayak ise sosyo-kültürel kalkınmadır. (Eğitim, sanat, spor, medeni kanun vb.)
UD: Kalkınma hızımızla ilgili rakamlar ne düzeydeydi?
TÖ: Kalkınma hızımız, 1923-1938 arasında ortalama yüzde 10’du. Sanayileşme hızımız ise yüzde 19’du. Bu dünya rekorudur. Sanayileşmede Japonya’dan önde gidiyorduk.
UD: İlk denizaltı inşasına da başlandı...
TÖ: Evet, ilk denizaltımızın omurgası, 1937’de İstanbul’daki Taşkızak Tersanesi’nde kızağa konuldu. Cumhuriyet tarihini iyi bilirsek, birçok tartışma konuları sona erer. Doğru, gerçek tarihimizi öğrenelim, hakikate ihanet etmeyelim.
* * *
Çok teşekkürler... Nur içinde yat büyük usta Turgut Özakman.