İşte; yalnızca söylemleriyle değil yaptığı son albümüyle de kadın mücadelesine ve LGBT’ye destek olan Patricia Kaas’ın bu akşam Zorlu PSM Ana Tiyatro’da gerçekleşecek olan konseri öncesi Sözcü’ye özel verdiği röportajı:

Fotoğraf: Oğuz BİRKARDEŞLER
2013 yılında Edith Piaf’ın şarkılarını söyleyerek çıkarttığınız ‘Piaf’ albümünüzün ardından, geçtiğimiz yılın sonunda, kendi isminizi verdiğiniz ‘Patricia Kaas’ albümünüzü çıkarttınız. Biz Türkiye’de pek alışkın değilizdir kendi albümüne kendi ismini veren sanatçılara. Albümünüze kendi isminizi verme fikri nereden çıktı?
Aslında ben de, başlangıçta albüme başka bir isim vermeyi planlıyordum. Taa ki stüdyoya girene kadar... Stüdyoya girdiğimde gördüm ki; bu albüm kadın olarak kendimi ifade ettiğim, inandığım doğruları anlatan bir albüm olmuş. Bu yüzden çok önemliydi bu albüme kendi adımı vermek.
Artık 20’li 30’lu yaşlarında bir kadın değil 50 yaşındayım. 50 yaş bir kadın için çok şey ifade eder. Kendinizi tanıdığınız yaştır. Ben 50 yaşımda duvarlarımı kırmayı başardım. Bir de baktım ki; kendine güvenen kocaman bir kadın olmuşum.
Genelde romantik aşk ve ayrılık şarkıları tarafından domine edilmiş gibi gözükse de; aslında bu albümünüzde feminist mesajlar gönderen pek çok parça da var. Bu temayı seçmenizin özel bir nedeni var mı?
Var çünkü bir kadının tek başına ayakları üzerinde durması çok önemli. Ama yalnızca feminist mesajlar gönderen değil, lezbiyenlere, genç homoseksüellere ve onların ailelerine de mesajlar gönderen parçalara yer vermeye çalıştım bu albümde. Onların dünyada çektiği zulmü görüyorum. Dünyanın daha iyi bir yer olması için; kadınların ve eşcinsellerin birlikte özgürleşmesi gerektiğine inanıyorum.
BİRBİRİNE AŞIK İKİ İNSAN NEDEN EVLENMESİN?
Bu yüzden mi albümünüzdeki parçalardan birisine Paris’te ki feminist ve eşcinsel haklarını savunan ‘Le Refuge’ derneğinin ismini verdiniz?
Kesinlikle! Çünkü insanların geneli iş eşcinsel ilişkiye veya eşcinsel bireylere gelince o kadar da güzel olamıyor. Eşcinsel evlilikler yeni yeni yavaş yavaş kabul edilmeye başlanmış bile olsa; maalesef hala halk arasında kabul görmüyor.
Birbirine aşık iki insan neden evlenmesin? İnsanın yaradılış amacını ve cinselliği üreme güdüsünden ibaret görecek olursak, evet eşcinsel bireylerin çocuk yapamayacakları aşikar ama; ‘Aile kurmak için sadece bu mu gerekli?’ diye sormalıyız kendimize onları eleştirmeden önce.
Düşünsenize, bugün hala birçok aile, sırf eşcinsel diye çocuklarını evlatlıktan reddediyor. Bu sebeple aileleri tarafından bile kuşatılmış olan LGBT bireylere, kabul görmüş sanatçılardan gelen destek hayati önem taşıyor diye düşünüyorum. En nihayetinde tek önemli olan bilinç kazanmak ve kazandırmak.
Hazır söz eşcinsel evliliklerden açılmışken, peki aynı cinsiyetten çiftlerin evlat edinmeleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Evlenmek ve evlat edinmek aynı kategoride değerlendirilmemeli. Tartışıyorsak; sadece gay veya lezbiyen çiftler tarafından evlat edinilen çocukların değil, heteroseksüel çiftler tarafından evlat edinen çocukların durumu bir tartışmalıyız. Çocuklar büyük sorumluluklardır. Canımız istediğimizde kapımızı açacağımız, en ufak bir zorlukta kapıya koyacağımız bir oyuncak değildir. İşte sırf bu yüzden, kendilerini sevecek ve kollayacak ailelere ihtiyaç duyarlar. Kimsesiz olmayı kim ister? Merak etmeyin; hayata zor koşullarda başlayan bu çocukların yeni ailelerine alışma dönemleri de geleneksel ailelerle benzerlik gösteriyor. Bu yüzden, evlat edinecek çift, çocuğu kendi çocuğu gibi sahiplenebiliyorsa bence ailenin eşcinsel veya heteroseksüel olmasının çok da bir önemi yok.
Gelelim bu akşamki konsere. Bize ne gibi sürprizler hazırladınız?
Açıkçası bu konser için çok heyecanlıyım. Dört yıl önce açık hava konseri için Türkiye’ye geldiğimde yağan yağmurdan dolayı hazırladığım şovların hiç birini sahneye koyamamıştım. Ve bu beni çok üzmüştü. Şimdi Zorlu PSM’de öyle bir sorunumuz olmayacağı için mutluyum. Bu akşam eski ve yeni albümden sevilen parçalarımı, yeni şovlarımla sahneye koymayı planlıyorum.

Fotoğraf: Oğuz Birkardeşler
İSTANBUL MUHTEŞEM BİR ŞEHİR
Eski röportajlarınızdan birinde; ‘’ Paris’teki Elysee Sarayı yakınlarında oturduğum için her gün kaos yaşıyorum. Trafik sorunu var. Yollar çoğu zaman kapalı. Valizimle bile yürüyemiyorum.’’ demiştiniz. Bu röportajınızı okuduktan sonra korkarak soruyorum; ‘’İstanbul hakkında ne düşünüyorsunuz?’’
Gülüyor ve…
O röportajımın ardından Paris’te çok şey değişti. Her şey dört dörtlük diyemem hala ama daha iyi olduğunu söyleyebilirim.
İstanbul’a gelince; bir şey söylemeden önce; burada yaşamak lazım diye düşünüyorum. Ama dışardan turist olarak geldiğimde İstanbul muhteşem bir şehir.
Dört yıl öncesine göre bile, yapılan yeni binalarla gelişmekte olan bir şehir olarak çıkıyor karşımıza İstanbul.
Evet, taksi bulmak, bir yerden bir yere gitmek Paris’te olduğu gibi burada da işkence. Fakat yaşanan terör saldırılarından sonra arttırılan güvenlik önlemleriyle, korku duymadığım enerjisini sevdiğim de bir şehir.