konu1-2

Çocukluğumuzun büyük eğlencesiydi Eurovision.
Günler öncesinden hakkında konuşmaya başlardık, yayın başladığında ise sokakta hayat biterdi.
Sonra “Turkey, zero points” (Türkiye, sıfır puan) demeye başladılar mı işin tadı kaçardı.
Zamanla, başarılı şarkılar ve oylama sisteminin yardımıyla, gurbetçilerimiz de oylara abanınca güzel sonuçlar almaya başlamıştık.
Ama sonra SSCB (Sovyetler Birliği) dağılıp Baltık ülkeleri birbirine oy veren koalisyonlar kurunca işin tadı bizim için yeniden kaçtı.
Ama zaten Eurovision Şarkı Yarışması asla şarkı yarışması olmadı.
Bugün bakınca hiç de önemi yok.
Fazla klişe olacak ama organizasyona katılıp boy göstermek bile önemli.
Eğlenceli, ülke tanıtımına katkısı olan bir aktive.
Kendi adıma en sevdiğim şey sahne!
Her ülkenin farklı bir tasarım hazırladığı ve teknolojinin ileri gitmesiyle her yıl biraz daha görkemli hale gelen sahne gerçekten benim için tam bir seyirlik.
Eurovision şöyleydi, böyleydi, falan filan.
Ama basit, küçük bir soru var: “Neden bu yarışmaya katılmıyoruz artık biz?”
Yaşanan son olayları dün gibi hatırlıyorum. Hadise’nin kıyafetinin nasıl da devlet krizi haline dönüştüğünü, TRT müdürünün afra tafralı açıklamalarını...
Resmen bir kadın şarkıcı, mesela Hande Yener tadında birini götürmek zorunda kalırlar Eurovision’a da din elden gider diye korkuyorlar muhtemelen.
Bu yıl Ukrayna, Türkçe nakaratlı şarkısıyla kazandı yarışmayı. Üstelik şarkı kötü, yorumcunun sesi o kadar da şahane olmamasına karşın. Nasıl kazandığı ortada ama önemi yok.
Sonuçta memleket meselesi değil, altı üstü şarkı yarışması. Ama ülkeni Avrupa ülkesi olarak gösterdiğin, o kulübe bir anlığına da olsa girdiğin ve eğlendiğin bir yarışma.
Ama bizi yönetenler eğlenmekten ve bizim eğlenmemizden çok korkuyor. Şehit haberleriyle ağlayan, kin tutan kindar ve tabii ki kendilerine oy veren insanlar istiyorlar.
Allah korusun ya iki dakika her şeyi unutup, derdi kederi bir yana koyup eğlenirsek?
Ya kadın şarkıcı bacağını açarsa.
Allah koru yarabbimmm!

Peri masalı gibi düğün


Hafta sonunun iç ısıtan görüntüleri bir düğünden geldi. Cunda, çok sevdiğim Kenan İmirzalıoğlu ve Sinem Kobal’ın düğün davetine tanık oldu.
İkili hiç kasmadı ve magazine öcü gibi davranıp saçma sapan görüntülere geçit vermedi.
Tüm mütevazılıklarıyla rüya gibi fotoğraflarını paylaştılar. Bir düğün hayali kurulacaksa budur. Allah ikisini de hep mutlu etsin inşallah...

Taksilere metrolojik değil hijyen belgesi lazım!


konu2

Bundan böyle her taksiye, taksimetrenin kontrol altında olduğunu bildiren çıkartmalar yapıştırılacakmış.
Güzel.
Ama bence taksilerin çok daha önemli bir kontrole ihtiyacı var; o da hijyen ve temizlik konusunda. İstanbul taksilerinin çoğu pis, koltuklar leke içinde, kokuya hiç girmiyorum bile. Giderek iyice pislik içinde yaşamaya başlayan bazı Ortadoğu ülkelerine benziyoruz. Kentin yöneticilerinin temizlik mevhumu ortada. Ne karışan var ne de kontrol eden. Her şey para. Aman taksimetre eksik yazmasın! Aman vergiyi tam alsın devlet! Ama pislik içinde seyahat etmek konusunda sorun yok. Bravo vallahi...