Gıda arz güvenliği artık bir milli güvenlik sorunudur. Sağlıklı ve erişilebilir gıda arzı sağlamak, iktidarların en önemli ve başta gelen görevlerinden biridir. Artan gıda fiyatları, toplumun büyük kesimi için sağlıklı ve yeterli gıdaya erişimi kısıtlamaktadır. Bu durum, bizlere uygulanan tarım politikalarını ve bütçe tercihlerini sorgulama hakkı vermektedir. Yaptığımız sorgulamalar şunu göstermektedir ki; mevcut politikalarla gıda enflasyonu durdurulamadı ve durdurulma ihtimali de ufukta gözükmüyor.
TÜİK’in açıkladığı Şubat 2026 verilerine göre, son bir yıldaki gıda enflasyonumuz %36.44 olarak gerçekleşti. Bu tabloyla Türkiye, istatistik yayımlanan 175 ülke içinde üçüncü sıradadır. Ocak ayında dördüncü sırada idik. Bir sıra daha yükselerek Arjantin’in de önüne geçtik. Avrupa ve G20 ülkeleri içinde ise açık ara liderliğimizi sürdürüyoruz. Daha da vahimi, ocak ayında %6.59, şubat ayında ise %6.89 olan bir aylık gıda enflasyonumuz, dünyadaki 145 ülkenin yıllık enflasyonunun üzerine çıkmıştır. Bu veriler ülkenin gıda güvenliği ve dolayısıyla milli güvenlik açısından ciddi bir sorundur.

Çiftçiye destek mi, Borç mu?
Gıda enflasyonu sorununun ivme kazanarak artışı; mevcut politika uygulamalarının bu soruna çözüm getiremediğinin en açık kanıtıdır. Tarım Kanunu’na göre çiftçiye verilmesi gereken desteklerin son yıllarda sadece neredeyse dörtte biri verilmektedir. 2006-2025 döneminde çiftçilere bütçeden yapılması gereken destek tutarı, olması gerekenden 107.6 milyar dolar daha düşük gerçekleşmiştir. Yani çiftçiye 4.6 trilyon liralık destek eksik ödenmiştir.
2026 yılının ilk iki ayında bütçeden tarıma verilen destek miktarı sadece 2 milyar 56 milyon liradır. Oysa 2024 yılının ilk iki ayındaki destek ödeme tutarı 27 milyar 112 milyon lira düzeyindeydi. Yüksek enflasyonlu iki yıl geçmesine rağmen destek tutarı 13’te birine düşmüştür. Üstelik 2026’nın ilk iki ayında verilen destekler içinde mazot ve gübre desteği olarak bir kuruş bile ödeme yapılmamıştır. İnsanın aklına ister istemez; “Yüksek faiz ödemesinin olduğu 2026 yılının ilk iki ayında bütçe güzel gözüksün diye çiftçinin “destek ödemeleri mi ertelendi?” sorusu geliyor.
Çiftçiye hakkı olan destek verilmezken, Ziraat Bankası’nın görev zararları, yeni adıyla görevlendirme giderleri, astronomik şekilde artmaktadır. 2021’de 4.7 milyar lira olan bu tutar, 2025’te 183.9 milyar liraya çıktı. 2026’nın ilk iki ayında ise 21 milyar liraya ulaşmıştır. Banka bu parayı çiftçiye düşük faizli kredi verdiği gerekçesiyle bütçeden almaktadır. Çiftçiye hak ettiği desteği vermek yerine bütçe kaynağının bankaya görev zararı olarak ödenmesi, çiftçinin desteklenmesi değil borçlandırılması anlamına gelir. Ayrıca kredi mekanizmasında hak etmeyen kişilerin ucuz krediye erişmesi riski de konunun başka bir boyutudur.
Savaş koşulları ve artan maliyet baskısı
Bugün bu tabloya bir de dışsal şoklar eklenmiştir. ABD ve İsrail ile İran arasındaki sıcak savaş, enerji ve petrokimya maliyetlerini kontrol edilemez ve öngörülemez bir noktaya taşımıştır. Petrol fiyatlarındaki artış mazot maliyetini, doğalgaz fiyatlarındaki tırmanış ise kimyasal gübre fiyatlarını doğrudan etkilemektedir. Artan mazot ve gübre maliyetleri tarımsal girdi maliyetlerini artırmaktadır. Mazot ve gübre desteği için ilk iki ayda bir kuruş bile ödenmeyen bir sistemde, savaşın getirdiği bu ek maliyetlerin altından kalkılması mümkün değildir.
Bütçe tercihleri ve çözüm önerileri
Bütçe bir tercih belgesidir. İktidar bütçe ödenekleri yoluyla bu tercihlerini ortaya koyar. Bütçeden 2026 yılının ilk iki ayında faize 640.1 milyar lira ödenirken, tarımsal destek için sadece 2 milyar lira ödenmesi bu tercihin en net yansımasıdır.
Mevcut jeopolitik riskler ve gıda enflasyonu göz önüne alındığında öncelikle atılması gereken adımlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
- Doğrudan Girdi Desteği: Mazot ve gübre desteği ivedilikle devreye sokulmalıdır. Çiftçiye kredi vererek borçlandırmak yerine, artan savaş maliyetlerini karşılayacak doğrudan girdi hibeleri verilmelidir.
- Vergi Düzenlemesi: Mazot desteğine ilaveten tarımsal üretimde kullanılan mazottan alınan vergiler, en azından enerji fiyatlarındaki şok dalgası dinene kadar kaldırılmalıdır.
- Görev Zararı Yerine Üretim Desteği: Ziraat Bankası’na “görev zararı” adı altında aktarılan milyarlarca liralık bütçe kaynağı, doğrudan çiftçinin mazot, gübre ve tohum maliyetini sübvanse etmek için kullanılmalıdır. Borçlandırma yerine çiftçiye hak ettiği destek verilmelidir.
Mevcut politikalar, çiftçinin maliyetlerini doğrudan aşağıya çekmek yerine çiftçiyi daha da borçlandırmak olunca, gıdanın daha pahalı oluşmasından daha doğal bir sonuç olamaz. Bu yaklaşımla gıda enflasyonunu durduramazsınız. Bütçe tercihlerinin, faizden değil; çiftçiden, sofradaki lokmadan yana olması tüm ülkenin hayrına olacaktır.